Blog Listem

7 Temmuz 2008 Pazartesi




KURTLAR SOFRASI


“Homo homini lupus” İngiliz Filozofu Tomhas Hobbes XVIII. Yüzyılda söylemiş bu sözü, yani “İnsan insan için kurttur” demiş.
Niçin mi söylemiş? Yüzyıllar boyunca insan insanla savaşmış durmadan, insan insanı suçlamış, insan insanı öldürmüş, insan insana kötülük etmiş durmadan. Herhalde bu gerçeği dile getirmekten başka bir şey yapmamış Hobbes.
İsa’dan 900 yıl önce büyük ozan Homeros, “Dünyada can çekişen ve sürünen tüm yaratıklar arasında insanlar kadar kötü talihlisi yoktur” diye yazmış. O da Hobbes’den 2400 yıl önce dile getirmiş bu gerçeği.
“Köpek köpeğe, at ata ne borçludur” diye soruyordu bir zamanlar Voltaire. Ve arkasından yapıştırıyordu şu ilginç, şu düşündürücü yanıtını; “Hiç bir şey, hiçbir hayvan ötekinin buyruğu altında değildir.
Ama insanoğlu, akıl denen tanrı ışığına kavuşmuş. Ne kazanmış biliyormusunuz? Dünyanın her yerinde köle olmayı…” Ünlü düşünür, kendi çağında işte böyle anlatıyordu insanın dramını
Oysa insan çağlar boyu soylu bir varlık olarak tanındı. Akıl denen üstün güç insana bağışlandı ve bunu en olumlu biçimde kullanması, kendine yaraşır davranışlar göstermesi beklendi…Ya da bekleniyor.
Her akıllı insan bunu yapabiliyor mu? Ya da her akıllı insan erdemli insanmıdır?
Erdemli insan nasıl olmalıdır?
Kısa deyimle erdem “Benzerine iyilik etmektir.”
Akıl başka şey, erdem başka şeydir.
Akıllı insan her zaman iyi insan olmayabilir. Ama erdemli insan her zaman iyi insandır. Çünkü erdem iyilikle eş anlamlıdır. Akıl kimi zaman kötülüğe yöneltilebilir. Para hırsı, büyüme hırsı, yükselme hırsı akılı insanı şaşırtabilir. Erdemli insan ise bu gibi şaşkınlıkların üstündedir.
Ama ne yazık ki erdem, dünya yüzünde çoğu zaman azınlıkta kalmıştır.
Kötülüğün karşısında yenik düşmüştür her çağda.
Bernhart Şhowe’un dediği gibi “Dünya erdemlileri sevmemiştir” Ve egemenlik erdemsizlerin eline geçmiştir. Çağlar boyu…
İnsanlık bu günde daha onurlu, daha yüksek bir düzeyde değildir.
Teknoloji büyük ilerlemeler gösterdiği halde aktörlerde böyle bir ilerleme olmamıştır.
Kuşkusuz günümüzün dünyası eski dünya değildir.
Ama insanlar eski insanlardır.
İnsan insanlarla, devletler devletlerle, düşünceler düşüncelerle kanlı bıçaklı savaş halindedir.
Özgürlük diye diye, özgürlük ortadan kaldırılmakta, adalet diye diye, adalet ayaklar altına alınmaktadır.
Bütün bunları niye mi yazdım? Biraz önce televizyonda serbest bırakılan gazeteci Mustafa Balbay’ın gazetecilere söylediği sözleri izledim. Boğazım düğümlendi…
“Gazeteci kimliğimle girdim, gazeteci kimliğimle çıkıyorum. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı terör tarafından öldürüldü. Terör beni de yaraladı “ diyordu
Onu en çok üzen bunca yıldır “hayır” dediği terörden gözaltına alınmasaydı belli ki…
Son günlerde elimde bilmem kaçıncı tekrarını okuduğum Uğur Mumcu’nun “Sakıncalı Piyade’si” var. Mumcu şöyle yazıyor.
“Bir çok ölüm cezaları ceza yasasının 146. maddesinden veriliyordu…
Nedir bu 146. madde. Anayasa’yı silah yoluyla değiştirmek.
Yani yasadaki tanımla Anayasa’yı ‘tagyir, tebdil ve ilga’ etmek…
