Blog Listem

21 Aralık 2009 Pazartesi

saf aşk




SAF AŞK

Yol mor bulutlar ve yağmurun gizemli damlalarının çağrısıyla dolu…
Gök sanki bir şeyler söylemek istercesine yarılarak ışık saçıyor, ağaçlar ise o ışığın aydınlığında yerlere eğilerek selam veriyor…
Işığa doğru yol almak gerek!
Koşarak, nefes nefese… Her şeyi göze alarak… Her şeye karşı!
Deniz ise yeşil, durgun ve umut dolu, gökteki tüm fırtınaya rağmen… Sanki bekliyor, fırtına sonunun dingin sonsuzluğunu…
Gökkuşağını renklerini…
Yürüyorum yağmurun altında… Denizin yeşilinin içbükey maviliği içinde…

Sensiz, bensiz giden bir yaşam bitiyor birden...
Şafağın söküşünde duru bir aydınlığın içinde…
Birden kendi şiirimin satırları dökülüyor sanki gök kubbeden yağmur damlaları olup…

“Bu gün, çağlar ötesinden kafamızı kaldırıp geçen zamanlardaki insanlara baktığımızda, kimimize karanlık bir gök kubbe görünüyor…
Kimimize rengârenk bir gökkuşağı…
Bunca zamandır ne yaparlarsa yapsınlar gökkuşağı hayallerimizi silemediler beyinlerimizden…

Hep aynı gökkuşağını görmek
Aynı renkleri,
Aynı coşkuyla hissetmek
Zamanın dipsiz karanlığında,
Büyük yanlışlar, sonsuz sevdalar
Yüksek dalgalarda
Küçük kalmış insanlar
Beyaz köpüklerle boğuşan sefil hayatlar gördüm…
Renkler inecekti gök kubbeden
Coşkulu yürek, hayaller bitmişti…
Yüzümü umuda döndüm…


Usul usul korkunun ecele faydası olmadığı zamanlara doğru ilerliyoruz.
Her dört kişiden birinin işsiz olduğu, her üç kişiden birinin bankalara borçlu olduğu bir ülkede insanları hala suni açılım gündemiyle oyalamak mümkün mü.?
Ellerinde demokratik hak isteyen pankartları taşıyarak haklarını savunan TEKEL işçisine sıkılan gazı yurdum insanı görmüyor mu?
Yoksa görmemezlikten gelenlerin tarafında olan medyanın, yaptığı gibi… Sadece onlar için varsa yoksa Kürt açılımı mı?

Ne grizu patlamasında ölen işçilerin trajik hikâyeleri ne gazla püskürtülen Tekel işçileri onların gündeminde.
Şimdide günlerce İmralı’dan gelen emir üzerine mecliste kalıp istifa etmeyen kapatılan parti yöneticileri ve kurulan yeni parti düzenlemeleri konuşulacak…
Milletvekillerin hepsi geri döndüğüne göre olan iki yasaklıya oldu.
Artık, yeni kurulacak partiye de İmralı’dan atanan genel başkan “Açılım bitti, artık dağa çıkmalıyız” diyen bir milletvekili olur.
Yoksa parti kapatmanın altında yatan bu muydu?

Ilımlıları yasaklamak!...
Malum Türkiye’de hukuk farklı işliyor, Silivri’de farklı, Ankara’da farklı, İmralı’da farklı uygulanıyor.

Sonuçta Türk- Kürt fark etmez yine insanların karınları doymayacak; binlercesinin işi olmayacak; yüzlerce yeni doğmuş bebek kötü koşullardan ölecek; gencecik insanlar kötü yollara düşecek, seks işçilerine yenileri katılacak.
Bütün bunlar olurken biz gene içi boşaltılmış deyimlerin peşinde koşturulacağız.

Bu demokratik açılım projesinin gerçek amacı herhalde Türkiye’de demokratik düzeni geliştirmek olmasa gerek.
Ekonomik siyasal başarısızlıkları gözden kaçırmak; gündemi değiştirmek, kamuoyuna bir şeyler yapıyormuş izlemini vermek. Asıl amaçları ülkemi emperyalizme pazarlamaya çalışanlara hoş görünmek olmasın sakın!

Ciddi bir demokratikleşmenin içinde siyasal düzen ve siyasal; kişisel; sosyal veya kolektif haklar, emeğe saygı bölümleri olmamalı mı?
Yeni demokratik bir Anayasa, bu Anayasaya uygun seçim yasası ve saçma baraj konusu ele alınıp, düşürülemez mi?
Düşürülür ki ben, sen, o… Hepimiz kendi isteklerimizin, kendi düşüncelerimizin, kendi projelerimizi kendi düşlerimizin yanında olan partilere oy verelim; her birimizin istekleri mecliste konuşulsun!

Yağmur bulutları dağılıyor yavaş yavaş…
Ellerim üşüyor ve yüreğim üşüyor
Sen yoksun!…
En saf aşk, içten harekete katılım mıdır?
Düşler ülkesindeyim…

Umutla umutsuzluk arasında gidip geliyorum.
Ama umuda yolculuktan vazgeçmiyorum…

Hiç yorum yok: