Blog Listem

11 Ocak 2010 Pazartesi

kuyruklu Yıldız



KUYRUKLU YILDIZ

Şairler vardır bilir misiniz?
Denizler ilk dalgalarla uyanana dek umutları, hüzünleri, bekleyişleri ve ruhlarının ışıklarını kelimelere, dizelere döken… Özgürlük adına, barış adına, emek adına, insan ve yurt sevgisi adına…

Okur musunuz onların satırlarını?
Okursanız eğer kendinizi bir anda, küçücük ışıklardan oluşmuş bir gemide bulabilirsiniz, umutla dolu özgürlüğe yelken açmış…
Beklide birdenbire duyuverirseniz emekçilerin o alevlenen şarkılarını; iktidarın aklını başından alan…
Ya da bir tarlanın başucundan koşarak geliverir yanınıza bir korkuluk, emeğin bu en eski koruyucularından sevimli ve cesur varlık… Ve onunla el ele gidersiniz miting alanlarına, yine kucaklamaya; sevgiyi, alın terini, kardeşliği…
Bir şairin, duyarlılığıyla bir serüvencinin düş gücüyle sunduğu şiirleriyle yaşamın bir başka ucuna, dünyanın bir başka köşesine bizleri götüren “ kuyruklu yıldızların” adıdır, Cemal Süreyya, Nazım Hikmet ve diğerleri…

9 Ocak Cemal Süreyya’nın ölüm, 15 Ocak ise Nazım Hikmet’in doğum günü…
“…Selam size büyük durumlar doruk anlar
Dağ görgüsü kazanır Ağrı’yı bir kez görse de kişi
Marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar…”
Bu diziler Cemal Süreyya’nın dillerden düşmeyen “Uçurumda açan” şiirinden alınmadır.
Bindiği uçak Anadolu’ nun üstünden geçince, şairin, yüreğinde taşıdığı ülkesine olan özlemiyle Afrika’da her gittiği, her gördüğü yeri yıllardır ayrı kaldığı ülkesiyle kıyaslayan Nazım Hikmet ise, ölümünden birkaç ay önce Tanzanya’ya doğru çıktığı son yolculuğunda gözlemlerini “Tanganika Röpörtajı” adlı şiirinde ulaştırır bizlere.
Nazım Hikmet bunun son yolculuğu olduğunu biliyor gibidir… Ve şiirinin “Altıcı Mektup”unda şunları yazar.
“ Hint Okyanusunu seyrettim bu sabah
Okyanuslar üstünde bir çift sözüm var sana:
Kıyısından seyredilen okyanus
Farksızdır Marmara açıklarından.
Yani demek istediğim:
Okyanuslar büyük sevdalar gibidir Tulyakova
Seyredilmeye gelmez,
Okyanus yaşanılır…”

Her ikisi de birleşmiştir okyanusun derinliğinde işte…

“Üstü Kalsın” adlı son şiirinde “Her ölüm erken ölümdür” diyerek aramızdan ayrılan Cemal Süreyya bir konuşmasında “Mustafa Kemal bir temeldir. Bir yöndür. Yapılmış, her şeyi bitmiş bir bina değildir. Onu ancak devam ettirerek, sürdürerek sevebiliriz. Kendisine yeni şeyler, yeni değerler ekleyerek sevebiliriz, Yalnız yüreğimizle değil aklımızla da sevelim. Mustafa Kemal en büyük zaferini o zaman kazanmış olacak işte o zaman…” der.
Mustafa Kemal’in bir yön olduğunu, yapılmış, her şeyi bitmiş bina olmadığını söyleyen biri daha vardır. Ki o da kendisidir Atatürk’ün: “Bu güne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişmeye ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır. Yoksa gelişmeye ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir.” Der.
Günümüzde ulusumuz bu noktaya geldiyse, temelinde gelişmeye ve uygarlığa giden yolda sahte varisçilerle ilim ve akıl yolu kullanılmadan gidişin olduğu görünüyor…
Atatürk’ün miras olarak ne bıraktığını biliyor muyuz?
”Ben manevi miras olarak, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.”
Böylesi bir mirastan hiçbir devrimcinin rahatsız olmayacağı gibi, ayetlere dayalı bir düzen kurmak isteyenlerin ve ırkçıların saklandıkları duvarların da yıkılması gerekir…

Ülkemizde ki son haberlerden birini paylaşacağım sizle
“Fırat ve Dicle nehirlerinin yönetimine ortak edilen AB, suyun özelleştirilmesini şart koşmaktadır. ABD ve İsrail de aynı suların akışı üstünde kontrol sahibi olacak, nehirlerimizi komşularımıza karşı bir silah olarak kullana bileceklerdir. Çünkü Hükümet Fırat ve Dicle’nin pazarlama yöntemine geçen hafta AB’yi de ortak etti.”
Ama bunlar Türkiye’nin gözlerden saklanan gündeminde, gerçek gündeminde ve yandaş medya tarafından duyurulmamakta.
Öte yandan hakkını arayan Tekel işçileri gözaltına alınıyor. Edirne Silivri’de, Manisa Selendi’de, Mersin’de neler oluyor. Ülkenin en büyük demir Çelik fabrikası Erdemir’de içinde yaşadığımız kriz nedeniyle tüm çalışanların ücretlerinden yüzde otuz beş indirim yapılıyor. İşsizlik oranı gittikçe artıyor. Olsun…
Onların yapay düzmece gündemleri var. Ergenekon olayları, cunta, darbe, suikast iddiaları, ismi bilinmeyen gizli tanıkların söyledikleri, masum insanları suçlamalar, ipe sapa gelmez yalanlar… Önemli olan milleti gerçek gündemden, işsizlikten, sefaletten, krizden, iktidara yönelik tepkilerden uzak tutmak…

Yine nereden nereye geldim…
Hâlbuki güneşin turuncu altın parıltılarından olgunlaşan dizelerden, karanlık bulutları dağıtan rüzgârın onların kaleminde melteme dönüşmesinden,
Pasın ve küllerin suya döküldüğü yerlerde, kimi zaman şiir olmasından bahsediyordum.
Güney denizlere ulaşan gece karanlığı, tepelerden altın vadilerde inip akan nehirlerin suları, şafağın söküşü gibidir onların kalemlerinden çıkmış şiirler, mısralar.
Bin bir rengin içindeki yüreklerinden çıkmış
Aydınlığa açılan pencere olmuş
Yurtsever dizeler…
Evet, ne kadar karanlık olursa olsun gökyüzü,
Gecenin bitiminde seher vaktinde dağılan yıldızların arkadaşlarıdır Cemaller, Nazımlar...
Sessizliğin içinde açan çiçekler gibi
Belki ben yine onların kitabını okuyor olacağım en umutsuz olduğum o sırada…
Gündüzleri görünmeyen kuyruklu yıldızları arıyor olacağım gökyüzünde…

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Yalnızca umutsuz anlarımızın şairleri değil onlar...En umutlu,en yaşam kokan sabahlarımızın da şairleri...Sevgiyle kalın....