Blog Listem

13 Kasım 2008 Perşembe

Güven


Ben insanı sevdim
Toprağı sevdim, gökyüzünü sevdim, güneşin batışını sevdim
Bir ters hareketim yoktur şu güne kadar
Umuda, kadere ve sanata!...

Peki nedendir sevginin ayaklar altına alınması durumu
Küçük İskender’ in mısraları uçuşuyor gecede

Boşuna beklemişsin. Gelmezdim.
Ayaklarımı kuş çaldı.
Boşuna sevdalanmışsın.
Sevemezdim Kalbim rulet çarkı
Boşuna dövünmüşsün, kabullenemezdim.
Mezarım çift kişilik değil sevgilim…”

Bu yürek ağır geliyor olabilir, bana , sana ya da başkalarına. Hayat ta ağır gelebilir. Zaman da
Kaçmak kurtulmak istersin...
Yeni bir ülke yok ama, kaçamazsınız.


Yaşamak yalansız ve kendi olarak yaşamak. Ve yaşadığını yalansız anlatmak. Cesare Pavese’nin “Yaşama Uğraşı” Kitabında “Bir insan olabilmek bu apayrı bir olgu, şans, cesaret, istek gerektiren bir olgu. Özellikle dünyada başka hiç kimse yokmuş gibi yalnız kalabilme cesaretini gerektiren. Ve yapmak istediğini düşünmek yalnızca…” diyor.

Pavase’nin bu satırlarını okuduğumda gece yüzünü çoktan sabaha dönmüştü. Okumayı bırakıp yazmanın zamanı şimdi.

İnsan sevgisi dilimizden, dillerden düşmez. Zaman zaman en duygusal sözcükleri kullanarak sevgimizi açıklamaya, ifade etmeye çalışırız. Salt sevgi sözcüğünü dillendirmek yazmak, sevgiyi kanıtlar mı?. Hatta ifade eder mi?
Hayır sevginin kanıtı davranışlardır. Sevgi davranışlarda görüntülenir. Sevgi, saygıyı, özveriyi, paylaşmayı, bencil davranmamayı en önemlisi de bence güvenmeyi içerir.

Bizler yaşamayı amaçlarken ve bir yaşam içinde hedeflere ulaşmaya çabalarken çok küçük yaşlardan itibaren edindiğimiz değerlerin bizi belirlediğini biliyoruz. Tanıştığımız ilk değerde “güven” bana kalırsa. Güvenmeyi ana karnında bize sunulan o sıcaklıkta öğreniyor, sonra hayatın ayrıntılarında alıştırma yapıyoruz.
Özel ilişkilerimiz de, dostluklarda hatta iş ilişkilerimizde…
Kendi özel yolculuklarımıza onunla çıkıyoruz.
Genelde kısa vadeli sözler verilir.
Kısa vadeli çözümler üretilir
Ya güven unsuru?
Bir kez sarsılmaya görsün
Sonra kırık dökük yürür her şey.
İşte bunun için verilmeden, söylenmeden önce sözlerin dibe çökmesini beklemek gerek…
Ağızdan çıkan söze sahip olmak güçtür.
Sorumluluklar gibi sözler de size aittir. Kapıyı açmak değil, eşiği geçmektir önemli olan.
Güvensizlik ilişkiye geçit vermeyen, yolu tıkanmış bir kaya gibidir.
Güven kötü kullanılmaya dahası bir yaşam biçimi olup, küçük ama inatçı ağrılar gibi bizde yer etmeye başlamışsa durum gerçekten vahim demektir.
Yine karamsarım galiba doluyum göz yaşlarım ve kalemimle

