Blog Listem

28 Aralık 2009 Pazartesi

insana dair




İNSANA DAİR

Yılın son günleri yaklaştığında, insanlardaki telaş ve koşuşturmanın arttığını gözlemlerim her sene…
Biten bir yılın ardından tortulanmış düşünceler ve düşler yoğunluğunu da düşünerek, ışık içindeki çam ağaçları ile dolu vitrinlerin ve caddelerin ortasından geçerken müthiş bir duygu yoğunluğuna ve hüzne kapılırım.
Aslında ümitlenmek, hayal kurup gerçekleştiğini görmek isterim.
Çok insana dair bir durumdur bu.
Ama öylesi günler yaşıyoruz ki değil ümitlenmek hayal kurmak yaşadıklarımızı ve tanık olduklarımızı düşününce, “bunların hiç birisi gerçek olamaz, sadece bir film izliyorum” diyorum.
Adeta çok oyunculu, uzun, sonu belirsiz, çokça gerilim ve korkulu, hızına erişilmesi mümkün olmayan, sabah ve akşam sahneleri değişen, karmaşık sahnelerle dolu bir film ,,,
Filmin bir sahnesini çözdüm derken tekrar koyu bir bilinmezliğin içinde kalıveriyorsunuz. Oysa her bir sahne bir diğerinin içeriği ile son derece ilgili. Ve birisini kaçırırsanız filmi çözmek daha da imkânsız oluyor.
Ben hala parti kapatılır mı, yeni partiye kim genel başkan olur? Soruları ile meşgulken yepyeni senaryolarla dolu sahnelere geliyorum.

Bu defaki sahnede birtakım muvazzaf subaylar ikili suikast timleri kurmuşlar. Sokaklarda gezerek ellerindeki krokilerle birilerini arıyorlar. Bir politikacı da bunlar bana suikast yapmak için benim sokağımdan geçiyorlar. Asıl ben mağdurum diyor. İş Özel Harp Dairesi’ndeki ofisleri aramaya kadar gidiyor. Ofisler basılıp, bütün gece aranıyor. Biraz korku, biraz gerilim, biraz şiddet, entrika tek eksik aşk…

Önde ise sahne değiştikçe şaşıran, korkan, paranoyaklaşan, sinen, pusan bu duyguların etkisiyle bir tarafta yandaşlaşan insanlar, diğer tarafta ne olacaksa olsun diyen bezmiş insanlar öbür tarafta bir şeylerin olmadığını görmedikçe düş kırıklığı yaşayanlar…
Ve tüm bunların arasındaki çekişmeler çatışmalar…

Toplum olarak aklımızı kaybetmek üzereyiz…
Nereye, neye inanacağımızı şaşırıyoruz ve tüm bunlar olup biterken işin aslını; asıl bizi yakından ilgilendiren konuları kaçırıyoruz.
Elektriğe zam geldi. Benzin zaten otomatik olarak neredeyse her ay zamlanıyor. İşsizlik oranı vahim bir rakama ulaştı, kimi illerde yüzde 21’i buldu.
Ve Tekel işçileri direnişi sürüyor. Başbakan Tekel işçilerine dayatılan 4-C statüsünden hiç söz etmiyor. İşçiler 4-C statüsünü kabul ederlerse 10 ay çalışıp iki ay zorunlu tatil yapacaklar ve şu andaki ücretlerinin üçte birini alacaklar. Özlük haklarını ve güvencelerini kaybedecekler.
Hakları için direnen herkes vatan haini. Eczacılar, demiryolu işçileri, itfaiyeciler, üniversiteliler, işsizler…
Hükümetin olayları saptırmadaki başarısına şapka çıkarılır.

Eğer insanlığı oluşturan bireylerin her birinde özgürlük, eşitlik, adalet, sorumluluk kısacası kendi yazgısına başkalarınınkiyle birlikte sahip çıkma bilinci yaşatılmış olsaydı bu günler böyle mi olurdu?
Toplu çılgınlığın bizi nerelere sürükleyeceğini kimse kestiremez ve hiç kimse bu akıntının dışında kalamaz.Yaşamamız gereken dostluk, sevgi yıkımların karşıtı olmalı aslında.

Çılgın umutsuzlukların yankısı ağaçlara, sulara vuruyor.
Bir turuncu çizgi göğün mavisinin içinde yitip gidiyor.
Yaşadıklarımız ve yayacaklarımız!
Dün nasıldı bu gün nasıl? i
Kafamızda yığınlarca cevabını bilmediğimiz sorular.
Bir çıkmaz sokağa doğru gidiyoruz nicedir katılaşmış yüreklerimizle.

Rüzgârın çığlığı ile irkilirken, ne eşsiz bir göğe uzanıyor ellerimiz ne de şafağın söktüğü dağların doruklarına.
Kan ve gözyaşı… Ölüm ve acı…
Dağların eteğinde ağlıyorum, denizin, otların ve yağmurun eşliğinde…
Hüzünlüyüm!

Kant’ın şu sözü ne kadar anlamlı “Sorun, sürekli barışın gerçekleştirilebilir bir şey olup olmadığı değil, belki hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek bir şeyin doğabilmesi için çaba harcamaktır”Çünkü özde bulunmayan bir şeyi düşleyip istemeyeceğimize inanıyorum. Barış ve dinginlikse, evrenin yapıcı öğelerinden…
Sorun şimdilik çelişki bilinçli olarak durmadan yayılan yanlış bilgilerden ötürü insanların çoğunun henüz bu evreye gelememiş olmasında…Belki çok büyük acılar bekliyor hepimizi. Ama eğer canlı kalırsak tek yolun sürekli barış olduğu ve olacağı kesin…Ahmak, edepsiz savaşlar sürüyor dünyamızda…Ama yaşam da öyle…

Ağaçlar suskun, sadece eğiliyorlar yoksa biz de onlar gibi rüzgârda bir o yana bir bu yana mı gideceğiz.Toplayamayacak mıyız gücümüzü harekete geçemeyecek miyiz?Kendi büyüklüğümüze inanmaya başlamalıyız artık. Yeniden herkesin birbirinin yüzüne bakabildiği, yok olan köylerin, şehirlerin tohumlarını atmalıyız, hemen…İnsanların yüreklerindeki hınç, hırs ve düşmanlığın boşa olduğunu anlayalım. Aslında ahlak tan söz edenlerin ahlaksız, mutluluktan dem vuranların mutsuz olduğunu bilelim artık.

Yoksa geç kalacağız. Bu ülkede emeği ile geçinen insanlar olamayacak. Zaten bu savaşın kazananı da olmayacak aslında.Bizi anlamayanlara, inanmayanlara seslenelim hep birlikte… Sonra çoğalalım tüm gücümüzle…Akıllara, yüreklere Cahit Sıtkı Tarancı’dan mısralarla ile iyi yıllar diliyorum.
Memleket isterim
“…Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun
.”

Hiç yorum yok: