
KAFA AYNI KAFA!...
2008’in dibindeki tortuları taşıyarak 2009’a alışmaya ve ilk günlerini yaşamaya çalışıyoruz.
Zaman mı geçiyor, yoksa bir şeyler duruyor da biz mi geçiyoruz bu hayattan!
Tabii bizlerle birlikte günler, günlerin içindeki renkler, renklerin içindeki maviler, sarılar, yeşiller de bağırarak, parlayarak ya da ağlayarak geçip gidiyor işte…
Değişmeyen tek şey değişimin kendisi olduğuna göre duran şey yok galiba.
Yıllar, günler geçip gidiyor da, sorunlar ve görüp yaşadıklarımız şekil değiştirerek bile olsa aynı kalıyor…
Hatırlıyor musunuz 2004 yılında 234 yolcu ve 9 personeliyle Haydarpaşa garından Ankara’ya hareket eden ilk hızlandırılmış tren hızla yol almaya başlamıştı.
O zamanki yetkililere göre bu demiryolu devrimiydi. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de artık trenler “ hızlı” oluyordu.
Oysa ne demiryolunun rayları, ne de rayların döşeli olduğu arazi bu hızlı trenin gitmesine uygundu.
Bunun tehlikeli olduğunu belirten bilim adamlarına kulak asılmamıştı. Tren Pamukova yakınlarında, gecenin karanlığında devrildi. 41 kişi öldü…
Herkes ayağa kalktı ölenlerin yakınları acı içinde sarsıldı. Kamuoyu ve medya kazanın nedenini öğrenmek için tartışmalar yaptı. Suçluyu sorumluyu aradı. Sorumlulardan biri, demiryollarının o günkü genel müdür yardımcısı kazanın nedenini televizyonlarda canlı yayında açıkladı.
2008’in dibindeki tortuları taşıyarak 2009’a alışmaya ve ilk günlerini yaşamaya çalışıyoruz.
Zaman mı geçiyor, yoksa bir şeyler duruyor da biz mi geçiyoruz bu hayattan!
Tabii bizlerle birlikte günler, günlerin içindeki renkler, renklerin içindeki maviler, sarılar, yeşiller de bağırarak, parlayarak ya da ağlayarak geçip gidiyor işte…
Değişmeyen tek şey değişimin kendisi olduğuna göre duran şey yok galiba.
Yıllar, günler geçip gidiyor da, sorunlar ve görüp yaşadıklarımız şekil değiştirerek bile olsa aynı kalıyor…
Hatırlıyor musunuz 2004 yılında 234 yolcu ve 9 personeliyle Haydarpaşa garından Ankara’ya hareket eden ilk hızlandırılmış tren hızla yol almaya başlamıştı.
O zamanki yetkililere göre bu demiryolu devrimiydi. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de artık trenler “ hızlı” oluyordu.
Oysa ne demiryolunun rayları, ne de rayların döşeli olduğu arazi bu hızlı trenin gitmesine uygundu.
Bunun tehlikeli olduğunu belirten bilim adamlarına kulak asılmamıştı. Tren Pamukova yakınlarında, gecenin karanlığında devrildi. 41 kişi öldü…
Herkes ayağa kalktı ölenlerin yakınları acı içinde sarsıldı. Kamuoyu ve medya kazanın nedenini öğrenmek için tartışmalar yaptı. Suçluyu sorumluyu aradı. Sorumlulardan biri, demiryollarının o günkü genel müdür yardımcısı kazanın nedenini televizyonlarda canlı yayında açıkladı.
“ Takdiri-i ilahi”
Cehalet, umursamazlık, vurdumduymazlığın bedeli Allah’a havale ediliyordu.
Ve sorumluların bulunacağını umanlar yanıldılar. Türkiye’de ki her olay gibi bu da unutulurken sorumlular koltuklarında kaldılar.