Öyle bir ağlayacağım ki
Dağıtacağım bulutlar
Uçuracağım göçmen kuşları
Öyle bir yazacağım ki
Yürek dolusu sevdamı
Arıtacağım yeryüzünden öfkeyi, intikamı…
Yüreğiniz korkusuzca çarptıkça.
Böylesine korkusuz yaşam enerjisini yüreğinizde taşıdıkça
Sevginin, doğruluğun egemenliğini ilan edeceğiz.
Kim demiş “sevgi karın doyurmaz””
Yıldızlar parlıyor
Öfke değil, intikam değil, gökyüzünde dalgalananlar
Kalemimiz yazdıkça ve buna inandıkça dalınır mı umutsuzluğa, korkakça
Düşünülür mü.
Hem de bu ortamda, bu devirde, aydınlanmaz mı kör karanlıklar.
Yılmadan yürüdükçe biz bu sevgi yolunda diyor, Neruda’nın dizeleriyle ayrılıyorum sizden

“Koşarak burada ağaç gemiler
Ateşin lacivert anılarıyla çevrili
Kireçleşen kalbime atılmaya gelen
Bir ırmağın suyudur adının harfleri.

6 yorum:

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

hani sevgi herşeyi çözer di diye öğretmişlerdi bize...neden şimdi çözmüyor kalbimize vurulmuş prangaları...bizler hayatın suçlu doğmuş çocuklarıyız..aşka ömür boyu mapusluyuz...

atesinsesi dedi ki...

yağmur yağıyor
sığırcık duası
sokağın şarkısı
sipsi çalıyor köşe başlarında keten kuşları
sensiz geçiyor bir günüm daha

güneş bile kederli böyle bir akşam üstüne
bakışları kararıyor git gide...

t.kurt

nehiro dedi ki...

Yanlızlık okulu...
Bu gün bende senin okuldanım...
onun için pek umutlu ve ümitli şeyler yazamayacağım...
çözülemeyen çözümsüzlükler yumağında bir gece daha...
Kedileri niye severim bilirmisin...
yumakları çözmekten çok zevk alırlar...
bir yandan çözerlen bir yandan da iyice karıştırırlar...
Ama bu da iyidir çünkü karışan kısımla uğraşamazsın artık ve koparır atarsın...
Mahbusluk konusuna gelince...
Önemli olan beyin ve yürek özgürlüğü değilmi...
birisinden birisi özgürse eşitsin arkadaş...

Adsız dedi ki...

"Yaşamak yalansız ve kendi olarak yaşamak.."

Yaşam yahut yaşamak,ne kadar güçlü sözcükler.Yaşam'ın çekim merkezinden kurtulmak ne mümkün.
Şu evrendeki varoluşumuz ve ağır aksak da olsa ilerleyişimizin temelinde yaşam yok mudur?

Allı pullu sözcüklerin,verilmiş sözlerin cazibesine kapılmamak ne zor.
Oysa eyleme geçirilmemiş salt sözün zerre kadar bir değeri var mıdır?

Yalansız,riyasız yaşamak,kendi olmak zordur.O büyüklenmelerimizden,burnu kaf dağında edalarımızdan,
sevgisizliklerimizden kurtulmadıkça "kendi olarak yaşamak" pek mümkün görünmüyor Nihal.

Yine hoş ve duygu yüklü bir yazı.Tebrik ediyorum seni.
Sevgilerle..

nehiro dedi ki...

ATEŞİN SESİ BU GÜZEL ŞİİR İÇİN TEŞEKKÜRLER HERZAMANKİ GİBİ ÇOK GÜZEL...
"...güneş bile kederli böyle bir akşam üstüne
bakışları kararıyor git gide..."
GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL VE ÖZEL YÜREĞİNE SAĞLIK...

nehiro dedi ki...

Hayır yoktur Murat...
eyleme geçmemiş hiç bir sözün ne yazık ki değeri yoktur...
sevgisizliklerimizden kurtulmak bu kadar zor olabilirmi?
insanın kendi olması bu kadar zorsa- henüz kendini bile sevmeyi öğrenememişse çevresine, işine , insanlara nasıl yararı dokunabilirki...
Verecek neyi olabilirki...
teşekkürler yorumun için murat
bu yürek bu beyin bizde oldukça yazılara devam...
sevgiler senle...