
Sanata dair, sanatçı gözüyle -3
Resmin Delisi
Japon resminin ustalarından Hokusai, ömrü boyunca, otuz sekiz kez adını değiştirmiştir. Her uslup değişiminde, gelenek gereği adını (imzasını) da değiştirmiştir.
Kendine seçtiği son ad, Hokusai, “Resmin Delisi” anlamına geliyordu.
“Resmin Delisi Fukara Derviş”. Bizim hat sanatçılarımızın ketebelerin de yazdıkları gibi: “Tanrı’nın en hakir ve fakir kulu…”
Kimi zaman yenilgiye uğramış olmak, zafer kazanmaktan daha önemlidir.
Adı Zafer olan ve tüm yaşamı yenilgilerle geçmiş bir insan…
Yenilgiyse yenilgi…
Yazgıysa yazgı…
Ama tüm bunlara karşı koyacak olan yaratılan resimlerdir.
Gün boyu yaratılan gece boyu düşlenen resimler…
Hayatımızdan uzun süremez acılarımız. Ne de yalnızlığımız…
Bir insan hayatının hem her şey, hem de hiçbir şey olduğunu bilenlerdir sanatçılar…
Bu nedenledir ki…
Yaşam içindeki yenilgisinin, yaşamından sonra yengiye dönüşebileceğini düşlerler…
Buna inanırlar…
İnsanların da gözleri farklı görebilir….
Bu günün hiçbir şeyi görmeyenleri, yarın her şeyi, hemen hemen her şeyi görebilirler…
Yarını gören böylesi aklı başında kaç deli gördünüz siz?
Kendine seçtiği son ad, Hokusai, “Resmin Delisi” anlamına geliyordu.
“Resmin Delisi Fukara Derviş”. Bizim hat sanatçılarımızın ketebelerin de yazdıkları gibi: “Tanrı’nın en hakir ve fakir kulu…”
Kimi zaman yenilgiye uğramış olmak, zafer kazanmaktan daha önemlidir.
Adı Zafer olan ve tüm yaşamı yenilgilerle geçmiş bir insan…
Yenilgiyse yenilgi…
Yazgıysa yazgı…
Ama tüm bunlara karşı koyacak olan yaratılan resimlerdir.
Gün boyu yaratılan gece boyu düşlenen resimler…
Hayatımızdan uzun süremez acılarımız. Ne de yalnızlığımız…
Bir insan hayatının hem her şey, hem de hiçbir şey olduğunu bilenlerdir sanatçılar…
Bu nedenledir ki…
Yaşam içindeki yenilgisinin, yaşamından sonra yengiye dönüşebileceğini düşlerler…
Buna inanırlar…
İnsanların da gözleri farklı görebilir….
Bu günün hiçbir şeyi görmeyenleri, yarın her şeyi, hemen hemen her şeyi görebilirler…
Yarını gören böylesi aklı başında kaç deli gördünüz siz?
eser : Hokusai
6 yorum:
Merhaba nehiro,
Hokusai’nin çizdiği resim gerçekten çok hoş.Resim,yaşamın tezahürü adeta.Hırçın ve acımasız dalgalar,canavar pençelerini andıran bu dalgalar içinde,küçücük,korunaksız kayıklarıyla hayatta kalma mücadelesi veren insanlar..
Yazında,
“Yenilgiyse yenilgi…
Yazgıysa yazgı…
Ama tüm bunlara karşı koyacak olan yaratılan resimlerdir.” diyorsun sevgili nehiro.Merak ettiğim şu:
Resim yazgıya veya yenilgiye nasıl karşı koyacak?Daha önce de yazmıştım.Bir resim,bir şiir markete gidip ekmek alamaz.Bunu ancak bir insan ve onun eylemi gerçekleştirebilir.Dolayısıyla eylemin tek ve yadsınamaz gerçeklik olduğu gün gibi aşikarken resmin yahut şiirin çok çok dolaylı olarak insan eylemine sunduğu katkı şüphesiz ki azımsanmaz ama hiçbir zaman yeterli değildir.Resme uzaktan bakmanın verdiği rehavet ve rahatlıkla,yerimizden neredeyse hiç teprenmeyiz.Oysa aydınlığa,güzelliğe,iyiye götürecek olan her daim harekettir. Yürüyerek ileriye her zaman ileriye gitmek,hem beden hem zihin pasını yok eder.Bunun için yaşamın tam orta yerinde olmak gerekir.Che Guevera,Motorsiklet Günlüğü’nde yaşadığı kıtayı motorsikletiyle gezerken fırsat bulduğu her yerde kitap okur.İşte yaşamın içinde olmak ve kitap okumak budur.
“Yaşam içindeki yenilgisinin, yaşamından sonra yengiye dönüşebileceğini düşlerler…” diyorsun.Yaşarken yenilgiyi ta baştan kabulleniş,yazgı denene boyun eğmektir sevgili nehiro.Yaşamdaki tüm aymazlıkları,çirkinlikleri,silahlanmayı,çevre kirliliğini önlemek imkan,güç ve iradesi şimdi,şu anda elimizde var iken neden hep ertelemeci bir mantıkla yaklaşırız ki? Umutlar hep bir başka bahara kalır.Sanıyorum,kavram olarak hep ”umut”a sarılışımız bu yüzden.Güzel günler ,hep gelecektedir,ama öte yandan bilinmeyen bir gelecek zaman düşüncesi içimizi kemirip durur her daim.Bu belirsizlik,bu fluluk ortamını aşmak elimizdedir.Yeter ki gücümüzün farkında olalım.Yarınlardan beklenti yerine,bugünden,şimdiden işe başlamak,insanlığı ,içine düştüğü açmazlardan,bunalımlardan büyük ölçüde kurtaracaktır.
Hiçbir şeyin ertelenmemesi adına…
-------------------
SEVGİLERDE
sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
Behçet Necatigil
Sevgili beyrek yine seninle grilerde buluştuk.... :))
Biliyormusun bu konuda seninle çok uzun uzun konuşmak ve tartışmak isterdim...
Senin yazı dizinin 3. sünde dediğim gibi aynı şeylere farklı yerden bakmayla çatışıyor gibi görünsekte aslında değil...
yazı dizimin başlığına özellikle "sanatçı gözüyle" diye ekledim...
"Resim yazgıya veya yenilgiye nasıl karşı koyacak?"diye sormuşun pratikte tabii ki haklısın beyrek...
ama ben olaya faklı bir yerden bakarak yazdım onu...
Ve de sen bu sanatçıların "benim yenilgi dediğim şeyin" yerinde durmak olduğunu mu düşünüyorsun?
Bir Hokuşai, bir Van gogh, bir Klee sence yerinde mi duruyordu? Yaşamın orta yerinde değilmiydiler...hiç birisi kendini insanlardan yaşamdan soyutlamamışlardı ki...sadece anlaşılamamanın yenilgisini yaşıyorlarlardı...Yani sadece Picasso mu hareketliydi ( bu örneği verdim hayatında yaşarken resimleri gerekli değeri bulan bir sanatçı olduğu için)
Yazdığım o cümlede yenilmeyi baştan kabulleniş yok diye düşünüyorum...Yazgılarına yenilmiş olsalar dı en azından resim yapmayı bırakıp bir fırıncı bir ayakkabıcı yada bir memur olabilirlerdi ama onlar yazgılarına yenilmedikleri için, yaptıklarına ürettiklerine inandıkları için resim yapmaya devam ettilet hiç para etmesede, kendileri aç gezselerde bir gün anlaşılacağını umarak...yaşamdan sonraki yengi buydu... ve de tarih bunu doğruluyor değil mi...
Ertelemeci bir mantıkla hayata yaklaşmak bence de şimdiyi bir kenara bırakmaktır...
umuda sarılışımız bu yüzdenmi? acaba elimizden gelemeyenleri mi umud ediyoruz...alışılmış nettir belki gelecek fluğdur ama ben yine de tercih ederim... çünkü düşlenen ışıklı geleceğe büyük umutla bakar ve yolu fluğ da olsa sonunu görmesemde giderim diye düşünürüm...en azından yolun sonuna varasamda yolun da senin deyiminle hareket halinde olurum...
evet hiç bir şeyin ertelenmemesi daima anahtar cümle olmalı haklısın...
paylaştığın Behçet Necatigil'in bu şiirini bende çok severim.
"bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı"
bazen bizim ufacık gördüğümüz şeyler ne büyük değerler ve ne büyük kayıplar verdirir...farkına varıldığında da çok geçtir geğil mi?...
Katkın ve yorumun için teşekkürler...
Merhaba sevgili nehiro,
Konuşup tartışıyoruz işte,bizi engelleyen mi var?
Yazılarına "Sanatçı gözüyle" nitelemesini eklemen dediklerinde haklılık payını mı arttırıyor?Yoksa "Ben yazarım da çizerim de,sanatçı olmak beni ayrıcalıklı kılıyor" u mu kastediyorsun?Anlayamadım açıkçası.
Sözünü ettiğin ressamlarla picasso'yu bir tutamazsın elbette ki.Fransız Komünist Partisi üyesi idi o.Hem sanatçı,hem duyarlı bir vatandaş hem de çağının haksızlıklarına sağlam bir karşı duruş sergilemiş bir ressam.
Kullandığımız dilin kulu kölesi olmuşuz ne yazık ki.Başımızı ne yana çevirsek hep konuşan ama havaya konuşan insanlarla karşılaşırız.Ne idüğü belirsiz laflar,laf ola beri gele söylenmiş sözler yaşama evrenimizi esir etmiş. Söz içre debelenip duruyoruz.Evet belki ben de şu anda,şu koşullarda düşüncelerimi söz ile dile getirme mecburiyetinden söz içreyim.Bu merhaleden geçmek,şüphesiz ki kaçınılmaz.Ama ben burada neyi ifade ediyorsam,bunu yaşamımda harfiyen uygulamaya çalışıyorum.
“Güzel günler gelecektedir..”, ”umutlar,hiç bitmesin..” dilek ve temennilerini diyen ağız,aslında pozitif bir dil kullanıyor görünse de bu dil külliyen negatiftir.Çünkü,yaşamın içinde bizzat olmayışı anlatır her daim.Oturduğu yerden ahkam kesen,elini taşın altına koymayan tipik insan suretidir bunu diyen ağız.Belki iyi niyetle ifade edilen cümleler ama aksini iddia eden varsa beri gelsin..
Hemen herkes,müthiş bir karamsarlık ve mutsuzluk hissi içinde yaşamını,kendi halinde ve sanki diğer insanlardan kendini tecrit etmişçesine sürdürmeye çalışıyor.İnsanlar şu dünyada mutlu olabilecekken kendi bindikleri dalı kesiyorlar,adeta kendi yaşamlarını kendilerine zehir ediyorlar.Daha önce de yazmıştım şunu: “Ne yapılırsa yapılsın,nasıl olsa hiçbir şey değişmeyecek?”e olan inanç öyle bir kökleşmiş ki insanlarda ben artık bunu bir safraya benzetiyorum.Akan,akan ama durmadan akan bir safraya..Kırmak lazım bu söylemi ve insanlara artık muazzam bir güç olduklarını hissettirmenin zamanı geldi de geçiyor bile sevgili nehiro..Bu dünyayı değiştirecek yegane gücün emekçiler olduğu gerçeğini,artık buz üstüne değil,kayalara,taşlara kazımak lazım.
Diyorsun ki :“…alışılmış nettir belki gelecek fluğdur ama ben yine de tercih ederim... çünkü düşlenen ışıklı geleceğe büyük umutla bakar ve yolu fluğ da olsa sonunu görmesemde giderim diye düşünürüm...”.Bu cümlenden flu olan geleceği tercih ediyorsun.Seninle anlaşamadığımız nokta tam da burası işte.Sen resme bakar gibi yaşama “bakıyorsun”.Gerçek sanatçı,bakmakla yetinmez,değiştirir.Kendi değişirken aynı zamanda yakınında ,yamacında olanları da dönüştürür.Gerçek sanatçı,yanı başındaki yangına “bakamaz”. Çünkü yüreği elvermez.Sanatçı,şiir yazarken yahut resim çizerken o yangını anlatır,anlatmakla kalmaz,elinden geldiğince bir iki kova da su dökmeye çalışır o alevlere.Eğer söylediklerimizin,yazıp çizdiklerimizin yaşamda karşılığı yoksa yani bakmakla yetiniyorsak,ne etsek ne yapsak kar etmez.Ressamların,genelde de sanatçıların şayet anlaşılmak gibi bir kaygıları yoksa,eciş bücüş yazıp çizdiklerini sanat adına yutturmaya çalışıyorlarsa, yazıp çizdiklerini kendilerinin bile anlamaya hacetleri yoksa vay sanatın haline. Velhasıl uzaktan seyir,senin hoşuna gidiyor ve kullandığın dil,bunun tastamam kanıtıdır.. :)) Ben çok açık ve yine ısrarla diyorum ki,şu andaki mevcut pislikleri,dönen dolapları,silahlanmayı,çevre kirliliğini vs.vs.vs. engellemek,ortadan kaldırmak güç ve imkanlarına sahipken insanlar,neden hep o geleceğin belirsizliğine sarılıp bir erteleme psikozuna girerler?Soru gayet basit!
Varlığını bildiğimiz bir gerçekliğe adım atıp geleceği bunun üzerine inşa etmek varken belirsiz bir gelecek rüyasının rehavetini yaşamak tercih nedeni olabiliyor.E ne diyeyim..Yarınlar aldatıcıdır,sahici olan şu an yaşadıklarımızdır ve yaşam şu andadır,şimdidedir.Aslolan,geçmişe yapılan atıflarla şimdiyi inşa etmektir.
Yaşamın ortasında olmak,sanırım biraz da yaşama “balıklama" dalmak"la birebir.Ve bu herkesin harcı değil ne yazık ki.
Sevgilerle nehiro..
merhaba sevgili beyrek...
aslında son derece soğukkanlı ve olgun görüşlü olduğumu söyler beni tanıyanlar...ayrıca da kendimi hiç bir zaman ayrıcalıklı görmem. söyliyeceğim bir şey varsa söylerim yoksa susarım bilirimki bazen susmakta en büyük erdemdir...
ama seninle tartışma ve fikir alış verişinde bulunurken sen benim hep benim aslında hiç kastetmediğim şeyleri söylediğimi düşünüyorsun...
ya da ben yanlış kelimeler seçiyorum...
"sanatçı gözüyle" sözünü eklemem dediklerimdeki haklılık payımı arttırmıyor sadece "farklı yerlerden görebilirizi getiriyor" sanırım
Peki picassonun kominist parti üyeliği ve ya duyarlı bir vatandaş olması mıydı sence yaşarken resimlerinin değer kazanmasının sebebi? yaşarken o derece zengin olabilen fazlada örnek yok aslında yani diğerlerinin hiç biri duyarlı değilmiydi?
senin gibi bende neyi ifade ediyorsam yaşamımda uygulamaya çalışıyorum. Hatta resimde ne yazıkki çok kişiye ulaşamayacağımı sezmiş olmamdan dolayı şu anda aslında hiç de işim olmadığı halde gazetecilik yapmaktayım.
ve dediğin gibi konuşan ama havaya konuşan bir sürü insanlada iç içeyim. Hele siyasi areneda.
insanlardaki ne yapılırsa yapılsın hiç bir şey değişmeyecek kanısı ise müthiş yaygın... gittiğim her beldede, her köyde her köylü her üretici her insanı biraz harekete zorlamaya çalışsam karşılık hemen "hiç bir değişmez siz boşuna anlatmayın" oluyor...
Bazen bunu değiştirme çabasından o kadar yorgun düşüyorum ki... bakıyorum bir arpa yol boyu ilerliyememişim... Ama yılgınlığa yer yok...seninde dediğin gibi
"Kırmak lazım bu söylemi ve insanlara artık muazzam bir güç olduklarını hissettirmenin zamanı geldi de geçiyor bile sevgili nehiro..Bu dünyayı değiştirecek yegane gücün emekçiler olduğu gerçeğini,artık buz üstüne değil,kayalara,taşlara kazımak lazım."
