
Sevgi İzin istemez
Düş saatlerine usul, usul damlayan zaman.
Günü soyunuyor, geceyi giyiniyorum. Derin bir gecede, yaprak serinliğinde yasemin kokuları arasında ve gecenin aydınlığında size bu hafta hiç karanlıktan bahsetmemeyi düşünüyorum…
Gecenin aydınlığını sabaha taşımak istediğimden midir neden… sadece biten yazdan, gitmekte olan ikinci bahardan, sevgi sözcüklerinin tozunu alan güvercinlerden, gelen Kasım’ın renklerinden, bütün gece okuduğum Ahmet Arif’in şiirlerinden bahsedeceğim.
Bunca güncel siyasal ve sosyal kepazeliklerin ortasında Kasım ayının renklerine boyanan tabiat,
Körsem,
senden gayrisine yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel
Ay karanlık… diyen Ahmet Arif
En basit korkularla baş başadır herkes. Suskun kalabalıklar, ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba, yolun kıyısına bırakılmış kuşkulu bir paket gibidir.
Şair gerçekten yaşayıp, yaşamadığımıza dair bir ışık bir belirti, bir aşk arar.
Bulduysa da papatya tarlasında, kan kokusu genzini yakar…
Kimse fark etmez yaprakların hızla sarardığını, kapıdadır hüzün.
Şimdiye sarılan kaybeder, geçmişe sığınan toz olur. Geleceği düşünense kendi eliyle tutsak eder ömrünü.
Halbuki hayat hareketli bir hedeftir.
En iyi atışı yapmak için beklemekse şaire göre değildir…
Her şey hüzünden ibaret bir tren gibidir.
Ev içlerine savrulur yalnızlık!...
Cebinde yarım kalmış şiirler taşır şair. Yaz bitti der dize…
Yazla birlikte baharda başlayan aşk de biter…
Malum artık ikinci bahar yani sonbahar başlamıştır…
Son baharın biraz daha derin, biraz daha hüzünlü, biraz daha ağırbaşlı bir havası vardır sanki…
Sarısı bile o uçarı elimizden kayıp gidiverecek gibiliğini kaybetmiş, olgun bir kahverengine, tutkulu bir kırmızıya bulanmıştır…
Yeşili ise Ahmet Arif’ce
Günü soyunuyor, geceyi giyiniyorum. Derin bir gecede, yaprak serinliğinde yasemin kokuları arasında ve gecenin aydınlığında size bu hafta hiç karanlıktan bahsetmemeyi düşünüyorum…
Gecenin aydınlığını sabaha taşımak istediğimden midir neden… sadece biten yazdan, gitmekte olan ikinci bahardan, sevgi sözcüklerinin tozunu alan güvercinlerden, gelen Kasım’ın renklerinden, bütün gece okuduğum Ahmet Arif’in şiirlerinden bahsedeceğim.
Bunca güncel siyasal ve sosyal kepazeliklerin ortasında Kasım ayının renklerine boyanan tabiat,
Körsem,
senden gayrisine yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel
Ay karanlık… diyen Ahmet Arif
En basit korkularla baş başadır herkes. Suskun kalabalıklar, ne zaman patlayacağı belli olmayan bir bomba, yolun kıyısına bırakılmış kuşkulu bir paket gibidir.
Şair gerçekten yaşayıp, yaşamadığımıza dair bir ışık bir belirti, bir aşk arar.
Bulduysa da papatya tarlasında, kan kokusu genzini yakar…
Kimse fark etmez yaprakların hızla sarardığını, kapıdadır hüzün.
Şimdiye sarılan kaybeder, geçmişe sığınan toz olur. Geleceği düşünense kendi eliyle tutsak eder ömrünü.
Halbuki hayat hareketli bir hedeftir.
En iyi atışı yapmak için beklemekse şaire göre değildir…
Her şey hüzünden ibaret bir tren gibidir.
Ev içlerine savrulur yalnızlık!...
Cebinde yarım kalmış şiirler taşır şair. Yaz bitti der dize…
Yazla birlikte baharda başlayan aşk de biter…
Malum artık ikinci bahar yani sonbahar başlamıştır…
Son baharın biraz daha derin, biraz daha hüzünlü, biraz daha ağırbaşlı bir havası vardır sanki…
Sarısı bile o uçarı elimizden kayıp gidiverecek gibiliğini kaybetmiş, olgun bir kahverengine, tutkulu bir kırmızıya bulanmıştır…
Yeşili ise Ahmet Arif’ce
Sus kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede.
