Blog Listem

26 Mayıs 2008 Pazartesi


Ayrılmasını bilmek

Bütün yaprakların açarsa,
Kork.
Çünkü yalnızlığım ben
Çünkü yoksulluğum ben
Tepeden tırnağa.. Oktay Rıfat
Evet tüketim toplumunun bize dayattığı bir gün olan, sevgililer günü kutlanıyor, bu hafta.
Kışın şafağı, suyun akışı, yaşamın o bitmeyen umut yolculuğu…
Ekmeğimizin taş gibi katı, soytarıların aymazların bol olduğu bir dönemden geçiyoruz. Ayakta kalabilmek için kendi düşüncelerini değil, başkalarının düşüncelerini sahiplenen canlılar ne aşkı bilir, ne sevdayı, nede sevgiyi diyoruz.
Taş kesilmiş yürekleri sadece kendi çıkarları için atar, ama yinede kutlarlar ya da kutlar görünürler, sözde sevgililer gününü. Tek taş yüzükle, onlarca orkide yada gülle ya da lüks otellerin kral dairelerinde, tabii ben bu kutlama alışkanlıklarından, çeşitlerinden yada sözde sevgilerden, kalıplaşmış sevgi sözcüklerinden bahsetmeyeceğim. Bir sevgililer günü öncesinde daha…
Ben aksine ayrılıklardan söz edeceğim. Çünkü bu günkü dünyamızda aslında pek sevgiye yer kalmadı günümüzde. Her şeyi unuttuk…
Seven, sevişen her şeyi yıldızlara inat, ormandaki ağaçlara inat, kuşlara böceklere inat, doğan güneşe, yağmura, fırtınaya inat unuttuk…
Kıpırdamayıp aynı yerde kaldık.
Oysa bir zamanlar aşka karşı gelenlere amansız savaş açmıştık
Şimdi bir köşede eski mevsimlerin bize dönmesini, kanadı kırık kuşların, yarım kalmış aşklardan haber getirmesini bekliyoruz.
Saçlarımız kırlaşmış, omuzlarımız çökmüş, diz kapaklarımızda başlayan ağrılar tüm bedenimizi sarmış.
“ Sana sen diyorum, diye bana kızma
Sen diyorum bütün sevdiklerime
Ancak bir kez görmüşsem bile
Sen diyorum bütün sevişenlere.” Loıs Borges’in dizelerine takılıyoruz biraz,
Her seçim bir kaybediştir
Her tercih de bir vazgeçiştir çünkü
Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.
Ama neyin değerli olduğunun kararı da size aittir. Vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret de olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.
Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.
Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
…Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.
Vazgeçişin, terk edişin ya da terk edilişin en önemli unsuruda “ Ayrılmasını bilmek” değilmidir? İnsan kişiliğinin en çok ortaya durumlardan biridir bu.
Kadın olsun erkek olsun bir insanın niteliklerini, yetişme biçimini, davranışlarını, yapısını, olgunluk derecesini anlamak istiyorsak onun “ Ayrılırken nasıl davrandığını” görmek gerekir.
Bitme noktasına gelmiş bir arkadaşlık, heyecanı uçup gitmiş bir aşk, tükenmiş bir evlilik ayrılık dönemecine gelince insanlar nasıl davranıyor?
Bu sorunun yanıtları toplumumuzun en büyük sorunlardan birini de aydınlatmakta “ Hiç bilmediğimiz şey, ayrılıkta topluma verilecek bir hesabımız olmadığıdır.” Der Erdal Atabek
Ayrılırken hesaplaşmamız gereken en önemli kişi kendimizizdir aslında. Ayrılık önce kendimizle hesaplaşmadır.
Keşke bunu dürüst ce yapabilsek! Kendimizi haklı çıkarmaya çalışmadan, kendimizi yanıltmadan olaya bakabilsek.
Ama bunu bilmek, daha da önemlisi yapabilmek ne çok şey istiyor.
Birey olarak kendi kimliğimizi bulmuş olmak, kadın erkek ilişkisini çıkar hesabına oturtmadan yaşayabilme olgunluğuna taşımak, kendi kararlarınızı kendiniz verebilmek daha da önemlisi bu kararları taşıyabilmek.
Ayrılık olgusunda doğru bakmamız gereken ikinci kişi de ayrıldığımız kişi…
İlişkinin biten yanlarını ona fatura etmeden bakabilmek. Bir ilişkinin bitişinde ille de insan unsuru aramamak.
Yaşanmış ortak güzellikleri çamura bulamadan, ayrılmayı başarmak belki de insan hayatının en önemli davranışı değil mi?
İnsanımız önce topluma hesap vermekle yükümlü olduğunu sanıyor. Belki de böyle yaparak bir şeylere tutunmaya çalışıyor.
Ayrılırken mutlaka birinin sorumlu olduğunu düşünmek yaşanan nice güzelliğin nasıl da haksızca unutulmasına yol açıyor.
Duygularımıza, yaşadıklarımıza haksızlık yaparken asıl en büyük haksızlığı kendimize yaptığımızı unutuyoruz galiba.
Bence insan erdemlerinin en güzellerinden biri herkesin hayatında mutlaka bir şekilde yaşadığı bu olguyu çirkinleştirmeden, yaşanan güzelliklerin anısına saygılı olarak geçirmesi, en büyük dileğimiz bu, tabii ki.
Şimdi bize düşen bu doğrulara birlikte sahip çıkıp “ Bana yaşattığın güzel şeyler için sana borçluyum bunu hep hatırlamak istiyorum.” Diyebilmek
Ve bütün bu sıkıntılı dönemleri olgunlukla geçirebilmek.
Ne yazık ki doğrular ve güzellikler hep zor ve çileli.
Hepsinin önemlisi emek istiyor. İnsana yakışanı bulabilmek kimi zaman zor, ama çok ta güzel.
…yitirmek korkusunu göze almak
Sevmeye eşit bir davranıştır.
Bir ev küçülür, büyür öbür evlerle,
Oysa içinde ilk akla gelen yaşamaktır.
Yaşanılır diye düşünürken, düşüncelerle
Ölünür beraber sevgilerle.
Özdemir Asaf ( Benden sonra mutluluk) düşçe kalın