
MENEKŞE BAHÇELERİ
Yılın son günü ne yazılır acaba diye soruyorum kendime.
Düşlerden, umutlardan, birleşen ellerden, sevgilerden, aşklardan bahsetmenin tam sırası derken;
İçinde bulunduğumuz yaşadığımız günlerin verdiği umutsuzluk, bezginlik unutulur mu dersiniz.!..
Siyasi, ekonomik, kişisel hırsları adına insanların dünyayı ne hale getirdikleri...
Siyasilerin, bizden teğet geçiyor dese de tarihimizin en büyük krizlerin den birini geçirdiğimizi ve bu yükün altında, insanların ezildiğini un, ufak olduğunu...
Esnafı, emekçileri, köylüleri, üretemeyen üreticileri kapılarını bir, bir kapatan küçük ticarethaneleri, bunların yerini alan tekelleşmeye giden dev alış veriş merkezlerini...
Bir çok insanın açlık sınırında yaşadığını, nitelikli milyonlarca insanın işsizlikle boğuştuğunu, bu nedenle intihara teşebbüs edenleri...
Savaş politikalarının estirilmesiyle az gelişmiş ülkelerin daha da fakirleşmeye itildiğini, hiçbir zaman gelişmesine izin verilmeyeceğini...
Üniversitelerin girdiği hali, artık bilim adamı yetiştirmek istemediklerini...
Halka yakın gibi duranların aslında halktan, nedenli uzaklaştıklarını...
Dilimizin ne denli bayağılaştırıldığını...
Kimilerin içindeki karanın diline ve yüzüne nasıl yansıdığını, ülkenin insanları nasıl hırpaladığını...
Yasama, yürütme ve yargıya ilişkin kaygılarımızı...
Kirlenen medyayı, basın dünyasına yönelik baskıları...
Unutulan sanat ve kültürü, yok olan düşünce özgürlüğünü…
Unutmak mümkün mü!...
“ Ah!., yapmadığın kötü şeylerden seni cezalandırıyorlar” diyen karısına “iyi ki öyle oldu, ya tersi olsaydı daha mı iyi olurdu?...” yanıtını veren Sokrates düşünce özgürlüğünü, değil davranışlarından yaşamından bile önce tutmuştu.
Her devirde çeşitli kılıkta rastlanacağı gibi birbirlerini öldürmeler, mevkii kapma gibi ihtiraslarından kaynaklanmakta çoğunlukta. Onlar adam olmak yerine kral ve sahip olmayı yeğliyor çoğunlukla mutluluk ve şeref boş rütbelerde aranıyor.
İşte Yunus
Yılın son günü ne yazılır acaba diye soruyorum kendime.
Düşlerden, umutlardan, birleşen ellerden, sevgilerden, aşklardan bahsetmenin tam sırası derken;
İçinde bulunduğumuz yaşadığımız günlerin verdiği umutsuzluk, bezginlik unutulur mu dersiniz.!..
Siyasi, ekonomik, kişisel hırsları adına insanların dünyayı ne hale getirdikleri...
Siyasilerin, bizden teğet geçiyor dese de tarihimizin en büyük krizlerin den birini geçirdiğimizi ve bu yükün altında, insanların ezildiğini un, ufak olduğunu...
Esnafı, emekçileri, köylüleri, üretemeyen üreticileri kapılarını bir, bir kapatan küçük ticarethaneleri, bunların yerini alan tekelleşmeye giden dev alış veriş merkezlerini...
Bir çok insanın açlık sınırında yaşadığını, nitelikli milyonlarca insanın işsizlikle boğuştuğunu, bu nedenle intihara teşebbüs edenleri...
Savaş politikalarının estirilmesiyle az gelişmiş ülkelerin daha da fakirleşmeye itildiğini, hiçbir zaman gelişmesine izin verilmeyeceğini...
Üniversitelerin girdiği hali, artık bilim adamı yetiştirmek istemediklerini...
Halka yakın gibi duranların aslında halktan, nedenli uzaklaştıklarını...
Dilimizin ne denli bayağılaştırıldığını...
Kimilerin içindeki karanın diline ve yüzüne nasıl yansıdığını, ülkenin insanları nasıl hırpaladığını...
Yasama, yürütme ve yargıya ilişkin kaygılarımızı...
Kirlenen medyayı, basın dünyasına yönelik baskıları...
Unutulan sanat ve kültürü, yok olan düşünce özgürlüğünü…
Unutmak mümkün mü!...
“ Ah!., yapmadığın kötü şeylerden seni cezalandırıyorlar” diyen karısına “iyi ki öyle oldu, ya tersi olsaydı daha mı iyi olurdu?...” yanıtını veren Sokrates düşünce özgürlüğünü, değil davranışlarından yaşamından bile önce tutmuştu.
