
Utanç günü
Ayrılık yaklaşıyor
her gün biraz daha
her gün biraz daha
Güzelim dünya elveda
Ve merhaba kainat
Diyorum kendi kendime mırıldanarak.
Diyorum kendi kendime mırıldanarak.
Katran karası bir geceyi temmuz bulutlarının arasından yırtarak…
Avuçlarında kıpır, kıpır yıldızlarla odamın penceresini tıklattı dolunay…
“Sana Samanyolu getirdim” dedi ve bütün gök kubbeyi yeryüzüne indirmiş gibi, mağrur gülümsedi koltuğumun başında.
Ayla yıkanmanın keyfini sürdüm bir müddet, sonra penceremi açıp onu içeri aldım.
Ay, Samanyolu’ndan ışıklarla eteklerinde; haydi diyordu penceremin dibinde, “Haydi… ebedi baharların, kağıt kayıkların ülkesine…” Lakin aya ve yıldızlara inat, öylesine bitkin ve çaresiz ki hayat…
Kopamadım beynimdeki kelepçelerden, dünyevi kederlerlerden
Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı
Bir şiir fısıldayarak kulağına,
Bir gün geleceğim
Alıp şu başımıa
Beklide Haziran
Bulacak naaşımı Beklide Temmuz
Temmuz, bir ozanın naşını kaldırırken, Dolunay Samanyolu boyunca efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı.
Bakakaldım peşinden
Ne gözümü alabildim
Ne göze alabildim
Yarın sabah takvimler 2 Temmuz 2009’u gösterecek.
16 yıl önce o gün “ Cuma namazından çıkan topluluk etkinliğin yapılacağı kültür merkezine doğru yürüyüşe geçmiş ve binanın camlarını taşlayıp kırmıştır. Uzun süre orada kalmış küfrederek bağırıp çağırmışlardır. Böylece etkinliğin yapılması önlenmiştir. Sivas’ta yaşanan bu olay, Türkiye’de Atatürk’e, Cumhuriyet devrimlerine, laikliğe, demokrasiye, insan haklarına, düşünme ve inanma özgürlüğüne yönelen bir zorbalık eylemidir.”
Türk edebiyatında 1960 öncesi yaygın olan izlenimci eleştiri yaklaşımına karşı nesnel eleştiri yöntemlerini savunan yazılarıyla tanınan eleştirmen araştırmacı, ASIM BEZİRCİ’NİN Madımak otelinde yazıp dışarı çıkaramadığı son basın açıklamasıdır bu.
Bu hafta 2 temmuz 1993 günü yanarak ölen 35 aydınımızı anmanın hem hüznünü hem de onları tanıyarak ve anarak yeniden doğuşlarının tanığı olmamızı istedim.
Yitik ateşlere benzer ölüm
Yanık otlar gibi
Sen bu şiiri okurken ben
Belki de bir başka şehirde ölürüm
Belki de erken ölümü hisseden bir şairin, BEHÇET AYSAN’ın dizeleriydi
Öldüğümde
Doğduğum yere gidiyorum
Yıllarca süren bir hasret
Ve bilinmezliği
İşte böylesine yeniyorum.
Bu da UĞUR KAYNAR’ın Madımak otelinde peçeteye yazdığı son şiir.
“Dokuz ay sigortalı çalıştım, onu da Yaşar Kemal sağlamıştı. Daha sonra Behçet Kemal mozaik fabrikasında iş buldu bana. Ozanlara sahip çıkan hoş bir insandı, çalıştım, baktım her türlü numara çeviriyorlar, ben haksızlıklara gelemiyorum eyvallah demeyince oradan da attılar” diyor NESİMİ ÇİMEN yaptığı son söyleşisinde.
Gördük yaşarken vadesiz ölümü
Ördüm de ilmek, ilmek
Sırtıma giyemedim
Ömrümü
Diyor METİN ALTIOK
Ve MEHMET ATAY’ın Alman kız arkadaşı Silke için çektiği bir fotoğrafının altına düştüğü not.“İkimizin, bu fotoğraftaki insanlar gibi olmasını hiç istemiyorum. Ve bu insanlar gibi olmayacağımıza bütün kalbimle inanıyorum. Çünkü diyalogsuz insanların hayvanlardan daha kötü durumda olduklarını biliyorum. Biz öyle olmayacağız, Silkeciğim…Çünkü gerçek mutluluk diyalogla mümkün olur canımın içi”
Otelde yangın başladığında bir kağıda karaladığı birkaç dize SERKAN DOĞAN’ın
Yanıyorum
Anam sakın ardımdan ağlamasın
Ali’yim ben
Pir Sultan yoluna ölüyorum
Başıma kızıl bağlama
Arkamdan sakın ağlama
Sıra AZİZ NESİN’de, oğlu Ali Nesin Sivas’la ilgili olarak “Babam Sivas olaylarından sonra çok çökmüştü, yakın bir süre sonra ölmesi bu çöküşün sonucu” diyor
Dostlarım
Özlemişiz sizleri
Ağır yaralar taşıyoruz
Yüreğimiz yangın yeri
Kucaklamayın bizi
Yanan gül tenimizdir
Işıldayan bilincimiz
Belki tutuşturduk karanlıkları
Unutmayın bizi
Sevinçlerimiz çığlığa boğuldu
Gülücüklerimiz yandı
Asılı kaldı boşlukta
Ağıtlar bitsin artık
Yas tükensin
Tutun göz yaşlarınızı
Yüreğinizde büyüsün isyan
Örgütleyin öfkenizi
B u güzel aydınlık insanların hepsi yaşıyordu ve ışık saçıyordu.
