Blog Listem

25 Haziran 2008 Çarşamba


ANKA KUŞU

Hatıralarım var içimde sakladığım
Mutluluklarım var, sağanak gibi yağan göz yaşlarım da
Güneşin doğuşu var, güneşin batışına giden kağıt kayıklarda
Ve bir sen var içimde koparıp atamadığım, ta derinliklerde
Her şey şimdi yeniden başlıyor
Bütün hayaller küllerinden doğuyor.


Bugün size bir kuştan bahsetmek istiyorum, efsanevi bir kuştan; Zümrüt-ü Anka kuşundan.
Kimileri ona 'Simurg' der. Adı ne olursa olsun kırmızı, altın, tarçın, safran renklerinden bir buket gibi tüyleri, herkesin hayal gücü aynasında başka başka parıldayan bir masal kuşudur söz konusu olan. Uzun, ince boynunda kendinden beyaz bir halka, sesi hoş, ötesi, insana benzemekte olan kocaman bir kuş bu...
Bu kadar masalsı özelliklerle ancak Kaf Dağı’nın ardında yaşamayı hak eden bir kuş Anka! Ve Efsaneler der ki Anka bir başka.
Derler ki, tüm kuşlar, sultanlarını bulmak üzere toplanıp yola çıkmışlar bir gün...Yol uzun, yolculuk zorlu!"Aşk Denizi"nden geçerler önce..."Ayrılık Vadisi"nden uçarlar..."Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne saparlar...Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalar, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopar sürüden...Kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle...Yedinci Vadi "yokoluş"ta ise bütün kuşlar umutlarını yitiririr...Çoğu yok olur, heder olur.
Anka kuşu ise en önde, atılır da durur. İnadından.
Bu inat, bu istek onun rengarek tüylerini ateşin sıcak yüzü tanıştırır. Yanar kül olur Anka, bir anda…
İnadından..
Ya da hayata tutunmak arzusundan deyin siz isterseniz…
Ancak masal bu ya mucizeler var sonunda. Küller tüylere, tüyler Anka kuşuna dönüşür tekrar, yoktan varolur bir nevi Anka. Ya da daha da güzeli, kendi küllerinden doğra tekrar, tekrar ve tekrar aslında.
Hayat ve ölüm için bu kadar güzel metaforlar olabilir mi? Yanıp kül olmak, küllerinden tekrar doğmak.
Yok oluş ve yaradılışın bir araya gelmesi. Kendi ruhunun sönük ve ölü kalıntılarından yepyeni bir can doğurmak.
Acıyla içinden geçtiğin sürecin sonunda yeni bir hayata başlayabilmek.
Ateşin acısını yeni bir yaşamın umuduna dönüştürebilmek… Orada olup bunu görebilmek…
Coşmak umutlanmak hayata dair ve hayata ilişkin tüm acılardan bir anda bağımsızlaşmak…
Orada değildik ama ne fark eder…
Her gün,
On binlerce anka kuşu görmekte şu yaşlı dünya bilmezmisiniz!...
Onlardan biri de benim.
Yaşamın bana verdikleri, benden aldıkları
Ve benim kendi azmim ve gücüm.
Düşünüyorum kaç kere küllerimden doğdum? Hatırlıyorum artık acıda vermiyor, sadece kırık bir gülümseme, hafif bir yürek sızısı gerisi başarmanın mutluluğu.
Bir çok kereler yaralı yüreğimi umuda yatırdım ben, yüreğin duvarlarını öpen yeni bir kan dolaştı damarlarımda. İnsandan umudunu kesmeyen yeni bir ben döndü dünyaya.

Tıpkı içine doğduğum ülke gibi.
Son günlerde futbolda kendini gösteren ayakta kalmanın başka bir “varoluş isteği”, başarma, yeniden doğma…
Bir ülke düşünün 60 yılda 19 ekonomik krizle sarsılmış. 26 Yıldır İMF denetimi ve son 10 yılda kesintisiz İMF yönetimi içinde batağa saplanmış.. Üç askeri darbe yaşamış, siyaset dışarıdan belirlenir hale gelmişken…
Küllerden yeniden doğan Anka kuşu misali tüm yabancı basına “Türkler delirdi, Türk mücizesi, Geri dönüşlerin kralı Türkiye, Bu ne çılgınlık, Türkiye hiçbir zaman vaz geçmez” dedirtiyorsa eğer Bunun altında yatan yeniden var olma isteğini, yok olma kaygısını görmek gerekir.
Bir yanda aç insanlarımız
bir yanda işsiz gençlerimiz, esnaflarımız, çiftçilerimiz,
bir yanda yağmalanan, talan edilen Fırtına vadisi, Kaz dağları, Bergama Kozak yaylası, Marda, Biga yarımadası, dağlarımız, ovalarımız delik deşik.
Yok olan doğa ve insanlık…
Gelibolu’da 200 Hektar alanın kül olmasında İktidarın kadrolaşma adına yaptığı hatalı bürokrat atamalarının sebep olduğu söylentileri.
Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğüne atanan kişinin “Çanakkale’ye komünist bıldırcınları avlamaya geldim.” Diyen yapısının vicdani sorumluluğu.
Diğer tarafta “Sağlık haktır satılamaz “sloganlarını atarak yürüyen hükümetin sağlık politikalarını eleştiren hekimlerimiz.
Yeni Kamu İhale Yasası ile medyayı tamamen kendi güdümüne sokacak, girmeyenlere de yaşama şansı tanımayacak, yeni değişiklikler.
Ulusumuz, ülkemiz yangın yeri…
Artık sırası gelmedi mi küllerden yeniden var olmaya?
Hayatı tanımlayan hemen her alanda var olmaya, özgüvene…
Başarmaya, üretmeye, kendini “ulusal” olarak var etme isteğini doruklara tırmandırmaya…
İtilmek, kakılmak istemiyoruz, onurlu, başımız dik doğamızın ve toprağımızın bizim olması için her şeyi yapabileceğimizi göstermek istiyoruz.
Zaman
Ulus olabilmemizin tüm koşulları “kuruluş” ve “kurtuluş” sonrası yaratmışken, sonraki gelişmelerle ana parçalarından bir çoğunu kaybettiğimiz “ulus olabilme” özelliğimizi yeniden
Kazanabilme zamanı…
Alberto De Lacerda’nın dizeleri umut dolduruyor yüreğimi
“Güzellik bir başka geceye salar köklerini
Bir başka günde doğar yeniden”

Anka kuşu misali yeniden doğacağımız, doğacağınız günlerin umudunu hep yüreğinizin bir köşesinde saklı tutun. Düşçe kalın

Hiç yorum yok: