
Yoruldum insan olmaktan
Taze bir güne başlarken yarınlara umutla bakmak
Sevmek ve sevilmek
Baharın çiçeklerini görmek,
Yeni doğan bebeklerin dünyaya attıkları ilk çığlığın sesini duymak
Kuş şarkılarını dinlemek… Varken…
Taze bir güne başlarken yarınlara umutla bakmak
Sevmek ve sevilmek
Baharın çiçeklerini görmek,
Yeni doğan bebeklerin dünyaya attıkları ilk çığlığın sesini duymak
Kuş şarkılarını dinlemek… Varken…
Sabahların turuncu ışığını bile bekleyemeden saat dörtlerde uyanır oldum son günlerde. kederli ve sıkıntılar içindeyim…
Düşünüyorum, Güzel yurdum nereye gidiyor… Diyebilirsiniz seçime…
Ama ben adil bir seçim olacağını düşünmüyorum…
“Söz mermidir, namludan fırladı mı geri dönmez” denir… Meydanlar, namludan fırlamış mermilerle dolu!...
Düşünüyorum, Güzel yurdum nereye gidiyor… Diyebilirsiniz seçime…
Ama ben adil bir seçim olacağını düşünmüyorum…
“Söz mermidir, namludan fırladı mı geri dönmez” denir… Meydanlar, namludan fırlamış mermilerle dolu!...
Bu susturulan, ya da susturulmaya çalışılan ülkemde…
Ergenekon savcılarının ikinci iddianamesine göre; İlhan Selçuk‘a 524 yıl, Doğu Perincek’e 512 yıl, Kemal Alemdaroğlu’na 512 yıl,Tuncay Özkan’a 64 yıl, Gürbüz Çapan’a 31 yıl, Mustafa Balbay’a 31 yıl…
Emekli generaller Hurşit Talon’la Şener Eruygur’a ise tam bin kırk yedi yıl!... İsteniyor.
İnsanların yüzlerce yıl hapislerde çürütülmelerini göze alanlar, nedense, en başta düşünen, yazan, yaratan, toplumu aydınlatan kişileri hedef seçmişler.
Bu kişilerin suç listesinde ise neler yok ki: Hizbullah, El Kaide, PKK, Sivas Madımak katliamı, Gazi olayları derken Cumhuriyet mitingleri…
Ergenekon savcılarının ikinci iddianamesine göre; İlhan Selçuk‘a 524 yıl, Doğu Perincek’e 512 yıl, Kemal Alemdaroğlu’na 512 yıl,Tuncay Özkan’a 64 yıl, Gürbüz Çapan’a 31 yıl, Mustafa Balbay’a 31 yıl…
Emekli generaller Hurşit Talon’la Şener Eruygur’a ise tam bin kırk yedi yıl!... İsteniyor.
İnsanların yüzlerce yıl hapislerde çürütülmelerini göze alanlar, nedense, en başta düşünen, yazan, yaratan, toplumu aydınlatan kişileri hedef seçmişler.
Bu kişilerin suç listesinde ise neler yok ki: Hizbullah, El Kaide, PKK, Sivas Madımak katliamı, Gazi olayları derken Cumhuriyet mitingleri…
Büyük bir psikolojik travma yaşanıyor.
Sanatçıları, şairleri, yazarları, tiyatrocuları, gazetecileri özgür olmayan, olmayan toplumlar çöküntüye uğrar.
Gerçekleri topluma gösterebilirsek, gösterebilirlerse ancak o zaman halk bilinçlenir. Ancak ne yazık ki toplumumuz derin uykuda görünüyor.
Aydınlatıcı gazeteciler ve sanatçılar; “gerçekmiş gibi” gözüken olguların, özünde yatan insan duyarlılıklarını ve insan arızalarını görünür kılarlar. Ve insani değerlerde birleşirler.
Ve evet, bu insanlar bir düzeni değiştirmek isterler, fakat bu düzen anayasal olan değil, “yasalmış” ve “gerçekmiş” gibi gösterilen düzendir.
Sahtelikleri gösteren bu insanlardan korkanlar ve onları susturmaya çalışanlar aslında sadece kendilerinden, saklamaya çalıştıklarından ve iktidarsızlıklarından korkarlar…
Sanatçıları, şairleri, yazarları, tiyatrocuları, gazetecileri özgür olmayan, olmayan toplumlar çöküntüye uğrar.
Gerçekleri topluma gösterebilirsek, gösterebilirlerse ancak o zaman halk bilinçlenir. Ancak ne yazık ki toplumumuz derin uykuda görünüyor.
Aydınlatıcı gazeteciler ve sanatçılar; “gerçekmiş gibi” gözüken olguların, özünde yatan insan duyarlılıklarını ve insan arızalarını görünür kılarlar. Ve insani değerlerde birleşirler.
