
AÇILIM MASKESİ
Pencereden bakıp ta güneşin, ağaçların, evlerin üstünde dans ettiğini görünce nasıl bir duyguya kapılırsınız?
Tatlı bir rehavete, hoş bir coşkuya hatta, hatta büyük bir duygusallığa ve melankoliye.
Güneş bende bu tür etkiler uyandırıyor, özellikle bu soğuk günlerde.
Zaman mı geçiyor, yoksa bir şeyler duruyor da biz mi geçiyoruz bu hayattan!
Tabii bizlerle birlikte günler, günlerin içindeki renkler, renklerin içindeki maviler, sarılar, yeşiller de bağırarak, parlayarak ya da ağlayarak geçip gidiyor işte…
Yıllar, günler geçip gidiyor da, sorunlar ve görüp yaşadıklarımız şekil değiştirerek bile olsa aynı kalıyor…
İnsan sevgisini hatırlamamız gerekiyor bu günlerde ulusça…
Ben geçirdiğimiz günlerin çok önemli günler olduğunu düşünüyorum geceler boyunca
Çünkü Türkiye’de etnik ve dini bir ayrışma ivme kazanıyor. Taşlar yerinden oynuyor…
Ülkeyi yönetenler acaba ayrışmanın ayırıdın da mı?
İktidarın “Kürt Açılımı” baştan beri düşünüp, beklediğim gibi boş çıktı!
Peki, Güneydoğu’ da ve Doğu ‘da ki “ekonomik açılım” ne oldu?
O da hikâye!
Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun ivedi kalkındırılmasına yönelik “yatırım teşvik belgelerinin” dilimleriyle ne yapıldı?
Hiç bir şey!
Bu günkü iktidarın 2002 seçimlerinde iktidara gelmesinden sonra etnik ve dinsel kimlik üzerinden yapılan siyaset yükselirken, emek- sermaye çelişkisi tarihin çöplüğüne atıldı.
Sadaka toplumu yaratıldı.
Türk ve Kürt sosyalistleri 12 Eylül askeri darbesinden sonra darmadağın oldukları için, İslamcılığı ve etnik kimliği öne çıkaran partiler, tarikatların ve örgütlerin de desteği ile Güneydoğu’da yükseldiler.
Varsılla yoksul arasında büyüyen uçurum genişlerken, dinsel ve etnik temele dayalı siyaset Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde büyük engel görünüyor.
Topluma “Kürt açılımı” ve “Alevi açılımı” gibi masallar anlatılıp; aslında hiç amaçlarının bu olmadığı maskelenerek kafalar karıştırılıyor.
Böylece, bu ayrışmalar derinleştirilerek yaşamları boyunca iktidarda kalmak ya da iktidar olmak isteyenlere gün doğmakta…
Yaşadığımız coğrafyada temel hak ve özgürlükler her bir kişinin hakkıdır
Çözüm ise toplumsal ekonomik ve sınıfsal koşulların kavranmasından, iyileştirilmesinden geçiyor…
Başarabiliriz, başarmalıyız…
Bazen insanın kurtardığını sandığı aslında batık bir teknedir.
Karaya vurmuş batık bir tekne…
Ve bilmezler ki, o tekneyi batıran denizin dalgaları değil; O tekne- insanın ya da insan – teknenin kendi iç dalgalarıdır.
Van- Gogh son derece açık bir biçimde kendine göre kurtuluşu dile getirir…
“Herkesin kendi düğümünü kendi çözmesi gerekir.”
Ama çözüldükçe karışan büsbütün içinden çıkılmaz olan düğümler de vardır.
Kördüğüm atmış maskeliler…
Gene de düğümü çözecek ve maskeleri indirtecek olan kişinin kendisi…
Bir tarafta son yazın morlarla buluştuğu bir gün, eğilmiş güneşe bakarak pembeleşen, kızaran ağaçlar, bir tarafta üzerindeki mavi beyaz masalsı görüntüyle uzanıp gidiveren karlı dağlar.
