Blog Listem

29 Ağustos 2008 Cuma

AŞK HERŞEYİ DENGELER

Adını andığımda bir deniz sessizliği
Kentin uzak yerlerine işlerdi
Martı çığlıkları ve vapur düdükleri
Bazen de çılgınlıklar arasında
Bilenler özlem derdi
Bilmeyenler elbette kınamıştır
Dört yanımda kemikten kahkahalar
Hep böyle yapmazlar mı

Adını andığımda bir yaban menekşesi
Sevinçlerle gözlerini çizerdi
Duvarlara camlara suyun yüzüne
Gör bendeki sevinci

Adını andığımda susup kalırdım
Bir deniz açılırdı önüme
İki yanı silme çiçek tarlası
Nerelere gitmezdim
İçimde ellerinle kurduğun
Aşkın en büyük krallığı

Afşar TİMUÇİN

11 yorum:

Adsız dedi ki...

Aşk,tek başına mı yaşanır?Tek başına yaşananına platonik mi denir?Tek başına yaşananının bir kıymeti harbiyesi var mı ki?

"İçimde ellerinle kurduğun
Aşkın en büyük krallığı" dizeleri yerine,bence şair şöyle yazsa imiş daha kuşatıcı olur imiş...

"İçimizde ellerimizle kurduğumuz
Aşkın en büyük krallığı"


Sevgi her daim..

nehiro dedi ki...

teşekkürler yorumuna Beyrek...
Sanatçıların biraz da bencil bir yanı var sanırım...
Onlar için karşıdaki insanın ne yaşadığı ya da ne yaşayacağının değil kendi duyguları ve hissettiklerinin önemi daha büyük...
En azından üretmek açısından bunu böyle yaşamaları gerekiyor...
Onun için değilmidir ki tarihteki bir çok örnek sanatçı yaşamlarında ki aşık oldukları kişileri hep büyük mutsuzluklara sürüklemişlerdir...
Genelde aşklarıda büyük olur, acıları da...
Biyografi sever misin bilmiyorum ama ben çok okurum özellikle de çok ünlü yaratıcı insanlarla yaşamış kişilerin biyografilerini...
ve gördüğüm örnekler hep bu doğrultudadır...
Şair için kendi aşkını nasıl yaşadığını kelimelere dökmek önemli gördüğün gibi...
Bir kaç gün önce yayınladığım "aşk bir oyunmu" yazımdan bir alıntı yaparsak...
"Kişinin bilinçaltında ki, beynindeki deneyimlerden, bilgilerden de kişilerin hayalleri, umutları, düşünceleri çıkıyorsa aşk dediğimiz olgu kişinin donanımına, içselliğine, ruh yapısının derinliğine ve sanat algılıyışına göre değişmekte.
Köyde yaşayan ve hayalleri ancak evinin damıyla sınırlı bir kişinin yaşadığı aşkla, donanımlı bir şairinin aşkını yaşaması…büyük farklılıklar getirmekte aşk tanımına…"

atesinsesi dedi ki...

ki aşk kurşuni kubbesidir sevdanın...


:)

Murat Özhan dedi ki...

Merhaba nehiro,

Yorumunda,"Kişinin bilinçaltında ki, beynindeki deneyimlerden, bilgilerden de kişilerin hayalleri, umutları, düşünceleri çıkıyorsa aşk dediğimiz olgu kişinin donanımına, içselliğine, ruh yapısının derinliğine ve sanat algılıyışına göre değişmekte.” demişsin.Bu paragrafından hareketle kendi düşüncelerimi yazmak gereği hissettim.

Şu evren üzerinde her ne var ise,her ne üretiliyorsa,insanlar içindir.Evrenin gözbebeğidir(Her ne kadar insana dair yaşanmışlıklar,bunun böyle olmadığını belgelese de…) insan ya da öyle olmalıdır.Daha önce de yaşama dair yazmıştım ama tekrar etmek istiyorum.Yaşamın ve onun tetikleyeni hareketin,evrendeki var oluşumuzu belirleyen tek ve vazgeçilmez ana unsur oluşu gerçeğinden yola çıkarak üretilen tüm düşüncelerin,bilgilerin,duygulanımların, yaşamdan doğduklarını dile getirmiştim.Son analizde sanıyorum,yaşam gerçeğinin tek geçer akçe olduğunu vazetmek kaçınılmaz görünüyor bu noktada.