Ben resme bakar gibi yaşama bakmıyorum beyrek buna gerçekten inan...
ben resimle, olmadı yazıyla, olmadı gözlerimle,olmadı yerinde söylemle, olmadı ellerimle hem kendi yaşamımım hemde yanımda, yamacımda ve ya uzakta olanları bile değiştirmeye bir tek söz bile olsa kulağına kaçırmaya çalışıyorum.sırf bu yüzdendir atölyeme kapanıp resim yapacağım yerde günde iki, üç ayrı işte ayrı konumda çalışarak insanlara ulaşmaya çalışıyorum...
ama sen hala bana resme bakar gibi hayata bakıyorsun diyorsun...
tekrar yazıyorum ben diyorumki
"alışılmış nettir belki gelecek fluğdur ama ben yine de geleceği ve değişeceği tercih ederim... çünkü düşlenen ışıklı geleceğe, tehlikeli de olsa insanlar onun geleceğinden umutsuz da olsa ben büyük umutla bakar ve yolu fluğ da olsa sonunu görmesemde giderim diye düşünürüm...en azından yolun sonuna varasamda yolun da senin deyiminle hareket halinde olurum.."
bu cümlemde flu geleceği tercih etmiyorum.insanlar flu görsede ben eğer aydınlık görüyorsam, o yola gitmek ve insanları oraya götürmek için gerekirse yolunda ölürüm diyorum.
Ben resim yaptım...anlayan sadece senin fildişi kuledekiler dediğin insanlar oldu onlar alkışladı...
onlar ödül verdi...
ama benim istediğim onlar değildi. resimde söylediklerimi yurdum insanı da anlasın istedim ama baktım anlamadı, bana gelip evinin rengini söyleyip "bu renge uygun bir resim yaparmısınız" dedi...
bende söyleyeceklerimi yazmaya başladım... çünkü anlatmanın yolları bitmemişti... şu anda köy köy geziyorum artık yazıda yetmiyor dilimle anlatmaya başdım...ve sen bana
"Velhasıl uzaktan seyir,senin hoşuna gidiyor ve kullandığın dil,bunun tastamam kanıtıdır.." diyorsun ne diyeyim...
peki öyle olsun
ben kendimi şu anda yaşamın tam ortasında görüyorum...
ve insanlara da şu yaşadığımız pislikleri düzenbazlıkları anlatarak, inanmalarını sağlayarak, rehavetten uyanmalarını , dumura uğramış beyinlerini çalıştırmaları gerekliliğini bıkmadan usanmadan anlatarak güzel bir gelecek için hemde elle tutulabilir kadar gerçek olan bir gelecek için yaşamın tam ortasına çekme savaşını veriyorum. hiç bir şeyi yarına ertelemeden...
ve bütün bunları yaparken de sevgili beyrek işte o kahrolası sanatçı yanım var ya o da boş durmuyor işte böyle ufak deneme yazılar yazıp (sanatçı gözüyle) diye ortalığı karıştırıyor:))
son söz, yaşamın ortasında olmak yani yaşama balıklama dalmak herkesin harcı olana kadar çalışacağız bundan emin ol... olmalısın...olacaksın...
sevgiler ve de teşekkürler...
Yeniden merhaba sevgili nehiro,
Son iletinde:
"Peki picassonun kominist parti üyeliği ve ya duyarlı bir vatandaş olması mıydı sence yaşarken resimlerinin değer kazanmasının sebebi? yaşarken o derece zengin olabilen fazlada örnek yok aslında yani diğerlerinin hiç biri duyarlı değilmiydi?" diyerek Picasso'nun komünist parti üyeliğinin ünlü bir ressam olmasını sağladığı gibi bir izlenim edindim cümlelerinden..Demek istediğim şüphesiz ki bu değildi.Cümlemi tekrar okudum ama böyle bir anlamı vermek aklımın ucundan geçmezdi.Çıkarsaman,ucubik bir zorlama olmuş sevgili nehiro... :))Bir sanatçının parti üyeliği gibi hem de komünist bir parti üyeliği gibi bir sıfatı taşıması ve bu bilince ulaşmış olması pek kolay rastlanır değildir görüşünü zimnen vermek istemiştim..Hata benim,daha açık yazmam gerekiyormuş.
