
türkülerimizi söyletmiyorlar
“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar. Rabson
İnci dişli zenci kardeşim.
Kartal kanatlı kanaryam.
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize
Korkuyorlar Rabson
Şafaktan korkuyorlar,
Görmekten duymaktan
Dokunmaktan korkuyorlar…”
Yarın doğum gününü kutlayacağımız Nazım ustanın bir şiiriyle başladık.
Dilimizin gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden biri olan Nazım Hikmet’in 1951 yılında bakanlar kurulu kararıyla elinden alınan vatandaşlık hakkının, AKP hükümeti tarafından yeniden iadesi kararı geçtiğimiz hafta verildi.
Genelde gazetelerde ve televizyonlarda “Nazım Hikmet’in itibarı geri verildi” şeklinde yazılması bana yanlış geliyor başından beri.
Nazım Hikmet hiçbir zaman itibarını kaybetmedi ki!... Geri verilsin.
Bu karar, siyasetin büyük şairden sadece bir özür dilemesi olabilir diye düşünüyorum…
“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar. Rabson
İnci dişli zenci kardeşim.
Kartal kanatlı kanaryam.
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize
Korkuyorlar Rabson
Şafaktan korkuyorlar,
Görmekten duymaktan
Dokunmaktan korkuyorlar…”
Yarın doğum gününü kutlayacağımız Nazım ustanın bir şiiriyle başladık.
Dilimizin gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden biri olan Nazım Hikmet’in 1951 yılında bakanlar kurulu kararıyla elinden alınan vatandaşlık hakkının, AKP hükümeti tarafından yeniden iadesi kararı geçtiğimiz hafta verildi.
Genelde gazetelerde ve televizyonlarda “Nazım Hikmet’in itibarı geri verildi” şeklinde yazılması bana yanlış geliyor başından beri.
Nazım Hikmet hiçbir zaman itibarını kaybetmedi ki!... Geri verilsin.
Bu karar, siyasetin büyük şairden sadece bir özür dilemesi olabilir diye düşünüyorum…
Ergenekon’un 10. dalgasını yaşadığımız gün, Nazın Hikmet’in vatandaşlığa kabul edilmesini de yaşadık. Demek ki bakanlarımız bu kabul kararına imza atarken, başka bir imzayı da “yaşayan” saygın kişiliklerin “itibarlarını zedelercesine” tutuklanmaları için atıyorlardı.
Eğer bütün bunlar gerçekten ülkeyi ve demokrasiyi “darbe” lere karşı korumak içinse ve bu da bu kadar kolay önlenebiliyorsa neden 27 Mayıs’lar, 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler yaşandı?
Bir günde Türkiye’nin dört bir yanından getirilen asker, sivil, yazar, savcı, yargıç ama hepsi aydınlığa, Atatürk devrimlerine bağlı, dinsel sömürücülüğe karşı kişiler; Türk ordusunda yıllarca görev yapmış orgeneralliğe kadar yükselmiş komutanlar, ünlü bilimciler, yazarlar, gazeteciler, üniversite hocaları bir buçuk yıldır hapislerde!...
Şimdi onların yanına yenileri gidiyor suçları nedir?
Cumhuriyet gazetesine 2 bomba konmuş, birbirleriyle telefonda konuşurken hükümeti eleştirmişler… Başka…
Eğer bütün bunlar gerçekten ülkeyi ve demokrasiyi “darbe” lere karşı korumak içinse ve bu da bu kadar kolay önlenebiliyorsa neden 27 Mayıs’lar, 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler yaşandı?
Bir günde Türkiye’nin dört bir yanından getirilen asker, sivil, yazar, savcı, yargıç ama hepsi aydınlığa, Atatürk devrimlerine bağlı, dinsel sömürücülüğe karşı kişiler; Türk ordusunda yıllarca görev yapmış orgeneralliğe kadar yükselmiş komutanlar, ünlü bilimciler, yazarlar, gazeteciler, üniversite hocaları bir buçuk yıldır hapislerde!...
Şimdi onların yanına yenileri gidiyor suçları nedir?
Cumhuriyet gazetesine 2 bomba konmuş, birbirleriyle telefonda konuşurken hükümeti eleştirmişler… Başka…
Bekir Coşkun geçen hafta bir yazısında
“Ergenekon terör örgütünün nitelik ve niceliklerine bakıyorum da biraz değişiklik var sanki…
Bir kere yeryüzünün en olgun terör örgütü bu örgüt,
Çünkü üyelerinin tümü emekli.
İkincisi yine yeryüzünün en eğitimli terör örgütü, bir YÖK kuracak kadar profesör, bir üniversite kuracak kadar akademisyen, kültür dergisi yayımlayacak kadar yazar ve düşünür, Pakistan ordusunu yönetecek kadar general ve koalisyon kuracak kadar da siyasi parti genel başkanı var.
Ayrıca silah ve bombaların dışında yeryüzünün en değişik silahlarına sahip bir terör örgütü kalem tabanca, içi boş el bombası, havalı lunapark tüfeği, sustalı bıçak, kama, balta, baston, şemsiye sapı” demiş…
Gülermisiniz, ağlarmısınız buna siz karar verin.
Kazılan, ceset aranan araziler…
Bilinmeyen birileri, yine nedeni bilinmeyen bir sebepten bir hesaplaşma sonucu bu aranan kişileri öldürmüş, cesetleri Ankara, Gölbaşı’nda ağaç diplerine gömmüş.
İnsanları heyecandan heyecana, korkudan korkuya, umutsuzluktan umutsuzluğa düşüren olayları bir sinema filmi tarzında izliyoruz farkında mısınız?
Kazılan, ceset, silah aranan arazilerle, birkaç hafta öncesine kadar küresel kriz sonunda kapanan fabrikaları, kepenk indiren dükkanları, sayısı gittikçe artan işsizleri, sokaklara dökülüp haklarını arayan emekçilerin seslerini, Güneydoğuda şehit olan sayısı 40 bine yaklaşan bu vatan evlatlarını, İsrail’in Hamas saldırısını, vahşice öldürülen çoluk, çocuk yüzlerce insanı, bu katliamı fırsat bilip ırkçılığa sarılanları, yüzlerce insanın sokağa dökülerek her gün artan yeşil cihat bayraklarıyla İsrail’i protestosunu nasıl da unutturdular!...
“Ergenekon terör örgütünün nitelik ve niceliklerine bakıyorum da biraz değişiklik var sanki…
Bir kere yeryüzünün en olgun terör örgütü bu örgüt,
Çünkü üyelerinin tümü emekli.
İkincisi yine yeryüzünün en eğitimli terör örgütü, bir YÖK kuracak kadar profesör, bir üniversite kuracak kadar akademisyen, kültür dergisi yayımlayacak kadar yazar ve düşünür, Pakistan ordusunu yönetecek kadar general ve koalisyon kuracak kadar da siyasi parti genel başkanı var.
Ayrıca silah ve bombaların dışında yeryüzünün en değişik silahlarına sahip bir terör örgütü kalem tabanca, içi boş el bombası, havalı lunapark tüfeği, sustalı bıçak, kama, balta, baston, şemsiye sapı” demiş…
Gülermisiniz, ağlarmısınız buna siz karar verin.
Kazılan, ceset aranan araziler…
Bilinmeyen birileri, yine nedeni bilinmeyen bir sebepten bir hesaplaşma sonucu bu aranan kişileri öldürmüş, cesetleri Ankara, Gölbaşı’nda ağaç diplerine gömmüş.
İnsanları heyecandan heyecana, korkudan korkuya, umutsuzluktan umutsuzluğa düşüren olayları bir sinema filmi tarzında izliyoruz farkında mısınız?
Kazılan, ceset, silah aranan arazilerle, birkaç hafta öncesine kadar küresel kriz sonunda kapanan fabrikaları, kepenk indiren dükkanları, sayısı gittikçe artan işsizleri, sokaklara dökülüp haklarını arayan emekçilerin seslerini, Güneydoğuda şehit olan sayısı 40 bine yaklaşan bu vatan evlatlarını, İsrail’in Hamas saldırısını, vahşice öldürülen çoluk, çocuk yüzlerce insanı, bu katliamı fırsat bilip ırkçılığa sarılanları, yüzlerce insanın sokağa dökülerek her gün artan yeşil cihat bayraklarıyla İsrail’i protestosunu nasıl da unutturdular!...
Nasıl da unuttuk!...
Ve uzmanların 9. mu 10. mu olduğuna tam karar veremedikleri son Ergenekon operasyonu içine girmiş, susurluk silahları ile…
Nasıl da unutturdu halkıma herşeyi!
Ve uzmanların 9. mu 10. mu olduğuna tam karar veremedikleri son Ergenekon operasyonu içine girmiş, susurluk silahları ile…
Nasıl da unutturdu halkıma herşeyi!
Hep diyorum, bizim toplum olarak hafızamızla ilgili sorunlarımız var.
Toplumsal olarak batağa gidiyoruz…
Toplumsal olarak batağa gidiyoruz…
Ve aklı başında insanlara ihtiyaç var.
Sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı!
Susmanın utancı ise öldürür…
İnsanın hep başını alıp gidebilecek kadar cesur ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözü pek olabilmesi gerekiyor…
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…
Yollarla barışabilmeli, insan…
Sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı!
Susmanın utancı ise öldürür…
İnsanın hep başını alıp gidebilecek kadar cesur ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözü pek olabilmesi gerekiyor…
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…
Yollarla barışabilmeli, insan…
İyi ki doğdun Nazım Usta diyoruz, iyi ki yaşadın, iyi ki öğrettin, iyi ki bıraktın bu şiirleri ve yine o güzel şiirlerden birisiyle bitiriyoruz…
“…Memleketim :
“…Memleketim :
Ankara ovasında
keçiler kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan
Amasya elması,
zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
......aç, yarı tok
yarı esir...”
1 yorum:
toplum olarak bir paranoya kuşağından geçmekteyiz.
normâl şartlarda susurluk, şemdinli,batmangate dosyaları gündeme geldiği için umutlanmam gerek ama başta yazdığım gibi bir paranoya kuşağından geçiyoruz ve ben bu olaylarla örtülmeye çalışılan bir şeylerin varlığından şüpheliyim...
işsizlik, açlık, kriz, iktidardakilerin yolsuzluğu v.s. değil, çok daha farklı şeyler...
sonra 60 ihtilalinin doğurduğu A.P. 80 ihtilalinin doğurduğu ANAP ve 28 şubat muhtırasının doğurduğu AKP geliytor aklıma. bu üç partininde getirmek istedikleri noktada bu anda ülke.
bir odaya, bir karanlığa kapanıp haftalarca düşünmek istiyorum bu aralar...
ve gıpta ile bakmak suya sabuna dokunmayan tavşan boklarına!
Yorum Gönder