2009’un ilk günleri, Üniversite öğrencisi 7 genç Ankara’da doğalgazdan zehirlenerek öldü. Hepsi pırıl, pırıl önlerinde yaşayacakları bir ömür olan 7 genç!
Bilkent üniversitesinin çeşitli bölümlerinde okuyan umutları, düşleri, aileleri, sevgileri, aşkları sevgilileri ve de yapacak çok işleri olan 7 genç… Yok, oldular bir gecede doğalgaz yüzünden…
Yine herkes ayakta… Ölenlerin yakınlarının acısı ise dinecek gibi değil… Kamuoyu ve medya olayın nedenini araştırıyor… Suçlu ya da sorumlu aranıyor…
Televizyonda Ankara’nın doğal gaz müdürüne sorular soruluyor… İhmal var mı? Doğalgaz şirketinin kontrolleri yetersiz miydi? Baca standartları uygunmuydu? Niye erken uyarı sistemi yoktu?
Doğal gaz müdürü abuk sabuk laflar ederek en sonunda kestirip atıyor “Kısa keselim bu gün Cuma. Hayırlı Cumalar…”
Müdür bey Cuma’ya gidiyor Acelesi var!
Ve sorumluların bulunacağını umanlar yanıldılar. Türkiye’de ki her olay gibi bu da unutulurken sorumlular koltuklarında kaldılar.
2009’un ilk günleri, Üniversite öğrencisi 7 genç Ankara’da doğalgazdan zehirlenerek öldü. Hepsi pırıl, pırıl önlerinde yaşayacakları bir ömür olan 7 genç!
Bilkent üniversitesinin çeşitli bölümlerinde okuyan umutları, düşleri, aileleri, sevgileri, aşkları sevgilileri ve de yapacak çok işleri olan 7 genç… Yok, oldular bir gecede doğalgaz yüzünden…
Yine herkes ayakta… Ölenlerin yakınlarının acısı ise dinecek gibi değil… Kamuoyu ve medya olayın nedenini araştırıyor… Suçlu ya da sorumlu aranıyor…
Televizyonda Ankara’nın doğal gaz müdürüne sorular soruluyor… İhmal var mı? Doğalgaz şirketinin kontrolleri yetersiz miydi? Baca standartları uygunmuydu? Niye erken uyarı sistemi yoktu?
Doğal gaz müdürü abuk sabuk laflar ederek en sonunda kestirip atıyor “Kısa keselim bu gün Cuma. Hayırlı Cumalar…”
Müdür bey Cuma’ya gidiyor Acelesi var!
Evet, 2004’de “ Takdir-i ilahi”
2009’da “Bu gün Cuma”
Değişen ne var dersiniz?
Kafalar mı, insanlar mı, ihmaller mi?
Kafa aynı kafa!
2004’de de aynıydı 2009’dada aynı…
2009’da “Bu gün Cuma”
Değişen ne var dersiniz?
Kafalar mı, insanlar mı, ihmaller mi?
Kafa aynı kafa!
2004’de de aynıydı 2009’dada aynı…
Cuma namazına yetişmek için basın toplantısını yarıda kesen, ölen gençlerin arkasından “cesetler çıplaktı” diyen kafalar yönetiyor Türkiye’yi…
Sizce Türkiye çağdaş bir hukuk devleti mi? Yoksa Türkiye şeriat yasalarına göre mi yönetilmeye başlandı?
Yılbaşı gecesi, Beyoğlu’n da “Alkol içenler zındıktır “ diye dolaşan cüppeli, takkeli, şalvarlı yobazlar, yine bir başka mahalle parkında içki içen üç genç üzerine önce satırla sonra silahla saldırıp gençlerden birisini öldürenler.
