Blog Listem

27 Ekim 2008 Pazartesi

cumhuriyet

CUMHURİYET

Ben seni ışığından tanıyorum, savrulan dallarından, eriyen şarkılardan, bulutların çığlığından, daracık rüzgarlarından, ormana yürüyen suyundan, ben seni durmadan çoğalan aydınlığından tanıyorum…
Evet 29 Ekim… Emperyalizme karşı verilen Kurtuluş savaşı sonrasında Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığın kazanılmasıyla, yeni kurulan devletin idare şeklinin Cumhuriyet olarak belirlendiği gündür 29 Ekim…

Bunun anlamı, artık egemenliğin kaynağının ulusa ait olduğudur. Bu bir ulus için en gurur verici gündür. Ve o devlet varlığını sürdürdüğü sürece en güzel şekilde kutlanmalıdır.
Peki 85. yılını kutladığımız Cumhuriyet’in önemini ve onu sahiplenme bilincine erişebilen gençler yetiştirebiliyor muyuz?
Bu soruya hiç tereddütsüz “evet” yanıtı vermek isterdim…

Fakat ne yazık ki, 2008 Türkiye’sin de Cumhuriyet’in ülkemize kazandırdıklarının bilincinde olmayanların sayısı gittikçe artıyor.
Cumhuriyet rejimi ile yönetilen Türkiye'de doğup büyüyen bu gençlerin ve insanlarımızın 29 Ekim 1923’ün anlamını kavrayamamış olması gerçekten üzücü…
Gençlerimize bireysel kurtuluşa değil, toplumsal kurtuluşa inanan, ilerlemeye ve geleceğe yönelmiş, geriye değil ileriye bakan, aklın ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş, öyle olduğu için de sistemli düşünen, tartışan ve yaratan, sanata, barışa, emeğe, insan haklarına, hoşgörüye, demokratik değerlere önem veren bir eğitimle Cumhuriyet'in önemini kavramasını sağlamalıyız… Ya da sağlamalıydık bizler…

Ne var ki, yurdumuzda yürürlükteki düzen, bu ideallerin karşısındadır…
Bu bir düzen değil karabasandır aslında…

İnsanlarımızın boğazını sıkan, toplumu onun için bir cehenneme çeviren, okuldan üniversiteye değin eğitimin öğretimin bütün alanlarını kuşatmış çocuklarımızın ve gençlerimizin çevresine karanlığın duvarlarını örmüş bir karabasan…
Gittikçe boğucu hale gelen bu ortamda genç kuşaklar, aydınlık yarınları yaratmanın bilgi ve becerilerini kazanamadıkları gibi, demokrasinin en sağlam güvencelerinden biri olan demokratik bir politik kültürü de özümseyemez durumdadırlar…

Bu boğucu ortamdan nasibini alanlar tabii ki yalnız gençler değil!...
Arşivime ve gazetede çıkan köşe yazılarıma ulaşmak isteyecek okurlarım için kurduğum ( www.haberci-nehiro.blogspot.com ) adlı siteye giren okurlarım yaklaşık 6 gündür şu yazıyla karşılaşmaktadır.
“Bu siteye erişim mahkeme kararı ile engellenmiştir.”
Karar TC. Diyarbakır 1.Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 20.10.2008 tarihinde verilmiş.

Evet aslında bu uygulama ne ilk ne de son… Devlet yargı aracılığıyla, 5Mayıs 2008 ‘de yasaklanan You Tube örneğinde olduğu gibi uzunca bir süredir siyasal anlayışına aykırı görüşlerin yer aldığı sitelere erişimi engellemektedir…
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı aldırdığı yargı kararlarına neden olarak “bölücülük probakandası”, “Atatürk’e hakaret” gibi suçlamaları gösteriyor. Ne var ki “blogspot” büyük rağbet gören uluslar arası bir iletişim aracı olduğundan bir tek kişinin yanında yüz binlerce kişinin düşüncelerini açıklama ve haber alma özgürlükleri engellenmiş oluyor…
Türkiye Cumhuriyeti dünyada düşünceden korkan, düşünceyi yasaklayan devletlerin arasında ilk sıralarda yer alıyor…
Salt gazete satıyor diye gözaltına alınan, dövülen, öldürülenler…
Düşüncelerini yazıyor diye yargılanan aydınlar, gazeteciler…
Alkollü içki yasakları…
Tutuklanıp aylarca tutuklu kalan ama neden tutuklandığını öğrenemeden ölen sanıklar…

Her gün yeni bir baskı…
Her gün yeni bir yasaklama…

Kendisi gibi düşünmeyenlere karşı böylesine hırçın, böylesine baskıcı davranan bir sivil hükümet gördük mü? Diye düşünmekten kendimi alamıyorum…
Bizim şu anda yönetim şeklimiz Cumhuriyet değil mi?
Bu durumda 29 Ekim 2008’de gençliğe ve ulusumuza soruyorum…

Anadolu insanının yaşamı pahasına emperyalizme karşı savaşarak kurduğu, egemenliği padişahtan alıp halka veren bir çağdaş yaşamı hedefleyen laik Cumhuriyet’i sahiplenecek miyiz?

