
ARDINDAN
Kimi zaman kendimi olaylardan soyutlanmış, dış dünyadan kopmuş, olana bitene yetişemeyen otobüsü kaçırmış bir durumda algılarım.
Geçicidir bu. Belki de yaklaşık bir anlatım …
Soluk soluğa kalırım. Söylenilenleri anlamam. Paniklerim.
Gerçekte kendi içime yaptığım yolculuklarımda oluyor belki de, tam bilemiyorum…
Üzerimdeki buna benzer bu duygu… Dönüp dolaşıp hep aynı yere varmaktan belki.
Hep aynı çözümsüzlükleri düşünmek yoruyor beni…
Kimi zaman kendimi olaylardan soyutlanmış, dış dünyadan kopmuş, olana bitene yetişemeyen otobüsü kaçırmış bir durumda algılarım.
Geçicidir bu. Belki de yaklaşık bir anlatım …
Soluk soluğa kalırım. Söylenilenleri anlamam. Paniklerim.
Gerçekte kendi içime yaptığım yolculuklarımda oluyor belki de, tam bilemiyorum…
Üzerimdeki buna benzer bu duygu… Dönüp dolaşıp hep aynı yere varmaktan belki.
Hep aynı çözümsüzlükleri düşünmek yoruyor beni…
Ve bu gün deniz kenarında dalgaları ve yüzümü okşayan rüzgarı hissederken bunu düşünüyorum.
Dalgaların kıyıya, karaya vuran kıpırtıları hırçın beyazı, köpükleri geliyor gözlerimin önüne…
Köpükleri dağılıyor, beyaz yeniden maviye dönüyor. Mavinin en koyusuna…
Düşüncelerime bir renk bulmak istiyorum. O rengin içinden düşünmek için. Değişken bir renk.
Dalgaların kıyıya, karaya vuran kıpırtıları hırçın beyazı, köpükleri geliyor gözlerimin önüne…
Köpükleri dağılıyor, beyaz yeniden maviye dönüyor. Mavinin en koyusuna…
Düşüncelerime bir renk bulmak istiyorum. O rengin içinden düşünmek için. Değişken bir renk.
Örneğin Sarı… Kasımpatının koyu, hüzünlü sarısı…En çok sevdiğim çiçek, en çok sevdiğim koku…En çok sevdiğim ay…Sevdiğim her şeyi kokusundan anımsarım ben…
Boğazım düğümleniyor, ellerim titriyor…Kasım güneşine sarılıyorum…
Yeşilli, kırmızılı, beyazlı mavili çocukluk günlerimi özlüyorum…
O günlerin Kasım’ını, en çok sevdiğim ayın en çok sevdiğim kokusunu…
Her 10 Kasım’da hepimiz o kadar çok Kasımpatı getirirdik ki okulun bahçesine…
Bahçede binlerce çiçeğin kokusu… ve ölümsüzlüğü beynimize işlenmiş Mustafa Kemal Atatürk…
Evet işte onu hatırlayınca bu koku gelir aklıma Kasımpatı kokusu…
Özlüyorum o günleri….
Boğazım düğümleniyor, ellerim titriyor…Kasım güneşine sarılıyorum…
Yeşilli, kırmızılı, beyazlı mavili çocukluk günlerimi özlüyorum…
O günlerin Kasım’ını, en çok sevdiğim ayın en çok sevdiğim kokusunu…
Her 10 Kasım’da hepimiz o kadar çok Kasımpatı getirirdik ki okulun bahçesine…
Bahçede binlerce çiçeğin kokusu… ve ölümsüzlüğü beynimize işlenmiş Mustafa Kemal Atatürk…
Evet işte onu hatırlayınca bu koku gelir aklıma Kasımpatı kokusu…
Özlüyorum o günleri….
Bir 10 Kasım’ı daha geride bırakırken, kim ne derse dersin, kim ne yaparsa yapsın Atatürk’ü Türk ulusunun belleğinden ve kalbinden silemezler…silemeyecekler…
Mustafa Kemal’i insanlık tarihinin en görkemli yerinden aşağıya indiremezler.
Onun Nutuk’ta ki sözleri aklıma geliyor...
Mustafa Kemal’i insanlık tarihinin en görkemli yerinden aşağıya indiremezler.
Onun Nutuk’ta ki sözleri aklıma geliyor...
“Güneşin sabaha karşı doğduğunu nasıl görüyorsam, mazlum milletlerinde bir, bir doğuşunu insanlık görecektir.”
Öyle olmadı mı?
1923 de ki Anadolu devrimi ile devletimiz, hukukumuz, kültürümüz, eğitimimiz laikleşip, çağdaşlaşmadı mı?