Türkiye’de yaşananlar “mahalle baskısı” boyutunu çoktan aşmış durumda…
Bu olaylar toplum hayatını İslamcı kurallara göre düzenleme çabasında devletin yetersiz kaldığına inananların, devlete yardımcı olmasıdır…
Bir ülkenin Başbakanı her içki içeni “dünyayı şişenin içinden gören ayyaş” olarak algılıyorsa ve de bu algısını gerçekmiş gibi dillendiriyorsa durum gerçekten vahimdir.
Bu durumda Başbakan’ın her sözüne inanan cahil, yurttaşların toplanıp içki içenlere saldırıp dövmeleri hatta öldürmeleri karşısında suçluyu nerede aramalı?
Evet, birileri dünyanın döndüğünü reddede dursun, ötekiler dünyaya doğan her yeni günün daha barışçı “eşit kardeşçe ve özgür” yaşanması dilek ve düşünü sürdürüyor.
Evrensel düzeyde emeğin hakkı, dürüstlüğün ücreti, yaratıcılığın payını teslim etmek için; dinler, diller, gelenekler, aşiretler, uluslar ötesi bir ahlak, bir zihniyet için bu ortaçağ karanlığını yaşamak, yeniden yaşamak zorunda mıyız?
2009 yılının sınıf, köken, inanç, cinsiyet, renk, yaş ve benzeri ölçütleri ne olursa olsun insanlığın yarınını eşit, kardeş ve özgür bir toplum temelinde kurma ütopya ve mücadelesini sürdürenler yılı olması umut ve dileğini taşımak ve ülkemde ki olaylardan utanmamak istiyorum…
Sizce Türkiye çağdaş bir hukuk devleti mi? Yoksa Türkiye şeriat yasalarına göre mi yönetilmeye başlandı?
Yılbaşı gecesi, Beyoğlu’n da “Alkol içenler zındıktır “ diye dolaşan cüppeli, takkeli, şalvarlı yobazlar, yine bir başka mahalle parkında içki içen üç genç üzerine önce satırla sonra silahla saldırıp gençlerden birisini öldürenler.
Türkiye’de yaşananlar “mahalle baskısı” boyutunu çoktan aşmış durumda…
Bu olaylar toplum hayatını İslamcı kurallara göre düzenleme çabasında devletin yetersiz kaldığına inananların, devlete yardımcı olmasıdır…
Bir ülkenin Başbakanı her içki içeni “dünyayı şişenin içinden gören ayyaş” olarak algılıyorsa ve de bu algısını gerçekmiş gibi dillendiriyorsa durum gerçekten vahimdir.
Bu durumda Başbakan’ın her sözüne inanan cahil, yurttaşların toplanıp içki içenlere saldırıp dövmeleri hatta öldürmeleri karşısında suçluyu nerede aramalı?
Evet, birileri dünyanın döndüğünü reddede dursun, ötekiler dünyaya doğan her yeni günün daha barışçı “eşit kardeşçe ve özgür” yaşanması dilek ve düşünü sürdürüyor.
Evrensel düzeyde emeğin hakkı, dürüstlüğün ücreti, yaratıcılığın payını teslim etmek için; dinler, diller, gelenekler, aşiretler, uluslar ötesi bir ahlak, bir zihniyet için bu ortaçağ karanlığını yaşamak, yeniden yaşamak zorunda mıyız?
2009 yılının sınıf, köken, inanç, cinsiyet, renk, yaş ve benzeri ölçütleri ne olursa olsun insanlığın yarınını eşit, kardeş ve özgür bir toplum temelinde kurma ütopya ve mücadelesini sürdürenler yılı olması umut ve dileğini taşımak ve ülkemde ki olaylardan utanmamak istiyorum…
2 yorum:
2009 a girerken...
...
çocuk çorabını asmış ağaca gece
"barış, azıcık barış noel baba"
...
sabah erken koşmuş ağaca,
farketmiş çorabın delik ucunu...
barış yerde
kan
revan...
Ağaca asılan umutlar bile kan- revan ise...
Barış içişn hiç umut kamadı demektir...
Yorum Gönder