Bu bizim elimizde bu ülkenin aydınlık insanların da…
Ben yanmazsam
Sen yanmazsam
Biz yanmazsak
Nasıl çıkar?
Karanlıklar, aydınlığa… diyor şair
Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum…

Etrafta mükemmel bir gecenin
Işıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
Yeni insanların adımları ile düşçe kalın…..

8 yorum:

nehiro dedi ki...

evet sevgili dostlarım tıklayınca çıkan yazı karşısında bana gelen okurlarımın tepkileri için gerçekten teşekkür ederim...
gördüğünüz gibi yasaklarla hiç bir şey halledilmiyor...
yasaklar her zaman delinebiliniyor...
Ama beyinleri değiştirmek gerekiyor...
beyinleri ve çocukları iyi eğitmek önemli olan çünkü yarınları onlara emanet edeceğiz...
Ben buradan öğretmen olan arkadaşlarıma sesleniyorum...
ne olur elinizden geleni yapın...

atesinsesi dedi ki...

Anımsadın mı, bir masalda kaybolmuştuk hani
Sonra gidip yaşlı bir zeytin ağacına sığınmıştık
Üç mor kuş geçiyordu gök/yüzünden
Üç kez gülümsemiştin art arda/cumhuriyetin ilk günleri gibi güzeldi yüzün

Adsız dedi ki...

Devrimci kimliğin gereksinimlerini yerine getirenlere. .

Tekrar merhabalar. .

Adsız dedi ki...

Merhaba Nihal,

Yazın geleceğe dair umut ışıklarını içinde barındırıyor.Bunlar ışık kırıntıları da olsa,önümüzü flu da olsa görmemizi sağlayacaktır.

Ben hiçbir zaman,geleceğe dair öngörü ve niyetlerimde karamsarlığa kapılmadım,kendimi koyvermedim.

"Kendisi gibi düşünmeyenlere karşı böylesine hırçın, böylesine baskıcı davranan bir sivil hükümet gördük mü? Diye düşünmekten kendimi alamıyorum…" bu cümlenden hareketle birkaç noktaya değinerek katkı sunmak istiyorum.

Öncelikle,"hırçın"lık konusunda haklısın.Evet hani deyim yerindeyse elinin ölçüsü yok bu zevatın.Öte yandan "kendisi gibi düşünmeyenlere" karşı tahammülsüzlük mevzusu,salt bu hükümete münhasır değil,gelmiş geçmiş tüm hükümetlerde bunu görmek mümkün.Yakın tarih,birçok ibret alınacak olayla doludur.Hafızamızı biraz tazelemek babında şu:
DSP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı,Bakanlığın önünde basın açıklaması yapıp bordrolarını yakan Eğitim Senlilere,"Onlar kendilerini yaksınlar" diyebilmiştir.Bu örneği özellikle verdim.Adına "sol" denen bir partinin mensubu bunu dillendiren.Ötekilerden örneklere gerek yok.Bu örnek bile tek başına her şeyi gözler önüne sermeye yetiyor zaten..

İkincisi,Türkiye Cumhuriyeti,Anayasasında da dile getirildiği gibi bir sosyal hukuk devletidir."Sosyal hukuk" devleti nosyonu yasada vardır ama ne yazık ki uygulanmamaktadır.Hükümet,IMF ve DB ile yaptığı anlaşmalarla vatandaşı adeta,kök söktürür hale getirmiştir.Türkiye aldığı borçlardan,daha fazlasını faiz ödemelerine aktarmak durumuna gelmiştir.Hani sosyal hukuk devleti?

Üçüncüsü,gerçek demokrasi hiçbir vatandaşın hastane kapılarında parası olmadığından ölmediği,kışın parklarda,köprü altlarında soğuktan donarak terki diyar eylemediği,şiddet içermediği ölçüde herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği,herkesin bir kilo kıyma alarak evine gittiği koşullarda şekillenebilir ancak.