Özlemişiz sizleri
Ağır yaralar taşıyoruz
Yüreğimiz yangın yeri
Kucaklamayın bizi
Yanan gül tenimizdir
Işıldayan bilincimiz
Belki tutuşturduk karanlıkları
Unutmayın bizi
Sevinçlerimiz çığlığa boğuldu
Gülücüklerimiz yandı
Asılı kaldı boşlukta
Ağıtlar bitsin artık
Yas tükensin
Tutun göz yaşlarınızı
Yüreğinizde büyüsün isyan
Örgütleyin öfkenizi
B u güzel aydınlık insanların hepsi yaşıyordu ve ışık saçıyordu.
Sivas’ta 35 aydınımızı kimler yaktı? Kimlerin yaktığı belli gözü dönmüş gericiler, cahiller.
Bana öyle geliyor ki aslında gericilikle birlikte içimizdeki şiddet yakmıştır.
Bu insanlarımızı yakanlarla tuttukları takım maç kazandığında silah atanlar arasında içlerindeki şiddet açısından özde pek bir ayrım da yok aslında.
Böyle bir vahşet ancak içimizdeki şiddetle mümkündür. Bu şiddetin nedenleri gerçekten araştırılmalı.
Anıyoruz Aziz Nesin’i ve bu katliama dayanamayan “Yaşam yalama oldu artık” diyerek kahrından yaşamını yitiren Rıfat Ilgaz’ı, Sivas'la ilgili bir çok şiirleri olan henüz yitirdiğimiz KEMAL ÖZER'i
Adınızla anılacak körün gözünden
perdeyi kaldıran o alev
utancın yüzü yanıp durdukça
Yalnız onları değil bu tutuşturan ateş
aynı yoldan geçip gidiyorsak bizi de
onun dizeleriyle yaşamını yitiren tüm aydınlarımızı anıyoruz.
Ulus olarak alnımızda kara bir leke olarak duran yakın tarihimizdeki bu utanç gününü. Ve hala utanmamız gerekiyor…
Olayın sanıklarının bir çoğunun yakalanıp yargı önüne çıkarılamadığı için…Utanmamız gerekiyor.
Bizler, duyduğumuz, bu ve benzer utançlarla yaşamaya razı olduğumuz sürece aynı geçmiş hükümetler gibi, gelecek hükümetler de bu utançlar için parmağını oynatmayacaktır çünkü.
Omuzlarımıza yeni utançlar yüklenmeyecek günler için …
11 yorum:
canlar can olur da eller tutuşur
dost evinde canım sevda tutuşur
pir sultan’lar ölmez binler yetişir
akar gelir canlar tarih tutuşur
Bir de bu var hatırlatmak istedim... Selamlar
Nuray
Bir gelincik bıraktım sayfana..
Sahibi gelir alır ben bilirim.
teşekkürler gelincik için eminim kırmızısıyla tüm güzellikleri taşır maviliklere...
Sevgili Nehir,
Resmi tarih bilgileriyle donanımlı eğitim sistemi utancı değil, övünmeği amaçladığı için yüzleri tükrük hokkasına dönüşse bile arlanacaklarınıo sanmıyorum tüm devlet erkanının...
Dersim, Maraş, Sivas la anılan katliamları Hrant Dinklerle devam ettiren bir düzeni sadece sorgulamak yetmiyor...yetsekdi tarihsel yanlışlıklar yinelenir miydi?
iyiki varsınız...
dostlukla
Volkan Kemal
hoş geldiniz,
sizde iyiki varsınız, bizler iyiki varız ve umarım çoğalırız..
sevgi ve dostlukla...
Sabahın bir sahibi var,
Sorarlar bir gün,
Sorarlar...
...
Döndüm galiba...
eminim soracaklar...
...
döndüğünüze tam sevinirken bakıyorum yine yoksunuz!...
bu defaki..gerçekten olur sanırım:))
Yazı eklemeyi unutmuşum, ekleyemiyorum...
feridun ben oluyormuşum, kırlangıç yani...
Yorum Gönder