Blog Listem

1 Eylül 2008 Pazartesi





SANAT ve BİREYSELLİK

“Gerçek sanatçı kendinden başka hiçbir şeye inanmayan birisidir. Çünkü O mutlak biçimde kendisidir”
Oscar Wilde’dan bir sözle ile başladım bu gün,
Çok uzun süredir ara verdiğim resim yapmaya tekrar başlayınca için dışım sanat ve boya kokuyor tabii ki …
Bir sanat eseri benzersiz bir mizacın benzersiz ürünüdür.
Güzelliği onu yapanın özgünlüğünden kendisi oluşundan gelir.
Başkalarının ondan şunu ya da bunu istemesi onu bağlamaz.
İşin aslı, sanatçı başkalarının şunu ya da bunu istediğini fark ettiği ve talebi karşılamaya çalıştığı an sanatçı olmaktan çıkmasıdır.
O zaman sıkıcı ya da eğlendirici bir zanaatkar, namuslu ya da sahtekar bir tüccar olur.
Ki sanırım ki…
Sanat, dünyanın tanıdığı en yoğun bireysellik biçimidir…
Çünkü sanatın sarsmak istediği şey, tip tekdüzeliği, göreneğe kölece bağlılık alışkanlığının zorbalığını ve insanın makine düzeyine indirgenmesinidir.
Bir yazara hep neden başkası gibi yazmadığını, bir ressama neden başkası gibi resim yapmadığını sorup dururlar.
Farkında değillerdir ki, o yazar ya da ressam böyle bir şey yapacak olsa sanatçı olmaktan çıkar.
Tabiatın kopyası güzelliğin yeni bir biçimi kesinlikle hoşlanmadıkları bir şeydir.
Böyle bir eser ortaya çıktığında, öyle kızar, öyle şaşırırlar ki…
Ya sanat eserinin fena halde anlaşılmaz olduğunu söylerler, ya da ahlak dışı olduğunu…
İlki, üsluba ikincisi içeriğe göndermedir aslında…
Anlaşılmaz dediklerinde, sanatçının yeni bir şey söylediğini ya da yarattığını belirtmek isterler, ahlak dışı olduğunu söylediklerinde sanatçının güzel ve gerçek bir şey yarattığını söylerler…
Ama bana göre sağlıklı bir sanat eseri konusu sanatçının, kişiliğini ve bireyselliğinin damgasını taşıyan eserdir. Yani kişiliği olan bir sanat eseridir…
Sağlıksız sanat eseri ise eskisinin taklidi, alelade, sanatçı ondan bir zevk aldığı için değil, halkın ona bunun için para vereceği düşüncesiyle seçilmiş olanıdır…
Evet… Genelde kendi kişiliğini sonuna kadar ortaya koymak için kendine en uygun biçimde yaşayan insana….Eğer hayatının başlıca hedefi kendi kendini geliştirmekse de… Bencil denir.
Bencillik kişinin dilediği gibi yaşaması değil, başkalarından kendi istediği gibi yaşamasını talep etmektir aslında…
Bencil olmamak da başka insanların hayatlarına ilişmemek, onlara müdahale etmemektir…


“Kırmızı bir gül, kırmızı bir gül olmak istediği için bencil değildir. Eğer bahçedeki bütün öbür çiçeklerin hem kırmızı, hem de gül olmalarını isteseydi, o zaman bu korkunç bir bencillik olurdu” der Yine Oscar Wilde


Hedeflerimiz kendini sevinç yoluyla ortaya koyan bir bireysellik olmalı, bu daha geniş, daha dolu, daha güzel olacaktır kanımca…
Çünkü insanın peşinde olduğu ne acıdır, ne de haz, sadece hayat’tır.
İnsan yoğun, dopdolu, kusursuz yaşamak ister…
Ve yaşamı da sanatla süslemek…


Yaşamımızı süsleyen, bize bireyselliklerin de yeni dünyalar keşfetmemizi sağlayan bir şairimizi daha yitirdik…
Aslında yaşantısı şiir olan, ondan gayrisini olsa olsa dip not olarak yaşayan…
Okuyucunun onu “Avucunun içinde tutuyormuşçasına; tüm duyguları, düşünceleri, ve eylemleriyle “ bir arada gördüğü şairimiz yazar, şair, çevirmen, ressam İlhan Berk’i kaybettik…
O büyük ustayı en çok sevdiğim şiiriyle selamlıyorum

ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM

Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

Deniz Eskisi





İlhan BERK
resim- nihal umutlu

1 yorum:

atesinsesi dedi ki...

ölmek güzel şey
kurtuluyorsun yalandan kötümü bu
yeniliyor hayat kendisini.

benim büyükannemde öldü , büyükdedemde, kenan evrende ölecek yakında. fatih üreğinde kaçamayacağı tek şey bu işte. Ölüm

ilhan berkle 2002de tanışmıştım, yukardan bakardı insana, büyük kocaman şairdi hani. işi gücü şiir yazmaktı ve kırmızı şarap içen genç kızlar toplaşırdı etrafına. tuhaf biriydi, dedimya çokça ölmek yenilemesidir hayatın kendisini.