Her devirde çeşitli kılıkta rastlanacağı gibi birbirlerini öldürmeler, mevkii kapma gibi ihtiraslarından kaynaklanmakta çoğunlukta. Onlar adam olmak yerine kral ve sahip olmayı yeğliyor çoğunlukla mutluluk ve şeref boş rütbelerde aranıyor.
İşte Yunus
“Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle, birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni, gerek seni…”
Dizeleri ile özgür düşüncenin özdeki süslerden arınmışlığını bu denli saf ve yüce bir anlatışla gösteriyor.
Ve ne yazık ki dünyamız hala uygar olamadı. Uluslar uygar olamıyor, küçük çıkarları uğruna binlerce insanı katlediyor.
İyi ama savaşın, savaşmanın ne gibi bir özrü var bu gün?
Hele hemen bütün bireylerde, dolayısıyla toplumlarda yaşayan, bin türlü yayın aracıyla yaşaması için her saniye yatırım yapılan yanlış öğretilerin, yanlış inançların dışında?
Birkaç köşkle, birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni, gerek seni…”
Dizeleri ile özgür düşüncenin özdeki süslerden arınmışlığını bu denli saf ve yüce bir anlatışla gösteriyor.
Ve ne yazık ki dünyamız hala uygar olamadı. Uluslar uygar olamıyor, küçük çıkarları uğruna binlerce insanı katlediyor.
İyi ama savaşın, savaşmanın ne gibi bir özrü var bu gün?
Hele hemen bütün bireylerde, dolayısıyla toplumlarda yaşayan, bin türlü yayın aracıyla yaşaması için her saniye yatırım yapılan yanlış öğretilerin, yanlış inançların dışında?
Niçin başkalarının toprağına, kaynaklarına, artı değerlerine göz dikeceksiniz?
Yaslandığınız bütün dayanaklar bütün gerekçeler çökmedi mi?
Geriye insanoğlu var olalı beri yürürlükte olan ilkeler kalmadı mı?
Yaslandığınız bütün dayanaklar bütün gerekçeler çökmedi mi?
Geriye insanoğlu var olalı beri yürürlükte olan ilkeler kalmadı mı?
Dayanışma, eşitlik, özgürlük sorumluluk
Toplu çılgınlığın bizi nerelere sürükleyeceğini kimse kestiremez ve hiç kimse bu akıntının dışında kalamaz.
Yaşamamız gereken dostluk, sevgi savaşın karşıtı olmalı. Eğer insanlığı oluşturan bireylerin her birinde özgürlük, eşitlik, adalet, sorumluluk kısacası kendi yazgısına başkalarınınkiyle birlikte sahip çıkma bilinci yaşatılmış olsaydı bu savaşlar böyle mi olurdu?
Yaşamamız gereken dostluk, sevgi savaşın karşıtı olmalı. Eğer insanlığı oluşturan bireylerin her birinde özgürlük, eşitlik, adalet, sorumluluk kısacası kendi yazgısına başkalarınınkiyle birlikte sahip çıkma bilinci yaşatılmış olsaydı bu savaşlar böyle mi olurdu?
Kant’ın şu sözü ne kadar anlamlı “Sorun, sürekli barışın gerçekleştirilebilir bir şey olup olmadığı değil, belki hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek bir şeyin doğabilmesi için çaba harcamaktır”
Çünkü özde bulunmayan bir şeyi düşleyip istemeyeceğimize inanıyorum. Barış ve dinginlikse, evrenin yapıcı öğelerinden…
Sorun şimdilik çelişki bilinçli olarak durmadan yayılan yanlış bilgilerden ötürü insanların çoğunun henüz bu evreye gelememiş olmasında…
Belki çok büyük acılar bekliyor hepimizi. Ama eğer canlı kalırsak tek yolun sürekli barış olduğu ve olacağı kesin…
Ahmak, edepsiz savaşlar sürüyor dünyamızda…
Ama yaşam da öyle…
Çünkü özde bulunmayan bir şeyi düşleyip istemeyeceğimize inanıyorum. Barış ve dinginlikse, evrenin yapıcı öğelerinden…
Sorun şimdilik çelişki bilinçli olarak durmadan yayılan yanlış bilgilerden ötürü insanların çoğunun henüz bu evreye gelememiş olmasında…
Belki çok büyük acılar bekliyor hepimizi. Ama eğer canlı kalırsak tek yolun sürekli barış olduğu ve olacağı kesin…
Ahmak, edepsiz savaşlar sürüyor dünyamızda…
Ama yaşam da öyle…
Uygarlık, mavi güller, yeşil çayırlar her sabah bulutsuz mavi gök, sonsuz bitmeyen baharlar, olumlu kardeşlik ve sevgi rüzgarları, düzeysel bilim, yapıcı yasalar, iyilikler, güzellikler, sanat ve kültür, kavganın, savaşın olmadığı mavi ortam…
Kültür menekşe bahçelerini oluşturduğu zaman tüm dünyada savaşlar son bulacak. Katliamlar duracak, gül kokuları barışı getirecek.
