
29 Mart'ta
Bir tarafta İlk yazın morlarla buluştuğu bir gün, erken çıkan güneşe aldanıp çiçeklerini açıvermiş aceleci ağaçlar, bir tarafta üzerindeki mavi beyaz masalsı görüntüyle uzanıp gidiveren karlı dağlar.
Yüreğim ise bir uçtan bir uca ışıktan demet…
Sabahın ilk saatlerinin şiirselliği, yaşamın hareketlenmeye başlayan ve yorgunluğa uzanan uzun saatlerinin başlangıcında beni sarmalıyor…
Küçükmenderes ovasının ortasında uzanıp giden yolda, sonsuz bir sıcaklığın içinde
gibiyim.
Mevsimlere inat, yıllara inat…
Yeşile inat, özlemlere inat…
Evrenselliğin yok olduğu, ormanların,dağların,ovaların talan edildiği, göllerin, ırmakların, denizlerin kirlendiği bir coğrafyada değilim sanki.
Bir sabah vakti bunlardan uzak, rüzgara aldırmadan, trafikte sıkışmadan çayırların yalnızlığı içindeyim.
Mor beyaz tepelerden bir sis bulutu ovaya iniyor yavaş, yavaş..
Az ötede bir kuş sürüsü havalanıyor …
Çürüme ve iki yüzlülük yok buralarda.
Kirlenmemiş umutlar, yaşama ilişkin derin endişeler taşıyan yüzler, ürettiğini satamayan eller, yarınının ve çocuklarının geleceğinin yok olduğunu gözler var.
Düşen süt fiyatları, yemini alamadığı süt veren hayvanını,satmaya pazara götüren süt üreticisi, ürettiğini tarlada bırakan çiftçi, tarlasını, evini, damını, traktörünü bankalara ipotek etmiş,hayatından bezmiş köylüler, çiftçiler var.…
Ne yapayım diye soruyorlar…
Hayvanımı götüreyim bankanın önüne mi bağlayayım ?
Traktörümü götürüp yemciye mi vereyim?
Yoksa banka yoluyla yabancılara satılacak tarlamı bırakıp gideyim mi?
Yoksa, yoksa yollara çıkıp yürüyeyim mi?
Evet yerel seçim adayları kesinleşti. Sadece belediye başkanları için değil, meclis üyelikleri için de sancılı, çekişmeli hatta istifalı “aday belirleme” süreci geride kaldı.
Partilerin sadece liderleri ve kurmayları tarafından beğenilenler aday oldular.
Çünkü ne yüzde 47’siyle “demokrasinin iktidarı” sayılan AKP, ne aynı demokrasinin güvencesi kabul edilen ana muhalefet partisi CHP, ne demokratik adıyla övünen DSP, ne 40. yılını kutlayan MHP, ne de diğer partiler ön seçim yaptılar…
Sağcıysalar “temayül”, solcuysalar “eğilim” yoklamalarıyla yetinerek seçilen isimleri ilan ettiler.
Şimdi hepimiz, kentimizi teslim edeceğimiz yöneticileri “atanmışlar” arasından tercih yaparak seçmek zorundayız.
Bizler hiçbir şeyi merak etmeden, bize verilen bilgilerle yetinmek zorunda kalan, sus denildiğinde susan, konuş denildiğinde konuşan,
Sürekli kendini yetersiz hisseden,
Kendini sürekli başkalarının peşinden giden biri kılan,
Geceleri sırlarını yıldızlarla paylaşmaktan bir haber birisi olan,
Sokakta koskoca bir adamın küçücük bir çocuğu dövdüğünü görüp ses çıkarmayan,
18 yaşından küçük çocukların yaşlarının büyütülüp idam edilmesine neden olan askeri darbe başkanının yaptığı resimleri satın alan,
Mangal keyfi için ateş yakıp orman yangını çıkaran,
Kadını ikinci sınıf insan olarak gören,
14 yaşındaki çocuğu taciz edip, tecavüz edip televizyona pis,pis sırıtan
Zehirli atıkları toprağa gömen,
Açık havada öpüşenleri içki içenleri koşup polise şikayet eden
İşlediği suçları namaz kılarak Allah’a affettirdiğini sanan,
Maçlardan sonra sağa, sola ateş eden,
Seven, aşık olan insanları lanetleyen,
Oy kullanmak yerine piknik yapmayı tercih eden,
Süt yerine meşrubat içmenin daha doğru olduğunu söyleyen ve bunun yaygınlaşması için reklam parası veren,
Üretemeyen, ürettiğini satamayan,
Süt veren hayvanının kesime götürmek zorunda kalan,
Toprağını yabancılara satmak zorunda kalan,
Bu çağda elektriksiz, susuz 7 yıl yaşamak zorunda kalan bireyler olmak istemiyorsak
Hakkımızı korumak için hiç kimseyi aracı göstermeden işimizi başkalarına bırakmadan…
En büyük eylemimizi 29 Marta sandıkta yapmalıyız…
Köylüler, kentliler, üreticiler, çiftçiler, sanatçılar, emekçiler, işçiler, memurlar, esnaflar insan olan ve insanca yaşamak isteyenler, bu güne kadar meydanlara çıkanlar, çıkmayanlar, çıkmayı düşünenler...