Ve evet, bu insanlar bir düzeni değiştirmek isterler, fakat bu düzen anayasal olan değil, “yasalmış” ve “gerçekmiş” gibi gösterilen düzendir.
Sahtelikleri gösteren bu insanlardan korkanlar ve onları susturmaya çalışanlar aslında sadece kendilerinden, saklamaya çalıştıklarından ve iktidarsızlıklarından korkarlar…
Tepkisiz ve basiretsiz bir toplum haline geldik.
Sesi kovalayan gölgelerin yalan olduğunu anlatmak uzun, uzun…
Tüm doğayı, kuşların sesini, şafak vaktini, İnsanca yaşamayı, Özgürlükleri çoğaltmayı…
Aç insanların bakışlarını…
Bilimi sansürleyen beyinleri…
Kapatarak, yazdırmayarak demokrasinin gelişemeyeceğini haykırmak…
Sesi kovalayan gölgelerin yalan olduğunu anlatmak uzun, uzun…
Tüm doğayı, kuşların sesini, şafak vaktini, İnsanca yaşamayı, Özgürlükleri çoğaltmayı…
Aç insanların bakışlarını…
Bilimi sansürleyen beyinleri…
Kapatarak, yazdırmayarak demokrasinin gelişemeyeceğini haykırmak…
Yoruldum insan olmaktan…
Ve tabii bu noktada Pablo Neruda’nın şiirini anımsamadan olmaz.
“Yoruldum işte insan olmaktan.
Ve tabii bu noktada Pablo Neruda’nın şiirini anımsamadan olmaz.
“Yoruldum işte insan olmaktan.
Terzilere, sinemalara gidiyorum işte,
şaşkınım, kapalıyım, çuhadan bir kuğu gibi sorular,
küller denizinde salınıyorum
... Yoruldum ayaklarımdan işte,
... Yoruldum ayaklarımdan işte,
tırnaklarımdan, gölgemden, saçlarımdan,
yoruldum işte insan olmaktan…”
Yüz ve duygular yansıtıcıdır.
”Erdemlerde, ihanetler de yüzde pembeleşir “ diyor Adnan Binyazar.
Yüz ve duygular yansıtıcıdır.
”Erdemlerde, ihanetler de yüzde pembeleşir “ diyor Adnan Binyazar.
Bu pembenin tonunu ancak görmesini bilenler ayırt ediyor.
Yolsuzluklara, hırsızlıklara, ihanetlere yol açanlar…
Kimin kim olduğu belli değil.
Tüm bunları görmezlikten gelmek ise ayrı bir ihanet…
Onlar saklıyorsa, biri çekip çıkarmalı maskeleri gizlenmiş yüzlerden…
Yolsuzluklara, hırsızlıklara, ihanetlere yol açanlar…
Kimin kim olduğu belli değil.
Tüm bunları görmezlikten gelmek ise ayrı bir ihanet…
Onlar saklıyorsa, biri çekip çıkarmalı maskeleri gizlenmiş yüzlerden…
Maske deyince aklıma, antik çağlardaki Yunan trajedileri geliyor.
O zamanlar, oyuncular canlandıracakları kişileri, sahnede, maskelerle oynarlarmış. Günlük yaşamlarında ise doğal maskesiz yaşarlarmış.
Aradan yüzyıllar geçti; şimdi insanlar, günlük yaşamlarında maskeli dolaşıyor, tiyatro oyuncuları, sahnede gerçek yaşamları oynuyor galiba…Tabii onlar da bu cesaretlerinden dolayı tutuklanmadığı sürece…
O zamanlar, oyuncular canlandıracakları kişileri, sahnede, maskelerle oynarlarmış. Günlük yaşamlarında ise doğal maskesiz yaşarlarmış.
Aradan yüzyıllar geçti; şimdi insanlar, günlük yaşamlarında maskeli dolaşıyor, tiyatro oyuncuları, sahnede gerçek yaşamları oynuyor galiba…Tabii onlar da bu cesaretlerinden dolayı tutuklanmadığı sürece…
İnsanlarımızın maske takmadıkları tek yer düşler, onun için değerli.
Böylesine bir duyguyu yaşantılarına katanların, karamsarlıktan kurtulmalarını, geleceğe daha ümitle bakmalarını, yaşadıkları anı, her şeye karşın daha mutlu kılmalarını olanaklı hale getiriyor...
Böylesine bir duyguyu yaşantılarına katanların, karamsarlıktan kurtulmalarını, geleceğe daha ümitle bakmalarını, yaşadıkları anı, her şeye karşın daha mutlu kılmalarını olanaklı hale getiriyor...
4 yorum:
Kuğunun Şarkısı'nı bilir misiniz?
Onca güzelliğine karşın kuğunun sesi çok çirkindir. Sadece yaşama veda ederken unutulmaz bir sesle gider kuğu...