Sabahın ilk saatlerinin şiirselliği, yaşamın hareketlenmeye başlayan ve yorgunluğa uzanan uzun saatlerinin başlangıcında beni sarmalıyor…
Mevsimlere inat, yıllara inat…
Yeşile inat, özlemlere inat…
Evrenselliğin yok olduğu, ormanların, dağların, ovaların talan edildiği, göllerin, ırmakların, denizlerin kirlendiği bir coğrafyada değilim sanki.
Bir sabah vakti bunlardan uzak, rüzgâra aldırmadan, trafikte sıkışmadan çayırların yalnızlığı içindeyim.
Evet, birileri dünyanın döndüğünü red ede dursun, ötekiler dünyaya doğan her yeni günün daha barışçı “eşit kardeşçe ve özgür” yaşanması dilek ve düşünü sürdürüyor.
Evrensel düzeyde emeğin hakkı, dürüstlüğün ücreti, yaratıcılığın payını teslim etmek için; dinler, diller, gelenekler, aşiretler, uluslar ötesi bir ahlak, bir zihniyet için bu ortaçağ karanlığını yaşamak, yeniden yaşamak zorunda değiliz!
Geçmişin anıları, geleceğin soruları…
Binlerce yıldan beri insanoğlu bu ikisinden kurtulamıyor. Cevabı öğrenilen her soru gerilerde yerini alıyor. Yerine yeni sorular çıkıyor.
Kışın başındaki bu günlerde birden bastıran sislilerin, ılık güneşlerin ve arsız notaları andıran kuş ötüşlerinin içinde olduğu sığırcıklarının danslarının yaşandığı, zamansız mevsimlerde hatıralar ve sorular da birden çoğalıyor.
Yalnız bir gece duruyor şurada ümitli soruların eşiğinde…
Berisinde sevinçli mutlu bir gün var.
Ötesinde endişeli bir soru, endişeli bir bekleyiş.
Bu kış gecesindeki bahar sisinin içersinde sığırcıklar öylesine kalabalıklar, öylesine hızlı uçuşuyor ki geleceğe mi yoksa geçmişe mi uzanıyorlar…
Sanki bir dönüm noktasına geliyor gibiyiz ulusca…
Etrafta mükemmel bir gecenin
Işıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
Yeni insanların adımları ile
Tatlı bir rehavete, hoş bir coşkuya hatta, hatta büyük bir duygusallığa ve melankoliye.
Güneş bende bu tür etkiler uyandırıyor, özellikle bu soğuk günlerde.
Zaman mı geçiyor, yoksa bir şeyler duruyor da biz mi geçiyoruz bu hayattan!
Tabii bizlerle birlikte günler, günlerin içindeki renkler, renklerin içindeki maviler, sarılar, yeşiller de bağırarak, parlayarak ya da ağlayarak geçip gidiyor işte…
Yıllar, günler geçip gidiyor da, sorunlar ve görüp yaşadıklarımız şekil değiştirerek bile olsa aynı kalıyor…
İnsan sevgisini hatırlamamız gerekiyor bu günlerde ulusça…
Ben geçirdiğimiz günlerin çok önemli günler olduğunu düşünüyorum geceler boyunca
Çünkü Türkiye’de etnik ve dini bir ayrışma ivme kazanıyor. Taşlar yerinden oynuyor…
Ülkeyi yönetenler acaba ayrışmanın ayırıdın da mı?
İktidarın “Kürt Açılımı” baştan beri düşünüp, beklediğim gibi boş çıktı!
Peki, Güneydoğu’ da ve Doğu ‘da ki “ekonomik açılım” ne oldu?
O da hikâye!
Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun ivedi kalkındırılmasına yönelik “yatırım teşvik belgelerinin” dilimleriyle ne yapıldı?
Hiç bir şey!
Bu günkü iktidarın 2002 seçimlerinde iktidara gelmesinden sonra etnik ve dinsel kimlik üzerinden yapılan siyaset yükselirken, emek- sermaye çelişkisi tarihin çöplüğüne atıldı.
Sadaka toplumu yaratıldı.
Türk ve Kürt sosyalistleri 12 Eylül askeri darbesinden sonra darmadağın oldukları için, İslamcılığı ve etnik kimliği öne çıkaran partiler, tarikatların ve örgütlerin de desteği ile Güneydoğu’da yükseldiler.
Varsılla yoksul arasında büyüyen uçurum genişlerken, dinsel ve etnik temele dayalı siyaset Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde büyük engel görünüyor.
