
Ayak izleri
Denizin puslu maviliğinde, sanki hiç gitmediğim bir yerde, zamanın saatini ayarlamak istiyorum.
Kapalı ufuklara doğru yol almak, ayaklarımın altında kayan kum tanecikleri gibi, ezilmeye karşı çıkmak, hayat ırmağının akıntısından aşkın küçük sandalına binip kürek çekmek…
Denizin puslu maviliğinde, sanki hiç gitmediğim bir yerde, zamanın saatini ayarlamak istiyorum.
Kapalı ufuklara doğru yol almak, ayaklarımın altında kayan kum tanecikleri gibi, ezilmeye karşı çıkmak, hayat ırmağının akıntısından aşkın küçük sandalına binip kürek çekmek…
Son yazdığım şiirin mısraları geliyor aklıma
“Sen
“Sen
şimdi, solgun mavi göklerde.
Saman sarısı,
Ayak izlerimi sakla.
Ayak izlerimi sakla.
Issız, çöl kuşlarının sesiyle.
Sonra uçsun, kentin üstüne…
Yum gözlerini…”
Yazar Halil Cibran sanki bana cevap veriyor “Yo sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala kumda bıraktığın ayak izlerinin ne kadar büyük olduğunu görmek için arkana bakarsın”
Bende diyorum ki ben senin gibiyim ey deniz gerektiğinde vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle dolu.
Ben burada erkek kardeşim dağ ile kız kardeşim denizin ortasında oturuyorum. Biz üçümüz yalnızlıkta biriz ve bizi birbirimize bağlayan sevgi güçlü derin ve garip…
Bende diyorum ki ben senin gibiyim ey deniz gerektiğinde vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle dolu.
Ben burada erkek kardeşim dağ ile kız kardeşim denizin ortasında oturuyorum. Biz üçümüz yalnızlıkta biriz ve bizi birbirimize bağlayan sevgi güçlü derin ve garip…
İşte denizin kenarında oynayan çocukların yanaklarına sanki masal kuşları konmuş, gözleri umudun güneşi ile ışıl, ışıl parlıyor… Bu çocukların yüzlerine nasıl bakıyor, canlıları ve çevreyi yok eden, topraklarını satan insanlar...
Yok, oluşların ana nedeni insan türü, insan davranışları, insan bencilliği, insanın ufuksuzluğu.
Yok, oluşların ana nedeni insan türü, insan davranışları, insan bencilliği, insanın ufuksuzluğu.
Bu yok oluşa insan türü de dahil mi?
Bu soru garip gelebilir. İnsan nüfusunun bu denli arttığı insan yığınlarının oluştuğu bir dönemde, insan türünün yok oluşu değil, olsa, olsa hızla artışı sorun olabilir diye düşünülebilinir.
Ancak sorun görüntüsü insana benzeyen, ancak davranışları, değer yargıları ile insanlıktan uzaklaşan bir yaratık kitlesinin oluşması. Bu kitle nitelikli insan kitlesini yok ederek, yok oluş sürecini hızlandırıyor.
Bu soru garip gelebilir. İnsan nüfusunun bu denli arttığı insan yığınlarının oluştuğu bir dönemde, insan türünün yok oluşu değil, olsa, olsa hızla artışı sorun olabilir diye düşünülebilinir.
Ancak sorun görüntüsü insana benzeyen, ancak davranışları, değer yargıları ile insanlıktan uzaklaşan bir yaratık kitlesinin oluşması. Bu kitle nitelikli insan kitlesini yok ederek, yok oluş sürecini hızlandırıyor.
Filozof Hobbes’ın gözlediği gibi “insan insanın kurdu” ama niteliksizler, nitelikli insanların kurdu.
Hiçbir şey maskelerin ardındaki kirli gizliliğe ışığını vurmakta sözcükler kadar etkili değil.
Giderek azalan.
Alçakgönüllü olan, cesur, haktan yana olan, dik duran, savurganlıktan, gösterişten kaçınan, bencillikten, ben merkezli olmaktan kaçınan, erdemli, başkalarını kandırmayan, söylemleri ile davranışları tutarlı olan nitelikli insan kümesini koruma altına almak mı gerekiyor?
Hiçbir şey maskelerin ardındaki kirli gizliliğe ışığını vurmakta sözcükler kadar etkili değil.
Giderek azalan.
Alçakgönüllü olan, cesur, haktan yana olan, dik duran, savurganlıktan, gösterişten kaçınan, bencillikten, ben merkezli olmaktan kaçınan, erdemli, başkalarını kandırmayan, söylemleri ile davranışları tutarlı olan nitelikli insan kümesini koruma altına almak mı gerekiyor?
Sonsuz bir sıcaklığın içinde gibiyim… Denizin tam bittiği yerde, çakıl taşlarının
Olduğu yerde.