Cezaevinde özellikle köylü sanıklar, yasanın bu sözlerine hiç dilleri dönmezdi. Bu maddeden tutuklanıp, cezaevine atılanlar, içerde önüne gelene sorarlardı;
- Anayasayı tangır- tungur etmişiz, bastılar sopayı, nedir bunun cezası?
Bizler anlatırdık. Anayasanın nasıl ‘tangır-tungur’ edildiğini.
Bir gün Güney İllerimizden Şeho Bildik adlı bir köylü yurttaşı tutuklamışlardı.
Mahkemeye çıkınca yargıç sormuş.
- Anayasa’yı tagyir, tebdil ve ilga ettin mi?
- Efendim.
- Oğlum yani savcı diyorki, Anayasa’yı tagyir, tebdil ilga etmişsin ne diyorsun?
- O dediğinizden yapmadım komutanım.
Yargıç dayanamayıp suçun niteliğini açıklamış
- Oğlum Anayasa’yı ihlal ettin mi?
- Efendim biz köylüyüz ne anlarız. Anayasa’dan İhlal edilmişse şehirliler ihlal etmiştir.
Anayasa’yı köylü yurttaşın dediği gibi şehirliler mi çiğnemiştir bilinmez.”
Ama Anayasa’yı tangır- tungur edenler hep bunlar.
Evet gülelim mi, ağlayalım mı?
Ben bir yandan gülüyorum, bir yandan yaşlar süzülüyor gözlerimden.
Bugün ülkemizde görülüp yaşanan tam olarak yine budur.
Dışarıdaki bir takım medyanın dünyaya sunduğu Türkiye imgesini düşünün.
Bütün insanlık tarihinin en büyük, en anlamlı devrimlerinden birini gerçekleştirmiş olan Türkiye yanıltıcı, çarpıtıcı bir aynada erdemsiz insanların, katillerin, komplocuların ülkesi olarak yansıtılıyor. İçerdeki bir kısım medya da buna hizmet ediyor. Ve ülke giderek sağduyudan uzak, akılların karıştırılıp, zihinlerin bulandırıldığı bir kaosa sürükleniyor.
Ne yapmalıyız, ne yapabiliriz
Tekrar erdemi egemen kılmak için nelere önem vermeli, nelere dikkat etmeliyiz.
Karamsar mı olacağız?
Umutsuz mu olacağız?
Umutsuzluk insana yakışır mı hiç…
Bir ırmak geriye doğru akıtılmaz kolay kolay.
Dünya ilerlemekte, yaşam yürümekte
Bu doğa yasası er geç insanlara da yansıyacak. Her yönüyle ilerleyen, gelişen, güzelleşen dünyada erdemli, onurlu, aydınlık insanların azınlıkta kalması büyük bir tutarsızlık… Bu ters gidişi doğru yöne çevirmek için uğraş vermek bir insanlık görevi.
“Vuran olsa da kırıl, düş…Fakat eğilme sakın” diyen ozanın bu sözleri örnek alınmalı.
İnsan akıllı bir varlık. Akıllı bir yaratık olmasına rağmen yalnız aklın yeterli olmadığı ortada.
O halde akıllı insanların erdemli insanlar haline dönüştüğü günleri düşlemekle başlayın işe.
Böylesine bir savaşım, tek insanın savaşımı olmaktan çıkmış tüm insanlığın ortak savaşı haline gelmiştir çünkü.


O günlere kadar düşçe kalın.

2 yorum:

atesinsesi dedi ki...

hayat sınıflar mücadelesinde gelişkin bir hukuk yaratır.eğer adaletse hesap(ki gün zilelinin dediği gibi adaletle hukuk aynı şey değildir) işte orda halkın gücü tanrılardan büyüktür.

bence insan kendinin kurdudur ona bunu öğretense toplumdur.topluma bunu aşılayansa devlettir.devletin varolduğu her yerde sınıflar vardır.sınıfların var olduğu yerde ise sömürü.o halde parmağa değil ışığa bakalım

sevgiyle

nehiro dedi ki...

Işığa bakmaktan ve kanatlarımız yansa da ona doğru uçmaktan hiç vazgeçmedik ki ateşinsesi...
Varsın yansın, ulaşamasam bile yolunda ölürüm demişiz ya...

sevgi ve sağlıklı kal...