Bir tarafta İlk yazın morlarla buluştuğu bir gün, erken çıkan güneşe aldanıp çiçeklerini açıvermiş aceleci ağaçlar, bir tarafta üzerindeki mavi beyaz masalsı görüntüyle uzanıp gidiveren karlı dağlar.
Yüreğim ise bir uçtan bir uca ışıktan demet…
Sabahın ilk saatlerinin şiirselliği, yaşamın hareketlenmeye başlayan ve yorgunluğa uzanan uzun saatlerinin başlangıcında beni sarmalıyor…
Küçükmenderes ovasının ortasında uzanıp giden yolda, sonsuz bir sıcaklığın içinde
gibiyim.
Mevsimlere inat, yıllara inat…
Yeşile inat, özlemlere inat…
Evrenselliğin yok olduğu, ormanların,dağların,ovaların talan edildiği, göllerin, ırmakların, denizlerin kirlendiği bir coğrafyada değilim sanki.
Bir sabah vakti bunlardan uzak, rüzgara aldırmadan, trafikte sıkışmadan çayırların yalnızlığı içindeyim.
Mor beyaz tepelerden bir sis bulutu ovaya iniyor yavaş, yavaş..
Az ötede bir kuş sürüsü havalanıyor …
Çürüme ve iki yüzlülük yok buralarda.
Kirlenmemiş umutlar, yaşama ilişkin derin endişeler taşıyan yüzler, ürettiğini satamayan eller, yarınının ve çocuklarının geleceğinin yok olduğunu gözler var.
Düşen süt fiyatları, yemini alamadığı süt veren hayvanını,satmaya pazara götüren süt üreticisi, ürettiğini tarlada bırakan çiftçi, tarlasını, evini, damını, traktörünü bankalara ipotek etmiş,hayatından bezmiş köylüler, çiftçiler var.…
Ne yapayım diye soruyorlar…
Hayvanımı götüreyim bankanın önüne mi bağlayayım ?
Traktörümü götürüp yemciye mi vereyim?
Yoksa banka yoluyla yabancılara satılacak tarlamı bırakıp gideyim mi?
Yoksa, yoksa yollara çıkıp yürüyeyim mi?
Evet yerel seçim adayları kesinleşti. Sadece belediye başkanları için değil, meclis üyelikleri için de sancılı, çekişmeli hatta istifalı “aday belirleme” süreci geride kaldı.
Partilerin sadece liderleri ve kurmayları tarafından beğenilenler aday oldular.
Çünkü ne yüzde 47’siyle “demokrasinin iktidarı” sayılan AKP, ne aynı demokrasinin güvencesi kabul edilen ana muhalefet partisi CHP, ne demokratik adıyla övünen DSP, ne 40. yılını kutlayan MHP, ne de diğer partiler ön seçim yaptılar…
Sağcıysalar “temayül”, solcuysalar “eğilim” yoklamalarıyla yetinerek seçilen isimleri ilan ettiler.
Şimdi hepimiz, kentimizi teslim edeceğimiz yöneticileri “atanmışlar” arasından tercih yaparak seçmek zorundayız.
