Blog Listem

6 Nisan 2009 Pazartesi


Gökyüzü ağlıyor

Ilık bahar yağmuru bahçedeki çimenleri adeta okşarcasına dokunuyor, hava puslu sanki ama pusu bile saydam… Arkasını gösteriyor….
Gözlerimi yumup düşsel bir yolculuğa çıkıyorum…
Kaygılardan uzak, barış içinde bir dünya istiyorum.
Demokrasiyi ve özgürlüğü yaşam biçimi olarak seçmiş, ikiyüzlülükten, dalaverelerden, yalakalıklardan, maskeli insanlardan uzak…

Vicente’nin dizeleri aklıma geliyor
“Haydi varlığın anahtarını anlat bana
Bilmek istiyorum bir taşın neden tüy olmadığını,
Ya da kalbimin narin bir ağaç
İki nehrin damarları arasında ölen şu küçük kız
Neden her gemi gibi denize açılmaz.”

Büyük bir sessizlik içinde bahçedeki çimenlerin üzerindeki damlalara bakıyorum…
Baharın kokusunu duyuyorum…
Demokrasi ve özgürlükleri savunmalıyım bıkmadan, usanmadan
Birey olmayı içine sindirmeyi, demokratik bilinci, aşkı, tutkuyu, sevdayı, yaşamı beyaz bir tuvale mavi boyayla çizmeliyim…

İçimde rüzgârlar esiyor birden, bazen bir umut filizleniyor, bazen bir umutsuzluk dokunuyor omzuma… Karşıda iki çocuk yürüyor, bilmem siz bu çocukların geleceklerini düşünüyor musunuz?
Sabahın bu saatlerinde yağmur damlalarının saydamlığında parçalanmış gelecekler gördünüz mü?
Aydınlanmanın ışığı köy enstitülerini düşünüyorum. Bu yıl 69. yaşını bir dizi etkinlikle kutlayacak olan yok edilen köy enstitülerini…,

Siyah benekli bir kedi karşıya geçiyor caddenin yağmur ışıltısında, mora dönüşmüş tepelerde bir sis bulutu ovaya doğru iniyor yavaş, yavaş…
Az ötede bir kuş havalanıyor… Yağmur kokusu yayılıyor etrafa… Artık gri bir gökyüzü var sabahın koynunda, yarınları muştalayan, özlemleri gideren mavi bir güneş…

Seçim bitti. Ve seçimin sonunda 81 ilin içinde sadece 2 ilin Kadın belediye başkanı oldu. Aydın’da Özlem Çerçioğlu CHP’den, Tunceli’de Edibe Şahin DTP’den …
Kaç kadın bunun farkında, bu durumun korkunçluğunun bilincinde dersiniz…
“Ayrımcılık”,”bölücülük”,”ötekileştirme”, “laiklik”, “ılımlı İslam”, “milliyetçilik”, “Atatürk ilkeleri”, “demokrasi” sözlerini ve kavramlarını dillerinden düşürmeyen “aydın” geçinen cahiller artık bu durumu fark etmiyorlar mı?
Seçim sonrasında hızla çalışan belediye başkanlarının ilk işi müstehcen heykelleri kaldırtmak olmuş. Hayırlı olsun!
Ne ilk , ne de son bunlar…Sanata, heykele, resme düşman,kadına düşman her zaman vardı ve var olacak ülkemizde…
Her baktıkları şeyde cinsellik arayan kafalara, her baktığı şeyi pislik gören zihniyete ne anlatabilirsiniz ki? Sanat? Estetik? Duyarlık? Yaratıcı güç?
Bence her baktığını ahlaksızlık olarak gören böyle hasta kafalar doğadan da uzak dursun! Ağaca, dala, yağmura, çimene de bakmasınlar! Onlarda da çirkinlik görürler…