Bunlar gerçek aydınlanma devrimleridir.
Aklın inançtan,
Bilimin dinden bağımsızlaşması demektir.
Böylesi bir devrim İslam coğrafyasında bir ilktir.
Bu devrimler ve nedenleri üzerine tarih kitapları yazıldı, daha da yazılacaktır…
Atatürk Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden bir ulus devlet yarattı.
Vatandaşlık bilincine ulaşmış bir ulus yarattı.
Ne filmler, ne belgeseller bu büyük devrimciliği, dahiliği ortadan kaldıramaz.
Atatürk gibi liderlik, nitelik, dahilik özelliklerine sahip bir kişinin yalnız ve tek bir adam olması o kadar doğal ki…
Özgür, bağımsız, devrimci, güçlü bir kişi ancak yalnız kalır…
Kitaplarda, filmlerde özel hayatını okumak, seyretmek benim Mustafa Kemal’le ilgili düşüncelerimi hiç değiştirmiyor.
Yediği, içtiği aşk yaşamında sadık olup olmadığı onun da insan oluşuna sevinmem dışında beni hiç ilgilendirmiyor.
Ortadaki tarihsel eserin yapısı ve kıymeti benim için önemli olan…
Çünkü şu anda üzerinde yaşadığım Cumhuriyeti, laik düzeni ve ben oluşumu ona borçluyum…
1923 de ki Anadolu devrimi ile devletimiz, hukukumuz, kültürümüz, eğitimimiz laikleşip, çağdaşlaşmadı mı?
Bunlar gerçek aydınlanma devrimleridir.
Aklın inançtan,
Bilimin dinden bağımsızlaşması demektir.
Böylesi bir devrim İslam coğrafyasında bir ilktir.
Bu devrimler ve nedenleri üzerine tarih kitapları yazıldı, daha da yazılacaktır…
Atatürk Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden bir ulus devlet yarattı.
Vatandaşlık bilincine ulaşmış bir ulus yarattı.
Ne filmler, ne belgeseller bu büyük devrimciliği, dahiliği ortadan kaldıramaz.
Atatürk gibi liderlik, nitelik, dahilik özelliklerine sahip bir kişinin yalnız ve tek bir adam olması o kadar doğal ki…
Özgür, bağımsız, devrimci, güçlü bir kişi ancak yalnız kalır…
Kitaplarda, filmlerde özel hayatını okumak, seyretmek benim Mustafa Kemal’le ilgili düşüncelerimi hiç değiştirmiyor.
Yediği, içtiği aşk yaşamında sadık olup olmadığı onun da insan oluşuna sevinmem dışında beni hiç ilgilendirmiyor.
Ortadaki tarihsel eserin yapısı ve kıymeti benim için önemli olan…
Çünkü şu anda üzerinde yaşadığım Cumhuriyeti, laik düzeni ve ben oluşumu ona borçluyum…
Çocukluğumu hatırlıyorum tekrar…
O günlerde onu nasıl erişilmez, nasıl ulaşılmaz gördüğüm zamanları…
Sonra çok daha sonra gerçekleri kavradığımda, onun da bir annesi olduğunu, onunda bizler gibi bir çocukluk geçirdiğini…
Ama onun aklıyla ve özellikleriyle bizlerden farklı hale gelip kısa yaşamında olağanüstü vasıflara sahip bir dahi olarak bir toplumun, bir boyun eğmezliğin simgesi olarak, onurun simgesi olarak sembolleşmesini nasıl anladığımı…
Şükürler olsundu ki…
O da benim gibi, senin gibi, bizim gibi bir insandı…
Yürüyen, konuşan, kızan, yalnız kalan, üzülen, nefret eden, seven, aşık olan, terk eden, terk edilen bir insan…
Irkçı temele dayanmayan, çağdaş ulusçu toplumun kurucusu, simgesi hatta ta kendisi… İnsan Mustafa Kemal Atatürk
Evet bendeki çocuk büyüdü ve şu anda Mustafa Kemal’i anımsarken kendi teslim olmamışlığımıza, ezilmeyen onurumuza, dik duran başımıza gönderme yapıyor, onu severken kendi öz benliğimi de seviyorum…
Düşüncelerimiz şartlandırılmalarla, baskılarla kirletiliyor.
Yaşama kavgasına düşürülmüş insanlarla, ilk insanların yiyecek peşinde koşmaktan başka hiçbir işe yaramadığı dönemlerine dönmüş gibiyiz…
İnsanı insan yapan düşünce ufuklarını artık göremiyoruz.