Söylediklerimi somutlayayım.Daha ilk çağlardan bu yana insan ve düşüncesi ayrılmaz bir gerçeklik olarak var.Ama insan düşüncesi,o çağlarda henüz sistemleştirme,sınıflandırma yapamıyor.Buna rağmen insan,ilkel bir şekilde de olsa varlığını sürdürmek için avcılık yaparak, avladıklarını da paylaşıp barınma ihtiyaçlarını karşılıyor.Anlaşılacağı üzere komünal bir yaşam tarzı hüküm sürüyor.Bunu neye borçlu peki insan?Şüphesiz ki “hareket”e..O çağlardaki insan “avlanmak” eylemini yaşama geçirmeye idi hali ne olurdu?Yaşayabilir miydi?Bugün de insan,muazzam bir sistemleştirme düşüncesi ile yaşamı kolay kılabilmek adına harekete ihtiyaç duyuyor.Yani insan emeği ve hareket olmaksızın, yaşam ve dolayısıyla insan var olabilir miydi? Yaşamı ve hareketi ,“söz”e göre ve “söz”den önce temele almam,bundan dolayıdır.Çünkü önce hareket vardı.

Bu konuda açıklayıcı ve daha “can” alıcı bir örneği,sevgili Can Yücel’in hapiste iken yazdığı şiirden son dizeleri buraya aktarıyorum.Çünkü bazen “söz”ün anlamını yitirdiği anlar da vardır insan yaşamında..

(…)
Bu her gece uykusunda bağırıp çağıran, ağlayan, gülen,
konuşan, isyan eden, yalvaran, küfreden, diş gıcırdatan
Adem Babalar arasında,
Bu damsız damda,
Bu Havvasız havada
“Saf Şair” olamıyor adam,
sökmüyor sırf şiirsel yorum.
Hani
Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum,
diyor ya Nazım,
Ben de artık şiir düzmek değil, şiiri düzmek istiyorum.


Bencillikle ilgili olarak da şunu söylemek isterim.İşin içine bencilliğin girdiği yerde,paylaşım nasıl ola ki?Her paylaşım isteği,aynı zamanda özverinin,içtenliğin,sevginin dile getirilme çabası değil midir?
O halde her türlü bencillik içeriklerinden uzak durmak,insan olmaklığımız yönünde atılmış bir adım olmayacak mıdır?

Bir de,“Köyde yaşayan ve hayalleri ancak evinin damıyla sınırlı bir kişinin yaşadığı aşkla, donanımlı bir şairinin aşkını yaşaması…büyük farklılıklar getirmekte aşk tanımına…" diye yazmışsın.. Nasıl?Aşkı ölçen bir alet mi var yahut aşkın kıstasları mı var ki köylü ve entelektüel şairin yaşadıkları aşkı kıyaslayan böyle bir örneği vermekten imtina etmemişsin?
Sevgili nehiro,aşk iki kişi arasında yaşanansa,başkalarının yaşadığı duygu patlamaları adına konuşamam…
Sevgilerle…

nehiro dedi ki...

sevgili Beyrek,
uzun yorumun için teşekkür ederim,
İlk önce, yaazdıklarım (gazetede yayınlanan köşe yazılarım) hariç bana yazılanlar yada söylenenlerle ilgili nerelere gidilebileceğinin ya da gidebileceğimin bir denemesi.
Biraz da kendim bir resim sanatçısı olduğum için bazı bildiğim duygularla ilgili bir takım öz ve ya genel eleştiri olabilir...
bencillik konusu bir yandaş çıkma değil aslında bir eleştiri ve doğru bir eleştiri olduğunu düşünüyorum.
En azından bende kendi duygularım içinde yaptığım resimlerde öyle anlar geliyorki ne o resme bakanın ne de bana o resmi yapma duygusunu verenin duygularını anlama gibi bir çabaya düşmüyorum ya da düşmek istemiyorum...
Buna düşersem üretemiyeceğimi hissediyorum.
Şu anda artık özellikle örnekleri kendi üstümde veriyorum ki her hangi bir yanlış anlama olmasın...

Bir de,“Köyde yaşayan ve hayalleri ancak evinin damıyla sınırlı bir kişinin yaşadığı aşkla, donanımlı bir şairinin aşkını yaşaması…büyük farklılıklar getirmekte aşk tanımına…" diye yazmışsın.. Nasıl?Aşkı ölçen bir alet mi var yahut aşkın kıstasları mı var ki köylü ve entelektüel şairin yaşadıkları aşkı kıyaslayan böyle bir örneği vermekten imtina etmemişsin? diye yazmışsın bu yazıyı blogda yazıyı yayınladığım zaman açıkladığım gibi bana anlatılan bir hikayeden nereye gidebileceğimizin bir denemesi... ve dikkat edersen yazının bir yerinde " sanmamızmı" diye sorarak giriyorum bu yazdığın yere.
ve hikayeden yola çıkılarak ulaşılan bir sonuç var. bu böyle olmalı demiyor...
eğer böyleyse böyle olurdu diyor...
yazının sonunda.
" derinlerde olmasını temenni etmekte buluyorum çareyi" diyor
seninde dediğin gibi yorumlarına önem verdiğim için bu açıklamayı yaptım..
"köylü ve entelektüel şairin yaşadıkları aşkı kıyaslayan böyle bir örneği vermekten imtina etmemişsin?" eleştirisini biraz haksız buluyorum çünkü bu karşılaştırmayı senin yazdığın gibi düz bir anlamda yapacak en son kişi olduğumu düşünüyorum. Ve senin de böyle düşünmeme üzüldüm...