Balıkçı tekneleri az ötede…
Sohbetler yaşam üstüne!
Ve yaşam, İlkyazın morlarla, mavilerle buluştuğu bir günün ortasında hareketlenmeye başlıyor yavaş, yavaş…
Olduğu yerde.
Balıkçı tekneleri az ötede…
Sohbetler yaşam üstüne!
Ve yaşam, İlkyazın morlarla, mavilerle buluştuğu bir günün ortasında hareketlenmeye başlıyor yavaş, yavaş…
İsa’dan 900 yıl önce büyük ozan Homeros, “Dünyada can çekişen ve sürünen tüm yaratıklar arasında insanlar kadar kötü talihlisi yoktur” diye yazmış.
O da Hobbes’den 2400 yıl önce dile getirmiş bu gerçeği.
“Köpek köpeğe, at ata ne borçludur” diye soruyordu bir zamanlar Voltaire. Ve arkasından yapıştırıyordu şu ilginç, şu düşündürücü yanıtını; “Hiç bir şey, hiçbir hayvan ötekinin buyruğu altında değildir. Ama insanoğlu, akıl denen tanrı ışığına kavuşmuş. Ne kazanmış biliyor musunuz? Dünyanın her yerinde köle olmayı…” Ünlü düşünür, kendi çağında işte böyle anlatıyordu insanın dramını.
Oysa insan çağlar boyu soylu bir varlık olarak tanındı.
Akıl denen üstün güç insana bağışlandı ve bunu en olumlu biçimde kullanması, kendine yaraşır davranışlar göstermesi beklendi… Ya da bekleniyor.
Her akıllı insan bunu yapabiliyor mu? Ya da her akıllı insan erdemli insanmıdır?
Akıl başka şey, erdem başka şeydir.
Akıl başka şey, erdem başka şeydir.
Akıllı insan her zaman iyi insan olmayabilir.
Ama erdemli insan her zaman iyi insandır.
Çünkü erdem iyilikle eş anlamlıdır.
Akıl kimi zaman kötülüğe yöneltilebilir.
Para hırsı, büyüme hırsı, yükselme hırsı akılı insanı şaşırtabilir. Erdemli insan ise bu gibi şaşkınlıkların üstündedir. Ama ne yazık ki erdem, dünya yüzünde çoğu zaman azınlıkta kalmıştır. Kötülüğün karşısında yenik düşmüştür her çağda.
Bernhart Şhowe’un dediği gibi “Dünya erdemlileri sevmemiştir” Ve egemenlik erdemsizlerin eline geçmiştir.
Çağlar boyu…İnsanlık bu günde daha onurlu, daha yüksek bir düzeyde değildir.
Teknoloji büyük ilerlemeler gösterdiği halde aktörlerde böyle bir ilerleme olmamıştır.
Kuşkusuz günümüzün dünyası eski dünya değildir. Ama insanlar eski insanlardır. İnsan insanlarla, devletler devletlerle, düşünceler düşüncelerle kanlı bıçaklı savaş halindedir.
Özgürlük diye, diye özgürlük ortadan kaldırılmakta, adalet diye, diye adalet ayaklar altına alınmaktadır.
Ne yapmalıyız, ne yapabiliriz.
Tekrar erdemi egemen kılmak için nelere önem vermeli, nelere dikkat etmeliyiz?Karamsar mı olacağız?
Umutsuz mu olacağız?
Umutsuzluk insana yakışır mı hiç…
Bir ırmak geriye doğru akıtılmaz kolay, kolay.
Dünya ilerlemekte, yaşam yürümekte“Vuran olsa da kırıl, düş… Fakat eğilme sakın” diyen ozanın bu sözleri örnek alınmalı.
İnsan akıllı bir varlık. Akıllı bir yaratık olmasına rağmen yalnız aklın yeterli olmadığı ortada.
O halde akıllı insanların erdemli insanlar haline dönüştüğü günleri düşlemekle başlayın işe.
Böylesine bir savaşım, tek insanın savaşımı olmaktan çıkmış tüm insanlığın ortak savaşı haline gelmiştir çünkü.
İşte orada… bir yelkenli geçiyor,
Umuda yelken açmış… Dörtnala…
Arkamda dağ, önümde deniz…
Kim silebilir ki beynimden umudumu sessiz…
Umuda yelken açmış… Dörtnala…
Arkamda dağ, önümde deniz…
Kim silebilir ki beynimden umudumu sessiz…
2 yorum:
selamlar.
hanidir yorgunum, ruhum yorgun ve hiç bir şey dinlendirmiyor ve dinemiyorum haliyle, hep bulanık.
sözüm olsun /bir kez daha/ hepsine uğrayacağım yazıların.
bir olasılıktır iki kişilik yurtlarda da barış özlemi...
Yorum Gönder