Yeşil bir yağmur sonra…
yağıyor yeşil.... olmuştur.
Baharın ne ilki ne de sonu gelmek için izin istemez. Ne doğadan ne insandan…
Doğa bıkmadan usanmadan Mayıs’ta aceleyle coşar, filizlenir, yeşillenir…
Kasım’da sararır, kızarır, yaprak olur dökülür…
Bizler sevgiyi unutmanın bedelini ödüyoruz…
Bedel baharları hüzün olarak yaşamaktır…
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede.
Yeşil bir yağmur sonra…
yağıyor yeşil.... olmuştur.
Baharın ne ilki ne de sonu gelmek için izin istemez. Ne doğadan ne insandan…
Doğa bıkmadan usanmadan Mayıs’ta aceleyle coşar, filizlenir, yeşillenir…
Kasım’da sararır, kızarır, yaprak olur dökülür…
Bizler sevgiyi unutmanın bedelini ödüyoruz…
Bedel baharları hüzün olarak yaşamaktır…
Hayatı yaşarken bir an için durup hayatın dışına çıkıp bakmayı deneyebilsek…
Doğanın en yetenekli canlısının yaşamayı nasıl unuttuğunu, küçük yerlerde nasıl dönüp durduğunu, zavallı istekler için kendini nasıl harcadığını, anlamsız kavgaları, o sevgisizlikleri görseydik, görebilseydik eğer…
Neden sevgiyi kabul etmez niye yaşamayız?
Neden her şeyi ele geçirip, üstünde tepinmek isteriz. Doğayı fark etmez, baharın kokusunu duymaz, renklerini duyumsamayız…
Doğanın en yetenekli canlısının yaşamayı nasıl unuttuğunu, küçük yerlerde nasıl dönüp durduğunu, zavallı istekler için kendini nasıl harcadığını, anlamsız kavgaları, o sevgisizlikleri görseydik, görebilseydik eğer…
Neden sevgiyi kabul etmez niye yaşamayız?
Neden her şeyi ele geçirip, üstünde tepinmek isteriz. Doğayı fark etmez, baharın kokusunu duymaz, renklerini duyumsamayız…
Belki de “Bahar öyle kendiliğinden geliveriyor” diyedir kim bilir?
Öyle ya böyle kendiliğinden gelmese seçilmiş kişilere gelse, ya da parası olanlara gelseydi o zaman belki daha çok değer verirdik…
Ama bahar herkesindir, bütün insanlarındır…
Aynı sevginin de herkes için olduğu gibi…
Ama biz sevgiye ne yapıyoruz… sevgiyi suçluyoruz, korkutuyoruz, saygısızlık edip hayatımızdan kovuyoruz…
Sevmesini öğrenemiyoruz…
Sevgiyi sahip olmakla karıştırıp, sonra da sahip olamadığımız şeyi sevmemeyi öğreniyoruz…
Öyle ya böyle kendiliğinden gelmese seçilmiş kişilere gelse, ya da parası olanlara gelseydi o zaman belki daha çok değer verirdik…
Ama bahar herkesindir, bütün insanlarındır…
Aynı sevginin de herkes için olduğu gibi…
Ama biz sevgiye ne yapıyoruz… sevgiyi suçluyoruz, korkutuyoruz, saygısızlık edip hayatımızdan kovuyoruz…
Sevmesini öğrenemiyoruz…
Sevgiyi sahip olmakla karıştırıp, sonra da sahip olamadığımız şeyi sevmemeyi öğreniyoruz…
Oysa sevgi de bahar gibi “İzin almaz”…
O da birdenbire gelir, bizi büyütür, zenginleştirir, sarıyı, kırmızıyı, yeşil’i, yaprağı, kuşu görmemizi sağlar…
Hep sevgiden korkutulduk, ürkütüldük.
Hayata sevgisiz insanlar egemen oldu…
İnsanlara sevgisizliği öğrettiler.
Halbuki sevgi insanın özgürlüğü değil midir?
Sevgiyi korumak insanın insanlığını korumaktır.
Sevgide bahar gibidir. Renkleri olan, kokusu olan, tadı olan.
Sevgi hep vardır, hep gelir, alınıp satılmaz.
O da birdenbire gelir, bizi büyütür, zenginleştirir, sarıyı, kırmızıyı, yeşil’i, yaprağı, kuşu görmemizi sağlar…
Hep sevgiden korkutulduk, ürkütüldük.