Dünyada var olan hukuk sistemi -Küba ve Venazuella gibi birkaç istisna dışında- burjuva hukuku ilkelerine göre oluşturulmuştur.Bunun en canlı örneğini şu birkaç haftadır hep birlikte yaşayarak gördük,görüyoruz.Amerika'da başlayıp dalga dalga dünyaya yayılan mali kriz sonucunda,ülkelerin başbakanları toplanıp bu büyük finans örgütlerini kurtarmak için kasalarını sonuna kadar tahsis ettiler.Kapitalistlerin "Bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler" söylemi,demek ki içi kof,berbat bir denklem.Kapitalistlerin kurtuluşu,yine devletçi çözümlerde arandı ve büyük bir koltuk çıkıldı onlara.Şu batan şirketleri kurtarmak için ayrılan para,dünyadaki açlar için harcansa,inan açlık diye bir insanlık ayıbı ortadan kalkardı Nihal.İşine geldiği zaman dokunma,yanarsın; işine gelmezse gel devletçi çözümlerden medet um.Bunlar böylesine aymaz,böylesine yüzsüz işte.Ha,bu kapitalistlerde haya duygusu var mıydı ki?Orasını okuyanların yorumuna bırakıyorum...

Demek ki,demokrasinin anlamı herkesin durduğu ve baktığı yere göre değişiyor.Ha,değişmemesi lazım,ama bunu yapan ben ve benim gibi emekçiler değil,gücü ellerinde bulunduranlar ve her daim lehlerine kullanmak isteyenlerdir..

Cumhuriyetimizin kuruluşu gibi böyle bir günde bunları yazmak hoş değil.Ama mızrak çuvala sığmaz derler.Gerçekler hiçbir zaman saklanamaz,söylenmesi gerektiği anda da hiç çekinmeden söylenmelidir.

Bu vesileyle Mustafa Kemal'i ve onun yanında büyük bir özveriyle yer alarak canını dişine takmış halkımızı sevgi ve saygıyla anarken aşağıya bir link adresi veriyorum.Umarım beğenirsin..

http://www.bursa-bld.gov.tr/filmler/default.asp?video=zeybek

Sevgilerle..

nehiro dedi ki...

"...Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün...."

teşekkürler, katkın için teşekkürler...

nehiro dedi ki...

merhabalar yeraltındannotlar...
bizi hiç birşey engelliyemez değilmi, bu yola çıkanlar öümüzde arkamızda....
Varmak için se her türlü çaba bizde...
sevgiler...

nehiro dedi ki...

hoşgeldin Murat...
"olhayat" da çok güzel bir isim ama ben isminle hitap etmeyi tercih ediyorum senin gibi...
Geleceğe dair karamsarlığa kapılıp bezginliğe düşmeyi bende hiç istemem...
bu yüzden elimden geldiğince tablo ne kadar karanlık olsa da hep umutla bakmayı istiyor ve bakıyorum bende senin gibi...
Katkıların için teşekkürkür ederim...
Evet Din ve vijdan özgürlüğü yerinde bırakılmayıp, Ulus devletin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz...Halk aydınlanmasının tamamen önünün kesildiği ABD ve AB uğruna bir çok şeyin feda edildiği bu dönemde ne yazıkki bu milletin tüm kazanımları tek tek bitirilmekte...
Sosyal devlet seninde dediğin gibi ret edilerek tamamen vahşi kapitalizmin eline bırakılmakta...
"...Şu batan şirketleri kurtarmak için ayrılan para,dünyadaki açlar için harcansa,inan açlık diye bir insanlık ayıbı ortadan kalkardı"
çok haklısın...

16 Ekim Dünya Gıda günü kutlanırken AB Veteriner Hekim Platformu yaptığı basın açıklamasında Dünya nüfusunun %10’u açlık, %30'u ise yetersiz beslenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirtmişti...

Küresel gıda krizinin şiddeti ve boyutu da giderek artmaktadır. Bu kriz öncesinde, FAO’nun dünya beslenme raporunda dünyada 850 milyon kişi gıda sıkıntısı çektiği belirtilmekteydi.
Bu krizle birlikte Dünya Bankası bu rakamın 100 milyon kadar artabileceğini tahmin ediyor.

Yoksulların en yoksulu gelirlerinin üçte ikisi veya daha fazlasını gıdaya harcıyor. Gıda güvencesi bir insan hakkı olmasına rağmen, dünyada 950 milyon insan kronik açlık çekeceği ve bu insanların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini tamamlayamadıkları bildirilmekte...
Bugün harekete geçilmedi sürece bugünün sorunları yarın daha da büyüyerek hepimizi yutacağı kesin...
gerçekler ise evet ne yazık ki saklanamıyor murat ne kadar medya satın alınsada, insanlar satın alınsada saklanmıyor...
verdiğin adresteki görüntüler o kadar güzeldiki sanırım 2- 3 kere tekrar tekrar seyrettim çok teşekkürler paylaşımın için...

sevgiler...

7.oda dedi ki...

bayramımız kutlu olsun !!