Bu evrensel ve üzerine bir çok sorgulama yazıları yazılmış bir konu olsa gerek...

sevgiler senle ola...

Adsız dedi ki...

"düz bir anlam",öyle mi?
Peki...
Sevgi her daim...

Adsız dedi ki...

Yazdıklarınızı büyük bir zevk ve sevinçle okudum…

Sevgili Afşar Timuçin bir şiirinde sanırım şöyle diyordu “yazdığım bütün şiirleri yaktım, yakılan bütün şiirler de güzeldir…” Evet, öyle yazılan, yakılan, yırtılan bütün şiirlerde bence de güzeldir. Bu yüzden şiir söz konusu olunca dururum, ama gariptir her şairi de okumam doğam gereği.

Aşk üzerine sevgili Yılmaz Odabaşı, Aşk Tek Kişiliktir diyor şiirinde, kendisini beğenirim öyle ki Feride şiiri müptelası olduğum ve çokça kez okusam da sıkılamayacağım bir şiirdir, yine sevgili üstat Ataol Behramoğlu, Aşk İki Kişiliktir demiş, Ataol Behramoğlu burada bize daha yakındır bence, ben burada aşka indirgeyeceğimiz olgular üzerindeyim çünkü.

Aşk, 13. y.yılda aşkı için eline kavalını alıp sarayını terk eden Prens gibi mi davranacak, yoksa burjuvazinin gök kubbelerinde sırf aşktan söz ettiği için gök kubbesinin çatısından aşağı itilen kızın aşkı mı olacak? Konu bence budur. Herkesin bakış açısı farklı muhakkak ki, gerekirse kavalımızı elimize alıp, terk mi edeceğiz durduğumuz yeri, yoksa burjuvazinin dayattığı 14 Şubatı mı seceçiğiz?

Fakat yorumları okuyunca Nehiro arkadaş, ben Beyrek’i kendime daha yakın görüyorum. Kaldı ki, birçok argümanı da doğru kullanmış, tam olmasa da konuya farklı bir boyut kazandırmış. Örneğin: “komünal bir yaşam tarzı hüküm sürmesinden” söz etmiş bence bu yeterlidir.

Aşk herkes içindir, ama görecelidir.

Adsız dedi ki...

Belki biraz kısa, belki biraz da uzun bir alıntı, ama verme gereksinimi duydum..

k(adın): feride,
uyruğun: dünya;
dinin yok,
dilin var
ve sonrasını ben bilirim!

aynı yağmurlardan kaçarken bir saçağa düştük önce;
sonra gece, avluda bir kırık dal dursa üşürdü feride.
tarihini düşmedim, düşünmedim, ama tenimiz tanışır
önce ve terimiz...
o benim avradım olur gecelerce, günlerce;
sonrasını ben bilirim...

*
geceye yağmur inerdi işte böyle sicim gibi, ipince...giderek
soğuyan dünyamıza kanat vururken kuşlar ve hüzünle
şaşırırken yolunu yitik yıldızlar, feride, bir destan gibi yürürdü
ömrünü akmaya yarışırken sular.

*
sonra sular sulara, günler günlere vururdu ve hayat onu da,
beni de hem ne kötü vururdu; hayvan gibi vururdu hayat,
küfür gibi, namlu gibi vururdu...
sonra feride geceler boyu uyurdu. İleride unutulmuş bir Allah
kendini doyururdu ve susunca feride yeryüzü boğulurdu.
yeryüzü yüreğimdi biraz da...kururdu...