Adı konmamış bir yeni kölelik düzeni yaşamaya zorlanıyoruz…
Düşüncelerimiz hep gelecek korkularıyla, duygularımız ön yargılarla, baskılarla, kirletiliyor…
Günümüz insanı “duygusal davranmak” la aşağılanıyor
Duygularımızdan korkuyoruz…
Ve bu duyarsızlığın adına da “gerçekçi olmak” deniyor.
İnsanlığın yazgısını değiştirme gücü azaltılıyor, geleceğini belirleme gücü küçümseniyor.
İnsanın dünyayı değiştirme azmi kırılıyor.
Ama bizler tarihi değiştiren, yıkılmaz bir devlet kuran insan Mustafa Kemal’i örnek alarak yaşama, üretme, yaratma gücümüzle umudumuzu eksiltmeden devam edeceğiz.
O günlerde onu nasıl erişilmez, nasıl ulaşılmaz gördüğüm zamanları…
Sonra çok daha sonra gerçekleri kavradığımda, onun da bir annesi olduğunu, onunda bizler gibi bir çocukluk geçirdiğini…
Ama onun aklıyla ve özellikleriyle bizlerden farklı hale gelip kısa yaşamında olağanüstü vasıflara sahip bir dahi olarak bir toplumun, bir boyun eğmezliğin simgesi olarak, onurun simgesi olarak sembolleşmesini nasıl anladığımı…
Şükürler olsundu ki…
O da benim gibi, senin gibi, bizim gibi bir insandı…
Yürüyen, konuşan, kızan, yalnız kalan, üzülen, nefret eden, seven, aşık olan, terk eden, terk edilen bir insan…
Irkçı temele dayanmayan, çağdaş ulusçu toplumun kurucusu, simgesi hatta ta kendisi… İnsan Mustafa Kemal Atatürk
Evet bendeki çocuk büyüdü ve şu anda Mustafa Kemal’i anımsarken kendi teslim olmamışlığımıza, ezilmeyen onurumuza, dik duran başımıza gönderme yapıyor, onu severken kendi öz benliğimi de seviyorum…
Düşüncelerimiz şartlandırılmalarla, baskılarla kirletiliyor.
Yaşama kavgasına düşürülmüş insanlarla, ilk insanların yiyecek peşinde koşmaktan başka hiçbir işe yaramadığı dönemlerine dönmüş gibiyiz…
İnsanı insan yapan düşünce ufuklarını artık göremiyoruz.
Adı konmamış bir yeni kölelik düzeni yaşamaya zorlanıyoruz…
Düşüncelerimiz hep gelecek korkularıyla, duygularımız ön yargılarla, baskılarla, kirletiliyor…
Günümüz insanı “duygusal davranmak” la aşağılanıyor
Duygularımızdan korkuyoruz…
Ve bu duyarsızlığın adına da “gerçekçi olmak” deniyor.
İnsanlığın yazgısını değiştirme gücü azaltılıyor, geleceğini belirleme gücü küçümseniyor.
İnsanın dünyayı değiştirme azmi kırılıyor.
Ama bizler tarihi değiştiren, yıkılmaz bir devlet kuran insan Mustafa Kemal’i örnek alarak yaşama, üretme, yaratma gücümüzle umudumuzu eksiltmeden devam edeceğiz.
Bu ülke, bu ulus, bu Cumhuriyet, bu devlet Mustafa Kemal’in ölümsüz kişiliğiyle yaşıyor…yaşayacak…
2 yorum:
teşekkürler Ali baba teşekkürler...
Ben içimden gelenleri yazıyorum seni mutlu edip duygulamdırdıysa ne mutlu bana...
Kasımpatıları anımsayanları bulmak ne kadar güzel...
onlar en güzel çiçekler ama ne yazıkki şimdi orkidelere yenildi
ler...
Herkes en pahallısının, en güzelinin peşinde...
Ama ben onların o sarı kasımpatlarının...
ve yüreğimin götürdüğü yerin...
sevgim ve saygım sizlerle sağlıcaklı kalın... başımızdan eksik olmayın...
bu ülkede atatürk adına yapılanlar:
üç darbe.
binlercesi yakılmış şiir kitapları(nazım,sabahattin ali vs vs)
bir çok halkın yaşadığı anadoluda tecir ve soykırım politikalarıyla yaratılan uluslaşma.
sünni islam sentezini merkezi
ne alan diyanet yapılanmasıyla insanın yabancılaşmasının git gide çoğalştıldığı bir ülke gerçekliği.
daha kuruluşundan var olan çete ve teşlilat örgütlülüğü.. (mustafa suphinin öldürülmesi,çerkes etem vakası vs vs)
daha çok şey sayılabilir ama buna gerek yok. 1984 romanını okumanı ve bu yazıyı bir kez daha yazmanı dilerim.
seni çok seven dostun temel.
Yorum Gönder