Kültür menekşe bahçelerini oluşturduğu zaman tüm dünyada savaşlar son bulacak. Katliamlar duracak, gül kokuları barışı getirecek.
Evet sanat ahmaklığa karşı anlamın, erdemin savunulması değil mi?
Doğa değişim- dönüşüm işlevini doğum ve ölüm gerçekleriyle belgelerken, anlam denen bulmacayı çözmek herkesin kendine düşüyor…
Ve herkes kendince “tutarlı” çözdüğünü sanıyor bulmacasını…
Öyle ya, karmaşa ve kan yarışı yarınsızlık eker miydi evrene başka türlü…
Doğa değişim- dönüşüm işlevini doğum ve ölüm gerçekleriyle belgelerken, anlam denen bulmacayı çözmek herkesin kendine düşüyor…
Ve herkes kendince “tutarlı” çözdüğünü sanıyor bulmacasını…
Öyle ya, karmaşa ve kan yarışı yarınsızlık eker miydi evrene başka türlü…
Ağaçlar suskun, sadece eğiliyorlar yoksa biz de onlar gibi rüzgarda bir o yana bir bu yana mı gideceğiz.
Toplayamayacak mıyız gücümüzü harekete geçemeyecek miyiz?
Kendi büyüklüğümüze inanmaya başlamalıyız artık. Yeniden herkesin birbirinin yüzüne bakabildiği, yok olan köylerin, şehirlerin tohumlarını atmalıyız, hemen…
İnsanların yüreklerindeki hınç, hırs ve düşmanlığın boşa olduğunu anlayalım. Aslında ahlak tan söz edenlerin ahlaksız, mutluluktan dem vuranların mutsuz olduğunu bilelim artık.
Toplayamayacak mıyız gücümüzü harekete geçemeyecek miyiz?
Kendi büyüklüğümüze inanmaya başlamalıyız artık. Yeniden herkesin birbirinin yüzüne bakabildiği, yok olan köylerin, şehirlerin tohumlarını atmalıyız, hemen…
İnsanların yüreklerindeki hınç, hırs ve düşmanlığın boşa olduğunu anlayalım. Aslında ahlak tan söz edenlerin ahlaksız, mutluluktan dem vuranların mutsuz olduğunu bilelim artık.
Yoksa geç kalacağız. Bu ülkede emeği ile geçinen insanlar olamayacak. Zaten bu savaşın kazananı da olmayacak aslında.
Bizi anlamayanlara, inanmayanlara seslenelim hep birlikte… sonra çoğalalım tüm gücümüzle…
Hayallerimizi, düşlerimizi, umutlarımızı hep hatırlayalım.
Ölümün sırayı şaşırmadığı, çocukların, gençlerin ölmediği, her tür şiddete karşı çıkacağımız,umutlu, bir yeni yıl diliyorum hepinize.
Bizi anlamayanlara, inanmayanlara seslenelim hep birlikte… sonra çoğalalım tüm gücümüzle…
Hayallerimizi, düşlerimizi, umutlarımızı hep hatırlayalım.
Ölümün sırayı şaşırmadığı, çocukların, gençlerin ölmediği, her tür şiddete karşı çıkacağımız,umutlu, bir yeni yıl diliyorum hepinize.
4 yorum:
İçimizdeki emekçi ruhun yeni yılda daha fazla olmasını dilediğim birşeyler yapmaya başladığımız bir yıl olur yeni senemiz...
Yeni günler
"Pazartesiler karışmış Salılara
Ve hafta bütün bir yılla:
Kesemez zamanı
Bezgin makaslarınız sizin
Ve günün bütün adları
Yıkanıp gider gecenin sularıyla."
Sonra saçaklarda donmuş suların yüzünde ışıldayan pırıl pırıl bir sabaha uyanır her şey.
Serçe parmağına tutunur sanki büyümek için zamanın.
Griliklerimizin ardına saklı kentlerin atlasında kayboluruz
Rayları ayıran makaslarda çeliğin çığlığı yeniler bizi...
paplo neruda- temel kurt
Evet yalnızlık okulu senin dileğinde hepimizin dileği de o...
"Güzel günler göreceğiz çocuklar
Kayıklarımızı maviliklere süreceğiz" demiş ya şair...
Bizde umarım güzel günler görürüz...
sevgiler sana ve mutlu yıllar...
evet ateşin sesi... "yeni günler"
bu 2 yazarlı şiir yine yerini bulmuş...
ne diyeyim ki şair işte...
umut, emek, mavi, senle, benle hepimizle olsun...
sevgiler sana kucak dolusu...
Yorum Gönder