Blog Listem

14 Aralık 2009 Pazartesi

türküleri duyuyormusun




TÜRKÜLERİ DUYUYORMUSUN?

Yeryüzünün bir parçası mıdır umut yoksa yitip giden yılların, insanların o vazgeçilmez türküsü müdür, anlamış değilim.
Toprağın üstüne, yüreğime işleyen bir yağmur yağıyor günlerdir…
Kentteki portakal ağaçlarının altında, yorgun solgun oturan insanları; televizyonda umutla umutsuzluk arasında gidip gelen, polis arabalarına” para için taş atıyoruz” diyen çocukları seyreden kaygılı gözlerim…
Vazgeçilmeye çalışılan türküleri dinleyen kalbimi duymaz, görmez oldu sanki!
Bir ateşin belli belirsiz aydınlığında, darmadağın olmuş düşlerimi arıyorum.
Yüreklerde bir sığınak, biraz hüzün ve umutsuzluk.
Umutsuzluk bir dalgadır denizde.
Bir yağmurdur, bir gözyaşıdır!
Bir şiirdir ak kâğıtlara yazılmış.

Ülke çalkalanıyor
Pek çok ilde gösteriler, eylemler yapılıyor.
Terör saldırıları hız kesmiyor.
Cenaze törenleri protestolara dönüşüyor…
Her şeyden habersiz otobüste giden genç kızımız ölüyor.
Parti kapatılıyor.
Parti yönetiminde en saldırgan beyanları verenler dururken en ılımlıları siyasi yasaklı oluyor…
Diğer tarafta bazı insanlar hüküm giymeden, suçlarını bilmeden hapislerde çürüyor…
Küçücük çocuklar ellerine verilen birkaç lira için taş atıp polislerin gaz bombalarının altında kalıyor…
Sokaklarda, artık ayırımcı gruplar çatışmaya başlıyor…
Bu olayların hepsi bir bütünün parçalarımı?
Birbirleriyle ilişkisi var mı?
Eğer öyleyse sorumlu ya da sorumlular nerede?
Çok ama pek çok tehlikeli yola girildiği görülmüyor mu!

Ben gökyüzüne baktıkça…
Bir yağmur bulutu yürüyor üstüme üstüme.
Gözlerimi açıp öylece kalıyorum.
Aydınlığın ahengini arıyorum saatlerce.
Victor Hugo’nun “Bir ulusun büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve erdemli kişilerin sayısı ile belli olur” tümcesi geliyor aklıma
Ülkelerin gerçek varlığı, gerçek zenginliği nitelikli, erdemli insanlara sahip olmak,,,
Birçok yazımda “erdemli insan” ın tarifini değişik yazarlardan, filozoflardan, bilim adamların söylediklerinden, yazdıklarından alıntılar yaparak vermeye çalıştım…
Montesquieu erdemi “Toplum çıkarını kişisel çıkarın üstünde tutmaktır” şeklinde tanımlamış.
Konfüçyüs’e göre de en büyük erdem “İnsanlığın iyiliğe doğru çaba göstermesi, vicdanının sesini dinlemesi” . İnsanın vicdanının sesini dinleyebilmesi, doğru bildiğini yapabilmesi, bu uğurda savaşım verebilmesi için de yürekli ve cesur olması gerekir.


İnsan yetiştireceğiz; kitleleri yürekli, bilgili, etik değerlere saygılı, vicdanının sesini dinleyen, bu uğurda savaş veren, toplum çıkarını kendi çıkarları üstünde tutan kişilere dönüştüreceğiz.
Peki, nasıl başaracağız, hele bu ortamda, erdemsiz insanların kol gezdiği, erdemsizliğin yükselen değer olduğu, bu zamanda?
Eğitim sisteminin iflas ettiği günümüzde, medyanın aydınlatma iyi şeyler öğretme görevi bir yana, genelde değer yargılarını daha da çarpıtmaktadır.
Kitleleri yanlış yönlendirmeye, belli iç ve dış odakların çıkarlarını korumaya yönelmektedir.


Evet, demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partilerin kapatılması ile tartışmalar çoğalıyor
Kürt açılımı gündemin başında, açılım kaçılım oluyor…
Bunların toplumun daha huzurlu ve mutlu olması için yapıldığı söylenmekte devamlı.
Peki, insanlarımız, askerlerimiz, çocuklarımız, analarımız daha mutlu oluyor mu?
Daha huzurlu uyuyorlar mı? Gelecekten daha umutlular mı?
Mutluluk ufukta görülüyor mu?
Sorumlular nerede?
Ankara’da mı?
İmralı’da mı?
Waşington’da mı?
Brüksel’de mi?
Yoksa her yer de mi?

Hava soğuk ve yağmurlu!
Ağaçlar ağlıyor, yıldızlar ağlıyor…
Küçükmenderes Ovası bir türkü, Söke Ovası bir şiir söylüyor.
Sende duyuyor musun?

1 yorum:

atesinsesi dedi ki...

hıhı bende duydum o şarkıyı çok uzaklardan

güzel kal

:)