Blog Listem

7 Ocak 2010 Perşembe

biraz uzak, biraz yakın




BİRAZ UZAK, BİRAZ YAKIN

Yeni senenin ilk demleri, erken saatleri.
Hayatımızda bizi üzen her şeyi unutma vakti.
Yenilenmek lazım şimdi.
Yeniden başlamanın mümkün olduğuna inanmak, yeni bir sayfa açmak, yeni bir” ben” edinmek lazım şimdi.
Ama tazelenirken bizimle beraber adım adım gelmeyi sürdürenler de var.
Hayatımızın değişmezleri.
Bazıları var ki sevdiklerimiz, dostlarımız, mutluluklarımız… Onlar iyi ki var!
Ama bazıları var ki… Keşke bizimle gelmese adım adım dediklerimiz!

Geçmişteki yanılgılarını, hatalarını, sana sıkıntı veren anılarını düşünerek üzülmemek mümkün mü?
Yarınlar bizi bekliyor diye türküler söylemek kolayın kolayı!
Ama kapınızın dışında, pencerenizin önünde
Milyonlarca insanımız karda yağmurda, zehirli gazlar, itilişler, dayaklar altında ekmek kavgası verirken, gel de “mutlu olalım “diye türkü söyle…

On binlerce insanımız haftalardır kentlerimizin sokaklarında “Açız… Açız” diye, milyonlarcası da bir iş, bir ekmek diye bağrışırken; emeklisi emeksizi bir avuçluk gelir için didişirken! Öte yanda köşkler, evler, lüks geziler, şatafatlı gösteriler içinde, yaşam güzelliklerini doya doya tadan mutlunun mutlusu bir azınlık bütün bunlara acımasız gözlerle bakarken… bakma şöyle dursun, görmemezlikten gelirken!
Gel de bireysel duygulanmalarla oyala kendini!

Gökyüzünün maviye dönüştüğü, güneşin altın parıltılarını saçtığı öğle saatleri.
Hızla esen rüzgârın fısıltısı… Yeni yılın ilk günlerinde geleceğin sağır ve dilsizliği içinde oyalanıyorum yine…
Yaşam nedir? Mutluluk nedir? Çağdaş bir toplum nasıl olunur?
Laiklik, demokrasiye açılan uygarlık yolu değil midir?
Söyler misiniz, laik olmayan bir toplumda demokrasi ve özgürlük yaşam biçimi olabilir mi?
Bana demokrasisi olan bir İslam ülkesi gösterebilir misiniz?

Türkiye hızlı adımlarla geriye doğru gidiyor…
Bu gün Anadolu’da kadınlarımız evlerinde oturuyor, genç kızlarımız okula değil, kuytu köşelerde kurulmuş yatılı kuran kurslarına gönderiliyor.
Tarikatçı yapılanma devletin en duyarlı birimlerinde giderek etkinleşiyor…
Hükümet 2010’a özelleştirme nedeniyle mağdur olan Tekel işçileri, haklarının engellenmesine karşı eylem yapan eczacılar, Kürt açılımına karşı çıkan siyasi partiler, hoşuna gitmeyen kararlar veren hakim ve savcılarla kavgalı bir ortamda giriyor…
Tekel işçilerine orantısız güç kullanılırken hak taleplerini görmezlikten gelen iktidar, ilaçların marketlerde satılmasına ilişkin yasal düzenlemeler gibi kendilerinin aldıkları kararlara tepki gösteren eczaneleri de devre dışı bırakmak istiyor.
Uygulanan politikalarla işçiler, eczacılar, gazeteciler, siyasi partiler, yargı temsilcilerinden askerlere kadar pek çok kesim pasifleştirilmeye çalışılıyor.
Kısacası “Herkesle kavgalı” iktidar “Bireyi pasifleştirmek” istiyor.

İnsanın bireye dönüşmesi sanıldığı kadar kolay olmuyor…
Uzun ve tarihsel bir süreç geçmesi gerekiyor bunun için.
Ve aydınlanmanın yolundan geçmeyen insanın birey olması olanaksız görülüyor.
Şu an 2010 yılında ulus devlet kavramı tartışılıyor!
Oysa Demokrasi, birey bilinci üstüne yükselen bir yaşam biçimi değil mi?


Havai fişekler ardı ardına patlıyor kentin üstüne, yağmur gibi ışık kümeleri düşüyor inceden gecenin siyahına…
Yazın oyluklarından kopup gelen lodos ve yıldızların o yüzyıllık yalnızlığı.
Biraz uzak ve biraz yakın her şey!
Kimse kimseyi dinlemiyor, ama birileri herkesi dinliyor…
Kuvvetler ayrılığı ilkesi, kuvvetler çatışmasına dönmüş durumda…
Geçmişte tartışılmaz dediğimiz ortak paydalarımız, ortak değerlerimiz giderek azalıyor…
Doğru birden fazla hale geldi; artık herkesin ayrı doğrusu var… Daha kötüsü birinin doğrusu ötekinin doğrusunu ortadan kaldırmayınca rahat etmiyor…

Ve ben kendi kendime soruyorum;
“yaşam, mutluluk, çağdaşlık, umut nedir, nerededir?”
Zeynep Oral’ın Uzakdoğu yeni yıl duasına bende katılarak, yazımı bitiriyorum.

“Tanrım, bana değiştirmek istediklerimi değiştirebilmek için güç ver.
Değiştiremeyeceklerim için sabır ver.
İkisi arasındaki farkı anlayabilmem için bilinç ver...

2 yorum:

atesinsesi dedi ki...

ben yinede umut dilemek istiyorum ve pelerinini giyinmiş bir çocuk isaya benzettiğim erguvan ağaçlarının çiçek açacağına inanıyorum.

umutsuz olmamalısın sen ki renklerin lisanını hepimizden iyi bilirsin. bu ülkede bugün yaşanan kaotik durum bizim gerçeği bulmamıza yardım edecektir, sancılı olur yeninin doğması. darbeci geleneğe karşı durmak ve kemalist tutuculuğunda en az şeriatcı amerikancı islam kadar tehlikeli olduğunu bilerek kozamızda uçacağımız günler için beklemeliyiz...

unutmaki cennette cehennemde insanın içindedir demiş hayyam

:)

kendine iyi bak ve ne olursun bu olan bitenin senide kışkırtmasına izin verme

ali zafer sapci dedi ki...

Etkileyici, kaliteli paylaşımlar; teşekkürler.