Bizler hiçbir şeyi merak etmeden, bize verilen bilgilerle yetinmek zorunda kalan, sus denildiğinde susan, konuş denildiğinde konuşan,
Sürekli kendini yetersiz hisseden,
Kendini sürekli başkalarının peşinden giden biri kılan,
Geceleri sırlarını yıldızlarla paylaşmaktan bir haber birisi olan,
Sokakta koskoca bir adamın küçücük bir çocuğu dövdüğünü görüp ses çıkarmayan,
18 yaşından küçük çocukların yaşlarının büyütülüp idam edilmesine neden olan askeri darbe başkanının yaptığı resimleri satın alan,
Mangal keyfi için ateş yakıp orman yangını çıkaran,
Kadını ikinci sınıf insan olarak gören,
14 yaşındaki çocuğu taciz edip, tecavüz edip televizyona pis,pis sırıtan
Zehirli atıkları toprağa gömen,
Açık havada öpüşenleri içki içenleri koşup polise şikayet eden
İşlediği suçları namaz kılarak Allah’a affettirdiğini sanan,
Maçlardan sonra sağa, sola ateş eden,
Seven, aşık olan insanları lanetleyen,
Oy kullanmak yerine piknik yapmayı tercih eden,
Süt yerine meşrubat içmenin daha doğru olduğunu söyleyen ve bunun yaygınlaşması için reklam parası veren,
Üretemeyen, ürettiğini satamayan,
Süt veren hayvanının kesime götürmek zorunda kalan,
Toprağını yabancılara satmak zorunda kalan,
Bu çağda elektriksiz, susuz 7 yıl yaşamak zorunda kalan bireyler olmak istemiyorsak
Hakkımızı korumak için hiç kimseyi aracı göstermeden işimizi başkalarına bırakmadan…
En büyük eylemimizi 29 Marta sandıkta yapmalıyız…
Köylüler, kentliler, üreticiler, çiftçiler, sanatçılar, emekçiler, işçiler, memurlar, esnaflar insan olan ve insanca yaşamak isteyenler, bu güne kadar meydanlara çıkanlar, çıkmayanlar, çıkmayı düşünenler...
haydi en büyük eylem 29 Martta!...
3 yorum:
yazının en son parağrafında sen bile unutmuşsun kırlangıç bu ülkede sanatçıların yaşadığını..
:)
Ben unutmadım temel, kendimi nasıl unuturum... Ama sadece "sanatçılar" diye geçirdim haklısın belki açarak yazmam gerekirdi tek, tek...
sevgiler...
Evet, büyük bir eylem günü 29 Mart..
AKP kendi sür geçinde, ellediği seçkinlerle kendi zihniyetini taşıyacak bir kez daha. boşuna kendimizi avutuyoruz sevgili Nehiro..
Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek dışında şiir bilmeyen ve eski Osmanlı şiirleriyle avutuluyoruz, çocuklar onlarla büyüyor.
Her şeyleri ithal bir zihniyetin parçası olacak ne yazık bu genç kuşak!!! Ne yazık, ithal ettikleri camilerin duvarına slogan atacak bu zihniyetin yeni yetme sivilceli züppe dini bütün piçleri.
Dinleri bunu emrediyor, AKP'ye oy vermeyen komünisttir, gâvurdur, günahkârdır, cehennemliktir.
Din işte, başın açık 70 yıl yanacakmışsın cehennemde.. Osmanlı hani şu koskoca Osmanlı İmparatorluğu din adına yayılmadı mı, din adına pezevenklik yapmadı mı, cilveleşmedi mi onun bunun karısıyla, suyunu çıkarmadı mı her şeyin?
Fatih denen adam, İstanbul'u fetih ederken Hector'un öcünü aldım diye mektup yazmadı mı Papa’ya! Deniz Feneri denen dalga fakire yardım için senden para dilenmedi mi? Dünün Deniz Fenericisi bugünün çöpçatancısı Uğur Aslan dün yakalanmadı mı dört kadınla içki âleminde?
800 yıl önce Yezit zenginler sofrasında Peygamber soyunu katletmedi mi din adına? Vaazlar ve fetvalar eşliğinde yeni ölümler gerçekleştirmedi mi bu asalaklar?
Hep aynı kurgu, aynı senaryo, Erdoğan denen asallığın Eminesinin parmağında din adına yok mu değeri 65 milyonluk yüzük, 3 milyon işsizin yanında.
Hepsi din adına, yine din adına kullanılacak bütün oylar 29 Mart'ta merak etme.
En büyük eylemi gerçekleştirecekler bütün yobazlarımız, demokrasi yaftasıyla. Ve hamdolsun diye bağıracaklar!
Yorum Gönder