Blog Listem

26 Mayıs 2008 Pazartesi


İkinci yaşam hediyesi
Yalanı kimse sevmez, ama ona başvurmayan var mıdır? Bilmem.
Günün birinde, hayatın bir yerinde, mutlaka bir şekilde !
Yalanı yermek çok kolay ama doğruyu savunmak öyle kolay mı? Kolaylıkla söylenen beyaz yalanlar. Yada susarak söylenen gri yalanlar. Aşk yalanlarına yakıştırılan pembe yalanlar. Kırmızı yalanlar, sarı yalanlar, siyah yalanlar.
Yalanın sonsuz renkleri…
Yalana kızalım mı? İnsanın düş gücüne kızmak elimden gelmiyor. İnsanın her şeyi değiştirmek istemesine kızmak…
Bence insanı yalan söylemek zorunda bırakan baskılara kızmak gerekiyor. İnsanın yalanına kızmadan önce onun neden yalan söylediğine bakmak gerekiyor, diye düşünüyorum. Asıl kötü olan insanın yalan söylemek zorunda kalması. Hele insanın kendisine söylemek zorunda kaldığı yalanlar. Kolay gibi görünen en güç yalanlar. Hüzünlü yalanlar. İnsanın kendini koruması. Hayatın acımasızlığına, çevrenin anlayışsızlığına, insanın kalabalık içindeki yalnızlığına karşı “kendisine söylediği yalanlar.”
Bu yalanı söylememek ne büyük cesaret istiyor. Cesaretle yaşamak, bu cesaretle insan olmak. Kendimiz olmanın yolu bu değil mi? Bu yolu geçmek için öyle çok şeyi göze almak gerekir ki… Yeniden doğuş, yeniden öğreniş, yeniden var olmak…
İnsanın kendisine duygularını armağan etmesini bilmesi.
Dünyaya yeni gözlerle bakmayı armağan etmesini bilmesi.
Davranış özgürlüğünü kazanmayı bilmesi
İkinci yaşamını kendisine armağan etmesini bilmesi.
Kendini bilerek
Kendini tanıyarak
İkinci yaşam ne gerçek bir armağandır, bunun yolunu çok sarp, çok zor olduğunu bilenlere. Bu yola gitmek insanın verebilme gücüdür. Paylaştıkça çoğalan.
Kartallar kuş türleri içinde en uzun yaşayandır. Ancak bu yaşlara ulaşmak için 40 yaşlarında iken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorunda kalırlar.
Keskinliğini kaybeder, körelir pençeleri yaşlandığında.
Körelir o haşin, o parçalayıcı gagası. Pençeleriyle artık beslenemez.
Değişemezse ölür.
Fakat gagasının o haliyle sökemez pençelerini.
Bilir bunu…Ya kabullenecek mutlak sonu.. Ya da deneyecek yeniden doğuşu.
İlkinde ölüm
İkincisinde acı dolu bir yol.
Sonu yeni bir yaşam olsa da, bedeli belki bin defa ölüm.
Bir başına kalacak ve seçimini yapacak. Yok başka çaresi. Eğer hayatta kalmayı seçerse, saklanacak, yükseklere dağların tepesinde önce artık bir işe yaramayan gagasını vuracak taşlara, defalarca…Taa ki acı içinde kıvranırken eskisi yerinden sökülene dek.
Sonrasında yeni ve keskin gagasıyla körelen tırnaklarını sökecek. Her birini tek tek…Sabredecek yeniden çıkana dek.
Ve son olarak ta artık uçmasına imkan vermeyen eski tüylerini yolmalı kartal. Ardından yeni çıkacak tüylerini beklemeli. Hiç usanmadan. Eğer tüm bu zorlu sürecin her adımında sabır, inanç ve umudunu kaybetmezse, ancak o zaman kendine yeni bir hayat bahşedilecek Kartala.
Eskinin körelmişlerini atmadan, geçmişin tortularını temizlemeden, güzel , çirkin demeden tüm anıları ardımızda yaşanmışlık olarak bırakmadan, yeninin enerjisini çekip, yeniyle mutlu olmak…
“Yaşamınızda, birikimlerim deyip, onları hayat deneyimlerine dönüştürüp, geri kalanını bırakıvermek.” Sanıldığı kadar kolay olmasa da, sizinde en az kartalın yaşadığı kadar keskin bir yol ayırımının hemen öncesinde olduğunuz anlarınız ve yapılması gereken bir seçimin ikileminde kaldığınız olmuştur. ..
Y a böyle yaşamaya devam edip git, gide tükendiğinizi bilerek yitip gidecek ve bir şansınız daha olabilecekken…
Yeniden hayata dönebilecekken denemek yerine omuz silkip alışkanlıklarda yok olacaksınız…
Ya da Alışılmadık, zor, çetin olan yolu denemeyi göze alarak acı veren sabır gerektiren bu süre de, bir başınıza mücadele içinde geçirmeyi deneme erdemine sahip olup, bu sürecin sonunda ki ışık için umut, azim ve istekle tüm düzeninizi değiştirmeyi, eski alışkanlıkları terk etmeyi, tüm dengeleri bozup yenilerini oluşturmayı göğüsleyebilmeyi göze alacaksınız.
Üstelik hiçbir garantisi yokken.
Ya da bildik süreç, bildik son…
Başarınız sizin hazır olmanıza, sizin çabanıza ve bu dönüşümü ne kadar gönülden istediğinize bağlı…
Söylesenize denemeğe değmez mi?
Uğruna savaştığınız yel değirmenleri değil sizin hayatınız.

Şiirsiz kalmayalım deyip Atilla Aşut’un “Acının kül rengi” şiirinde gezinelim.
Süzgün bir ceylan bakışını/ Tedirgin ormanda hüznün/ Avcılar acımasız/ Avcılar kıyıcısı ömrümüzün/
Kafeste kuş gibiyim/ Yaralı, bozgun ve tutsak/Sakıncalı bir iştir şimdi/Sevgi sözcükleriyle konuşmak
Adın güneşli bir türkü dilimde/Sorabilsem aklından geçenleri/Irmak nereye kuşlar nereye/Tut bir ucundan acının/Ekle yüreğimi yüreğine.
Düşçe kalın