Sevgili nehiro,ben seninle ilgili açıklamalarımda yine senin yazdıklarından yola çıkarak yorum yapıyorum.Dolayısıyla senin yazdıkların,benim anladığım kadardır.Ve sen hala,
"bu cümlemde flu geleceği tercih etmiyorum.insanlar flu görsede ben eğer aydınlık görüyorsam, o yola gitmek ve insanları oraya götürmek için gerekirse yolunda ölürüm diyorum." şeklinde ifadelerle bana geliyorsun.Şİmdi benim buradan nasıl bir anlam çıkarmamı bekliyorsun ki?Yazdıklarınla,anladığım kadar söyleyeyim:
Tekrar olacak ama ben
ŞİMDİ;ŞU AN diyorum
sen,
FLU GELECEK diyorsun.
Ve ben tekrar şu soruma yanıt istiyorum.Çok basit bir yanıt:
"...şu andaki mevcut pislikleri,dönen dolapları,silahlanmayı,çevre kirliliğini vs.vs.vs. engellemek,ortadan kaldırmak güç ve imkanlarına sahipken insanlar,neden hep o geleceğin belirsizliğine sarılıp bir erteleme psikozuna girerler?"
Naçizane ve dostane bir öneri:Fildişi kulelerden ve içindekilerden uzak dur.. :))
Sevgilerle...
sevgili beyrek
ben o soruyu sana senin yazından öyle anladığım için sormadım. senin o soruya cevabını bilmek istediğim için sordum ama sanırım benimde biraz daha açık yazmam gerekiyor bundan sonra daha dikkatli olacağım...yanlış izlenim edinmişsin..
sen, simdi deyip de, ben gelecek demiyorum bu da yanlış bir saptama. Asla tamamen yanlış eğer sözlerimden bu anlaşılıyorsa gerçekten ben hiç anlatamamışım ki buna üzülürüm...demekki düşündüklerimi anlatabilme ve ya yazabilme kabiliyetim yok diye düşünürüm...
şimdi başlanan eylemlerin mutlaka devamı, yarınlara kalır...tarihte şimdi başlanıp da hemen şimdi biten eylemler olaylar var mıdırki...
hepsi bu gün de başlansa , bitmesi yılları almışlardır...Kurtuluş savaşımızı düşün...Atatatürk Samsuna çıkarken gelecek güzel günlere olan inancından, umudundan bir avuç kişi ile bu yola çıkmadımı...Devrimler, büyük değişiklikler bir anda olmuyorki...bu gün başlıyor ama yarınlarda bitiyor... benim söylemek istediğim bu idi ...
diğer soruna gelince...
dediğin gibi cevabı basit olabilir bu sorunun ama eylemi hiç de sandığımız kadar basit değil ki...
Bak deniz feneri yolsuzluğunda bile türkiye atılacak adımı bekliyor günlerdir... neden? Bu işi araştıracak kişi yurt dışı gezisindeymiş ondan...:)) gördüğün gibi hiç de basit değilmiş...
Bu bir sistem sorunu ve iktidar sorunu sevgili beyrek ne yazıkki...
yoksa salt bir psikozla açıklanacak bir şey değil onu öyle açıklamaya kalkarsak sorunu çok kişiselleştirmeye indirgeriz...
Ama yinede ona cevap vereyim ...
insan psikolojisinde ne yazık ki cesaret eksikliği var...
Herkes sandığımız gibi olayların üstüne gidecek, sevaşacak, bu günkü yerlerini tehlikeye atacak yürek yapısına ve beyin donatısına sahip değil ne yazık ki...
Bundaki sebeleri düşünürsen yetiştirilme tarzı, alınan eğitimin kalitesi, sosyo ekonomik nedenleri irdelemek gerekir...Birde bir takım karşılıklı menfaat ilişkileri mevcut ki gerek iş gerek özel hayatlarında, yurdumuzda (burada konu yine genelleşerek sistem konusuna giriyor)ellerinde güç olsada yerinde oturup "umudumuz var" "gelecekte" diyerek erteleme yoluna gidiyorlar diye düşünüyorum...
sevgiler...
önerin için de teşekkür ederim. O konuda kendimi zaten yıllardır uzak tututuğum için şimdi buralardayım...
Yorum Gönder