Hayata sevgisiz insanlar egemen oldu…
İnsanlara sevgisizliği öğrettiler.
Halbuki sevgi insanın özgürlüğü değil midir?
Sevgiyi korumak insanın insanlığını korumaktır.
Sevgide bahar gibidir. Renkleri olan, kokusu olan, tadı olan.
Sevgi hep vardır, hep gelir, alınıp satılmaz.
İnsanın onu bulabilecek, fark edebilecek ve tutacak gücü olmalıdır…
Sevgi bahar gibidir…
İzin istemez ve değerini bilenindir....Diyerek Ahmet Arif’le bitiriyoruz.
İzin istemez ve değerini bilenindir....Diyerek Ahmet Arif’le bitiriyoruz.
Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi yeşil,
Açardın
Tavşan kanı, kınalı- berrak
Yenerdim acıları, kahpelikleri…
Yalnızlığımda
Mavi yeşil,
Açardın
Tavşan kanı, kınalı- berrak
Yenerdim acıları, kahpelikleri…
Gitmek
Gözlerinde gitmek sürgüne
Yatmak
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani
İçmek
Gözlerinde içmek ay ışığını
Varmak
Gözlerinde varmak can tılsımına
Gözlerin hani.
Gözlerinde gitmek sürgüne
Yatmak
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani
İçmek
Gözlerinde içmek ay ışığını
Varmak
Gözlerinde varmak can tılsımına
Gözlerin hani.
6 yorum:
Gülün kan rengi yaprakları üşürken usulca kararıverir ortalık. Binlerce sığırcık kuşu bir araya gelir işte o anlarda, gökyüzü aynı ezgide süzülen kanatların insana emanet ettiği suskunluğa gizlenir. Az sonra ise gece mavisine dolunayın soluk yüzü yapışır. Kuşlar sessizce gider, sense hala oradasındır. Gitmek için çağrılmayı bekleyen biri gibi beklersin, oysa kan rengi gülün soğuk yaprakları bile gitmiştir.
Adımların söz dinlemez olur, sözcüklerin üşür. İşte o vakit korsanların ele geçirdiği bir geminin tayfalarına katılır benliğin. Sana ihanet eder. Sokaklar bitmek bilmez yolları andırır, döner durursun aynı çemberin içinde. Aynı anlama sığınan sözcükler gibisindir.
Zaman, yıkıp yeniden kurduğu sabahlarda suskundur artık. Susmaksa, külün ömrüne ateşi gizleyen büyüdür...İnsan çokça zaman bu büyüye sığınır, yıkılmamak için.
Ve derler ki herkesin uzağında bir feneri vardır, hiç gemileri olmasa bile...
t.kurt
Bazı katılmadığım yönleri olmakla beraber bu güzel yazı için yüreğine sağlık ola.
Sevgi her daim..
---
Sevgilerde
sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı
siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.
gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı
Behçet Necatigil
2 damla göz yaşı...uzaktaki o gemileri olmayan fenere...
gönlüne sağlık, sevgiler...
ateşinsesi
murat teşekkürler...
Katılmadığın yönleri çok iyi biliyorum:))
Behçet Necatigil'in bu çok sevdiğim, bu çok güzel şiiri için de teşekkürler...
"bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı..."
ne yazık değil mi...sarfedilmeyen ya da edilemeyen nice duygular ne yazık ki hep içerlerde bir yerlerde gizli kalıyor...
ya bir iki satıra, ya bir renge bürünüyor fırçanın ucunda...
Bürünemeyen ise nazım ustanın kırmızı elma dediği kalbimizde
kalmaya mahküm oluyor...
Senin yazındaki gibi Biraz cesaret, biraz çemberin dışına çıkabilme yürekliliği her şeyi değiştirecekken...
ANADOLU
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Ahmet Arif, Anadolu
Sevgili yeraltından şiirler paylaşımın için çok teşekkürler...
Bu anlatım, bu duygu, bu duyarlılık müthiş değil mi...
Ne büyük ustalar yetiştirmişiz...
İnan boğazım düğümlendi...
Ne büyük şairler çıkmış anadolumuzdan, ulusumuzdan ama bizler ne yapmışız...
Onları başka ülkelerde ölmek zorunda bırakmışız, olmadı yakıp yıkmışız...
utanmak lazım... utanmak çünkü ben utanıyorum ve hırslanıyorum belki de...
tekrar teşekkürler paylaşımına
sevgi ve umutla...
Yorum Gönder