İlkyazın morlarla, grilerle buluştuğu bir günün sabahında yağmurun düşündürdüklerine bakın…
Ağaçlar da uyanmaya başlamış zaten!...
İnsanlara uyanma sırası bu bahar da mı gelmeyecek yoksa!...
Obama geldi Türkiye’ye…İnsanlarımız yollarda perişan…Ondan vahimi Etibank Özelleştiriliyormuş sakın onunla ilgili pazarlığa gelmiş olmasın!...
Asıl değerinin 9 Trilyon dolar olduğu söyleniyor… ABD’nin kapatmak istediği fiyatın ise 40 Milyon dolar…
Yazıklar olsun satmayı düşünüp, verene ve susup seyredene…
Evet Etibank Özelleştirilecek ve satılacak alıcısı ise Amerika..
Bor işletmeleri ise Etibank bünyesinde, verilen fiyata bakın…
Borla çalışan araba üretildi, maliyeti 200 tl olan 2 kg bor ile 19.000 km yol yapılabiliniyor.
Batılı ülkeler bor işletmeciliğinin kansere yol açtığını iddia ederek bor madeninden bizi soğutma çabası içindeler oysa bu maden kanser tedavisinde bile kullanılmakta. Türkiye Kıskaçta…
Arabaları bor madeniyle çalıştıracak patentli 600 projenin olduğu ortaya çıktı geçtiğimiz günlerde…
Türkiye dünyadaki bor rezervlerinin %73’üne sahip bir ülke… Belki de geleceğin Dubai’si…

Sonsuz bir umutsuzluk içinde gibiyim… Mevsimlere inat, Yıllara inat…
Yağmur hızlandı…
Gökyüzü mü ağlıyor ne…

5 yorum:

Olhayat dedi ki...

"İnsanlara uyanma sırası bu bahar da mı gelmeyecek yoksa!..."
Umutsuzlukla hüzün arasında kalmışçasına sormuşsun bu soruyu Nihal..

Vicente, şairce duyarlılıkla, şiirindeki bir dizeyle çok şey söylüyor aslında bir taşın neden tüy olmadığını bilmek istediğini vurgularken...
Çünkü o taşlardır ki, düşmesi gereken başlara düşecektir,
tüy de konması gereken yüreklere konacaktır, elbet bir gün..

Bu "bir gün" tamlamasını kullanmaktan da nefret ediyorum ya. Çünkü,şu an tüm bu kokuşmuşlukların, çirkefliklerin, sevgisizliklerin,
silahlanmanın köküne kibrit suyu dökmek elimizde iken, bunun koşulları şu an mevcutken, her daim bir erteleme psikozu ile hareket etmek ne yazık ki kanımıza işlemiş.

"Gökyüzü mü ağlıyor ne…"
Doğaya verdiğimiz zarar yetmiyor mu? Bir de sen ağlatma gökyüzünü? :))

Güzel yüreğine, diline sağlık ola Nihal.

Sevgi her daim..

nehiro dedi ki...

Bu "bir gün" tamlamasından ben de nefret ediyorum senin gibi...sevgili murat,
Kaderci, sabır gösterisi...
İnsanın elinde iken her türlü değişimi vucuda getirmek erteleme hastalığına tutulmuşluk var üzerimizde ne yazık ki...
ve bunu sen, ben bile bir çok kere yapmıyormuyuz sanki? Bir şeyleri ertelemiyormuyuz? neyi beklediğimizi bile unutuyoruz bazen...
:)) gökyüzünü ben ağlatmıyorum ki şu halimize ağlamasında ne yapsın))
sevgiler ve teşekkürler...

~PakKaramu~ dedi ki...

Pak Karamu reading your blogs

MAVİ UMUT dedi ki...

Ah nehiro ah, çaresizlik, birşey yapamamak ne kötü, ne isyanlara sokuyor insanı. bunca saçmalık salaklık nasıl olabiliyor anlamak mümkün değil..tüm bunların sonuçlarını bizler yaşıyoruz, çocuklarımız yaşayacak, birileri neleri karartıyor..ne yapmalı ne etmeli....

tutsak dedi ki...

Yağmur ağlarken ben gülüyorum biliyorum ki yağmurun ağlaması güneşi göstermek içindir. Yağmur ağlamasaydı kara bulutlar asla üstümüzden gidip güneşi görmemize müsaade etmezlerdi.
Sevgilerimle