(…)

orospular sızardı gecenin yırtmacından
yırtmaçların tenine küfür dolardı
ve küfür yazardı gazeteler, rotatifler, bobinler
geceler küfür kokardı/alkol ve sperm
günlerin yaslı yüzünde kirli kan
ve peçeteler

peçetelerde günler turşu kıvamındaydı
faşizmin kıvamında işkenceler
bir uzun yol şoförü yolları...
yolları feride’yi andığı gibi anardı
geceye devriyeler dolardı

ne o

k i m l i k s i z m i y d i k?

feride hınca hınç grevdedir tek tip insan pazarında;
dağlara atarım, bulutlara katarım onu kimselere
kimselere bırakmam

(…)

(herkesin bir feride’si vardır ben bilmez miyim
herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
her kesin bir kimsesi vardır ban bilmez miyim
bir de kimsesizliği...)

I
gözlerinle gözlerime dokunuyorsun
bir bilsen o an gözlerim oluyorsun
kaçalım, beni gören sen sanacak!

II
görüyor musun dağlara dokunuyor insanlar
giderek dağlaşıyorlar
görüyor musun adınla başlıyor her şey
karın eriyişi, yağmurun dirilişi
özlemenin ilk harfi, gücün hecelenişi

adınla!
adınla her şey: şarabın dökülüşü, sesimin eskimeyişi


/ben ise sana abanıyorum
büsbütün aşk kesiliyorum.../

yenile yenilene bana abanıyorsun sen de
ateş kesiyor dudakların
saçların iri bir tutunmak oluyor o yangın yerlerinde

/ben nereye gitsem biraz senden gelirim
ardımdan kuşlar ve uykular gelir/

feride
ey yaar!

Yılmaz Odabaşı, Feride

Sevgiyle kalın. .

nehiro dedi ki...

yeraltından notlar yorumların ve özellikle yazdığın Feride şiiri için çok teşekkürler gerçekten büyük bir zevkle okudum. çok güzel bir şiir.
yazdıklarımız dediğin gibi gerçekten sevindirici ve umut veren yorumlar... katılan tüm dostlara teşekkür ediyorum...
"Aşk herkes içindir, ama görecelidir."cümlesi her şeyi özetliyor aslında...
buna katılıyorum...
dediğim gibi benimkisi aslında bir eleştri ve sorgulama idi, beyreğin yazdığı bir çok şeye katılıyorum bende tabii ki...
ama sanatçı yanım da sorgulamadan edemiyor...
aslında aynı konuya. hatta aynı düşünceye biraz farklı pencerelerden de bak ma denemesi diyebiliriz...
teşekkürler güzellikler sizlerle olsun...

nehiro dedi ki...

sevgili Beyrek...
"düz bir anlam",öyle mi?
Peki...
demiş sin
ne olur. incinme...
belki dediğimi yada söylemek istediğimi yanlış ifade etmiş olabilirim...
ama o senin yazdığın anlamda değil "verilen örneğin düşünülmesi aşamasına düz bir anlam" idi
yanlış anlamana olanak verdiğim ,için özür ve sevgilerimi yolluyorum...

Murat Özhan dedi ki...

Merhaba nehiro,

İyi niyetinden asla şüphe duymuyorum.

Burada,aslında tüm çabamızın,tüm inancımızın daha güzel,daha yaşanabilir,sevgiye dayalı,paylaşımcı bir dünyanın kapılarını aralamak adına olduğunu biliyorum.

Burada ve kendimizin bloglarındaki yazı ve yorumların varlığı, aslında birbirimize değer verdiğimizin birer kanıtı değil midir?En azından ben böyle düşünüyorum.

Paylaşımın,benim için hayati bir önemi var.Daha önce de dile getirmiştim.Paylaşmak, insan olmaklığımızın temel koşullarından biri.Duygu ve düşüncenin sınanması,paylaşımdan geçer anlayışını kendine dert edinen biriyim.Doğallıkla bu noktada önemli olan,ne “anladığım” ya da ne “anladığın” değil ne “anladığımız”dır.Her “anlaşmak” niyeti, etki ve tepki sürecini de içinde barındırır.Bunun için her daim açıklık temel ilkem olmakla birlikte sanal dünyanın kısıtlamalarını da şüphesiz ki göz önünde bulundurmak icap eder.Çünkü yazılı iletişimde,kafamızdaki düşünceleri kendi bakış ve algı prizmamızdan süzerek aktardığımızdan karşımızdaki tarafından tam olarak anlaşılmayabiliriz.Çünkü ilk okumalarımızdaki algılarımız,farkında olmadan bizi yanılgıya düşürebilir.Bu bakımdan sanal ortamın azizlikleri her daim kapımızı çalacaktır.

Ben de yazı üslubum içinde istemeden de olsa kırıcı oldu isem özür diliyorum..

Bu arada,sevgili yeraltındannotlar'a kattığı yorum ve aktardığı Feride şiirinden ötürü teşekkür ediyorum.

Rotamız,her daim yalancı gözlerden öteye...