Her devir aslında aynı. Kaybolan katmalar yok. Sadece yer değiştiren bir düzenek bu. Devinim çürüme üzerine kurulu. Bunca öfkenin, saldırının, incitmenin nedeni de bu çürüme...
Bu ülkede sahiden bir kriz var.
O da insan krizi. Sizi yoranda bu. Hepimizi yoran da bu. Bu yorgunluk kuğunun şarkısı mı olmalı... Ama bizim vedamızda sesimiz hoş çıkmayacak!
İzmir'li olmak direniş değil mi zaten. Kordonu tel sananlar, kumruyu kuş sananlar düşünsün! Denizi kız, kızı deniz olan bir şehirde nefes alırken yorulmak..
Hadi! Kendinize asansörde bir kahve ısmarlayın sisli bir şehir şehir...
Selamlar............
Hoşgeldiniz...
ve ilk olarak teşekkürler...
Ardından bizlerin sesinin veda ederken hiç hoş çıkmayacağı kesin diyorum bende...
Ve düşünün ki biz sisi yoğun sabahların arkasındaki denizin maviliğinin önümüzde açtığı umarsız yolda yürüyen bu insanlardan biri olarak yorulduysak bu maviyi görmeyen, çiğdemleri koklayamayan, rüzgarı ruhuyu yakmayan, akşam kızıllığını kadehe koyup içemeyenler nasıl yorulmasın insan olmaktan...
biz bu şehirde nefes alırken yoruluyorsak, kapalı yüreklerinde, imzasız bilinçlerinde nefes alamayanlar ne yapsın...
Düşlerimin, kederlerimin ve özlemlerimin İzmir'in den tekrar teşekkürler...
sevgili nehir umarım iyisin. öncelikle iyi olmanı dilerim. yazdıklarını okuyunca e.johsonun yaşamak dediğin romanını anımsadım nedense... sahi şu yaşamak dedikleri ne ki?
siyasal alanda dünyamız son yüzyılda çok şey yaşadı. yurdumda ve dünyada yaşanan trajediler tam da hommerin dediği gibi düşüncenin yasaklandığı yerde barbalıklara kapı araladı. solda ve sağda özgürlüğü prangaya alan bir çok gelimenin tutsak ettiği şeyse her zaman olduğu gibi insanın aşkta ve özgürlükte yenilmesi oldu..
adına ergenekon denen hesaplaşma bu ülkenin kabul etsekte etmesekte kendi kendisiyle sıkı bir yüzleşmesini getirecektir.bahsettiğin isimlerin hiç biri özgürlükle adları yanyana gelemeyecek şahıslardır o yüzden olayın tespiti global dünyada sistemin yeni güçlerle işbirliği yapması olarak özetlenmeli. yoksa çeteleri yargılamak gibi bir hesap yok ortada zaten. elbetteki yerel siyasete bağımlı gazetelerde senden sartre gibi yazmanı beklemiyoruz ama ..... işte öyle bir şeydir ki bu noktalamalara çok şeyde yazabilir aydın.
nerudanın portakal çiçeklerini ve nazımın davetini anımsayıp brechtin dediği gibi insana ve insani olana inanmalı ve paranın şekillendirdiği herşeye meydan okumalıyız.
george owenin dediği gibi biz bütün hayvanların eşit olmasını istemeliyiz bazılarının daha eşit olmasını değil
sevgimle dostun ve arkadaşın temel
Sevgili temel saptamaların için teşekkürler…
Tutsak olan şeylerdeki insanın aşkta ve özgürlükte yenilmesi gerçektende ekmek ve gül ikilemesinin gül kısmının solmasına yardımcı olan en önemli öğe…
Ergenekon denilen hesaplaşmadaki yüzleşmenin ülkenin ihtiyacı olduğu ve olması gerektiği de doğru…Ama bu yüzleşmenin yanlış ellerde yapıldığı da su götürmez bir gerçek.
Yanlış ellerde yapıldığı için suç listesindeki isimlerin hiç biri özgürlükle adları yan yana gelemeyecek şahıslardır. Ve yine yanlış ellerde yapıldığı için suç listesinde ki yan yana gelmeyecek suçlardır…
Ve sonuçta çeteleri yargılamak gibi bir hesap olmadığı da senin dediğin gibi ortadadır zaten…
Bizler senin dediğin gibi yerel siyasete bağımlı gazetede yazıyor olmanın getirdiği biraz daha rahatlığı yaşıyoruz. Ki bu bence parasal bağımlı ve güdümlü ulusal gazetelerde güdümlü noktalamalarda yazan aydın olmaktan çok daha iyi diye düşünüyorum…
Yollar ilk olarak en yakındaki ilçelere varmak için çıkıldığında, şehre varabiliyor bizim ülkemizde ne yazık ki…
Ve bazılarının eşit olmasını istemeye başlamakla da hepsinin eşit olmasını istemenin yolunda yürümeye başlamış oluruz…
Sevgilerimi yolluyorum sana…
Yorum Gönder