Topluma “Kürt açılımı” ve “Alevi açılımı” gibi masallar anlatılıp; aslında hiç amaçlarının bu olmadığı maskelenerek kafalar karıştırılıyor.
Böylece, bu ayrışmalar derinleştirilerek yaşamları boyunca iktidarda kalmak ya da iktidar olmak isteyenlere gün doğmakta…
Yaşadığımız coğrafyada temel hak ve özgürlükler her bir kişinin hakkıdır
Çözüm ise toplumsal ekonomik ve sınıfsal koşulların kavranmasından, iyileştirilmesinden geçiyor…
Başarabiliriz, başarmalıyız…
Bazen insanın kurtardığını sandığı aslında batık bir teknedir.
Karaya vurmuş batık bir tekne…
Ve bilmezler ki, o tekneyi batıran denizin dalgaları değil; O tekne- insanın ya da insan – teknenin kendi iç dalgalarıdır.
Van- Gogh son derece açık bir biçimde kendine göre kurtuluşu dile getirir…
“Herkesin kendi düğümünü kendi çözmesi gerekir.”
Ama çözüldükçe karışan büsbütün içinden çıkılmaz olan düğümler de vardır.
Kördüğüm atmış maskeliler…
Gene de düğümü çözecek ve maskeleri indirtecek olan kişinin kendisi…
Bir tarafta son yazın morlarla buluştuğu bir gün, eğilmiş güneşe bakarak pembeleşen, kızaran ağaçlar, bir tarafta üzerindeki mavi beyaz masalsı görüntüyle uzanıp gidiveren karlı dağlar.
Sabahın ilk saatlerinin şiirselliği, yaşamın hareketlenmeye başlayan ve yorgunluğa uzanan uzun saatlerinin başlangıcında beni sarmalıyor…
Mevsimlere inat, yıllara inat…
Yeşile inat, özlemlere inat…
Evrenselliğin yok olduğu, ormanların, dağların, ovaların talan edildiği, göllerin, ırmakların, denizlerin kirlendiği bir coğrafyada değilim sanki.
Bir sabah vakti bunlardan uzak, rüzgâra aldırmadan, trafikte sıkışmadan çayırların yalnızlığı içindeyim.
Evet, birileri dünyanın döndüğünü red ede dursun, ötekiler dünyaya doğan her yeni günün daha barışçı “eşit kardeşçe ve özgür” yaşanması dilek ve düşünü sürdürüyor.
Evrensel düzeyde emeğin hakkı, dürüstlüğün ücreti, yaratıcılığın payını teslim etmek için; dinler, diller, gelenekler, aşiretler, uluslar ötesi bir ahlak, bir zihniyet için bu ortaçağ karanlığını yaşamak, yeniden yaşamak zorunda değiliz!
Geçmişin anıları, geleceğin soruları…
Binlerce yıldan beri insanoğlu bu ikisinden kurtulamıyor. Cevabı öğrenilen her soru gerilerde yerini alıyor. Yerine yeni sorular çıkıyor.
Kışın başındaki bu günlerde birden bastıran sislilerin, ılık güneşlerin ve arsız notaları andıran kuş ötüşlerinin içinde olduğu sığırcıklarının danslarının yaşandığı, zamansız mevsimlerde hatıralar ve sorular da birden çoğalıyor.
Yalnız bir gece duruyor şurada ümitli soruların eşiğinde…
Berisinde sevinçli mutlu bir gün var.
Ötesinde endişeli bir soru, endişeli bir bekleyiş.
Bu kış gecesindeki bahar sisinin içersinde sığırcıklar öylesine kalabalıklar, öylesine hızlı uçuşuyor ki geleceğe mi yoksa geçmişe mi uzanıyorlar…
Sanki bir dönüm noktasına geliyor gibiyiz ulusca…
Etrafta mükemmel bir gecenin
Işıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
Yeni insanların adımları ile
1 yorum:
eski insanlar ezberlerini bozmuyor..yeni dudaklara eski besteler yakısmıyor,güneşler sönüyor dünyam kararıyor, zifiri gecelerle sabah olmuyor, umuda yolculuk düşlenmiyor...
Yorum Gönder