Blog Listem

29 Mayıs 2008 Perşembe


SANAT VE HÜZÜN
“Duygu birliğinin, yeniden doğduğu yerde yaşam yeniden başlar.” Kafka’nın kaleminden çıkmıştır bu cümle.
Tüm sanatlar gibi yaşam da, aştıktan, unuttuktan sonra gerçekleşebilir. Ama ilkin bilmek gerekir. Zira hiç bir şey bilmeyenin unutabileceği de bir şeyi olamaz. Bilenin unutması, gerçekten unutma değil bildiklerini aşmasıdır. Herhangi bir nesnede, herhangi bir insan yüzünde o dünyayı yeniden kurup yaratabilir insan. Tıpkı yaşamın içindeki yaratıcılık, yaratıcılığın içindeki yaşam gibi.
“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin,
Ama şöyle kolayına kaçmadan Abidin” diyen şairin şiirleriyle anlattığı, ressam Abidin Dino’nun, bir asra damgasını vuran aşkı, çevirileri, kitapları ve ille de elleri…
Abidin Dino’nun bütün eserleri, İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde ocak ayının sonuna kadar sergileniyor.
“Saygın ölü.
Yaşarken tanış olmadık,
Seninle
İyi ki…” der Özdemir Asaf
Ama ben tanımak isterdim, yüzler ve eller denildiğinde ilk akla gelen Abidin Dino’yu. Eller ve tabi ki parmaklar birbirine dolanmış, sanatçının deyişiyle “istiflenmiş” parmaklar. Şimdi birde Nazım ustadan dinleyelim Dino’yu.
“Bu adamlar Dino
Ellerinde ışık parçaları,
Bu karanlıkta, Dino.
Bu adamlar nereye gider?
Sen de ben de Dino
Onların arasındayız
Biz de biz de Dino
Gördük açık maviyi…”
Paris 13 Mayıs 1958
1993’te ölen bu saygın ölüyü andık, açılan sergisinden dolayı, gidip göremesek de..
Selam sana bu dünyanın içinde, binlerce dünya olduğunu sezen ve bunu bize duyuran ve her fırça vuruşunu yaşamının bir anıyla ödeyen ressama diyor ve devam ediyoruz.
Evet yaşantımızın bu gününe, sanatla başladık. Yaşamla devam edelim.
Önemli olan iyisinin kopyası değil, ondan yola çıkarak yenilerini ve farklılarını yaratmaktır yaşam, yani öğrenmektir, öğretmektir. Bazen öğretirsiniz, örnek olursunuz usul usul fark ettirmeden bazen de.
Yaşamak acı çekmek ve…ve demektir.
“Ve sanrılara
Ve karabasanlara
Ve yalnızlıklara
Ve yoksulluğa
Ve yoksunluğa
Ve yokluğa…” Devam; yaşamaya devam, resme, okumaya, seyretmeye, dinlemeye, yeryüzüne bakmaya, ışığa, renklere, doğaya hayran olmaya, düş kurmaya devam.
Bunların içindeki yansımalarına,
O coşkuya,
O coşkuyla…Aynı zamanda ölüme de, karşı koyuş.
Ben de devam ediyorum ama görmezden de gelemiyorum devam eden, umarsızlıkları, duyarsızlıkları.Ve hüzünleniyorum.
Hüzünlü olmamak elde değil. Aslında hüzün bize özgü, yaşadığımız coğrafyayla ilgili bir ruh durumu herhalde.
Batı dillerine kelimenin olanca derinliği verilerek çevrilebileceğini sanmıyorum.
Hüzün; bir ardından bakmaktır, yaşanana, yaşananların tortusuna, yaşanmışın üstüne bir yoğunlaşmadır.
Tutku, kızgınlık, nefret, öfke, coşku yoktur, hüzünde der Ahmet İnan bir yazısında. Hüzün bir gerçekliğin, geçmiş zaman dilimini dingin bir tatla değerlendirme yaşantısıdır. Çığlık yoktur, hüzünde çılgın bir sevinçte, bir talep değildir. Bir beklenti, bir doyurulması gerekli arzu, olduğu gibilikle çıkılan bir geçmiş yolculuğudur aslında.
Yaşamımızın belli bir ışıkla aydınlatılmasıdır. Turuncu bir ışıkla belki, rengi hüznü yaşayanın, yaşadığına yönelik yorumlarından kaynaklanacak ışıkla.
Mahzun insan bu çağın insanı olarak görünmüyor. Çağımızda üzülen, bunalan “depresyona” giren insanların sayısı pek çok, örnekleriyle her gün karşılaşıyoruz. Halbuki yaşanmış sevinç dolu da olsa bıraktığı tortu hüzündür. Dünyadan vazgeçme, geri çekilme hiç değildir.
Hüzünde çok altta işleyen bir sevinç bileşeni vardır. Üzüntünün kabalığını hüzne çeviren sevinçtir.
Yaşanmışların önünde soğukkanlı bir tebessümle durabilmek.
Bütün usta yaratıcıların, sanatçıların bedeninde kederli yaşam vardır. Hiç birisi çarşamba ve perşembeyi kahırsız bir biçimde üst, üste ekleyememiş, hiç birisi pazartesiye taze bir başlangıç yapamamıştır.
Yaratma, acıya karşı insanın üst düzeyden abartılı savunmasıdır.
Heykeltıraşlar, heykellerini yontmadan önce onu özlerler ve sonra o özlemin rehberliğinde yonta, yonta taşın içindeki özledikleri heykeli bulurlarmış.
İnsan da kendini anlamak ve yaratmak için kendi heykelini bulmak zorundadır.
Düşleriniz ve sevgileriniz hem kendinizle hem sevdiklerinizle olsun.
Bayram günleriniz düşlerinizdeki bayramlar gibi geçsin.
Düşçe kalın.