
Aşk bir oyun mu ?
Dün gece şair bir dostum bir hikaye anlattı.
Hikayesinde çocukken arkadaşlarıyla oynadığı ve büyük bir zevk aldığı bir oyundan bahsediyordu.
Hikayede mahallelerindeki eski, çok eski her tarafı parçalamış bir arabanın üstünde arkadaşı ile beraber bağırarak, diğer arkadaşlarını İstanbul’un semtlerine götürmek üzere çağırdıklarını, kendilerinin ve binenlerin de oralara gitmişçesine zevkle bu oyunu oynadıklarını anlatıyordu.
“Bizi geriden seyreden büyüklerimiz de şunlara bak derlerdi” diyordu…
Arkasından da “işte aşk böyle bir şeydir” dedi…
Hikayesinde çocukken arkadaşlarıyla oynadığı ve büyük bir zevk aldığı bir oyundan bahsediyordu.
Hikayede mahallelerindeki eski, çok eski her tarafı parçalamış bir arabanın üstünde arkadaşı ile beraber bağırarak, diğer arkadaşlarını İstanbul’un semtlerine götürmek üzere çağırdıklarını, kendilerinin ve binenlerin de oralara gitmişçesine zevkle bu oyunu oynadıklarını anlatıyordu.
“Bizi geriden seyreden büyüklerimiz de şunlara bak derlerdi” diyordu…
Arkasından da “işte aşk böyle bir şeydir” dedi…
...düşündüm bütün bir gece …
Gerçekten de aşk böyle bir şey miydi…
Aslında çok uzakta olduğunu, ve ulaşılamadığı kadar da güzel olduğunu bildiğimiz bir yerlere bir başkası tarafından götürülmek…
Yada bilmediğimiz ama adını duyduğumuz sadece “sandığımız” bir yere, bizi hiç de ulaştıramayacak bir şeyin üstüne binerek gittiğimizi “sanmamız mı”…
O zaman sadece aşk eğer bu sanılarda ise… Kişinin bilinçaltında ki, beynindeki deneyimlerden, bilgilerden de kişilerin hayalleri, umutları, düşünceleri çıkıyorsa aşk dediğimiz olgu kişinin donanımına, içselliğine, ruh yapısının derinliğine ve sanat algılıyışına göre değişmekte.
Köyde yaşayan ve hayalleri ancak evinin damıyla sınırlı bir kişinin yaşadığı aşkla, donanımlı bir şairinin aşkını yaşaması…büyük farklılıklar getirmekte aşk tanımına…
Ve ben bu gün herkese üzerine bindikleri bulutun tarihten gelmiş olsa da hayallerindeki yerleri gezdirecek olan büyük aşkının ve kendisinin içselliğinin çoook derinlerde olmasını temenni etmekte buluyorum çareyi…
Her ne kadar aşkta seçme şansının bir reçeteye bağlanılamadığını bilsemde….
“Gözü kenardaki böğürtlenlere takılıyor oğlanın. Daha nicesi yan dallarda, ışıl,ışıl bal, bal diri, diri bekleşmekteyken uzanıp yalnızca birini koparıyor ağzına atıyor.
Oğlan biliyor.
Önce ve sonraları bilemez.
Ama tam şu anda dünyanın
En nefis böğürtlenini yiyor. "
diyorum...
Gerçekten de aşk böyle bir şey miydi…
Aslında çok uzakta olduğunu, ve ulaşılamadığı kadar da güzel olduğunu bildiğimiz bir yerlere bir başkası tarafından götürülmek…
Yada bilmediğimiz ama adını duyduğumuz sadece “sandığımız” bir yere, bizi hiç de ulaştıramayacak bir şeyin üstüne binerek gittiğimizi “sanmamız mı”…
O zaman sadece aşk eğer bu sanılarda ise… Kişinin bilinçaltında ki, beynindeki deneyimlerden, bilgilerden de kişilerin hayalleri, umutları, düşünceleri çıkıyorsa aşk dediğimiz olgu kişinin donanımına, içselliğine, ruh yapısının derinliğine ve sanat algılıyışına göre değişmekte.
Köyde yaşayan ve hayalleri ancak evinin damıyla sınırlı bir kişinin yaşadığı aşkla, donanımlı bir şairinin aşkını yaşaması…büyük farklılıklar getirmekte aşk tanımına…
Ve ben bu gün herkese üzerine bindikleri bulutun tarihten gelmiş olsa da hayallerindeki yerleri gezdirecek olan büyük aşkının ve kendisinin içselliğinin çoook derinlerde olmasını temenni etmekte buluyorum çareyi…
Her ne kadar aşkta seçme şansının bir reçeteye bağlanılamadığını bilsemde….
“Gözü kenardaki böğürtlenlere takılıyor oğlanın. Daha nicesi yan dallarda, ışıl,ışıl bal, bal diri, diri bekleşmekteyken uzanıp yalnızca birini koparıyor ağzına atıyor.
Oğlan biliyor.
Önce ve sonraları bilemez.
Ama tam şu anda dünyanın
En nefis böğürtlenini yiyor. "
diyorum...
1 yorum:
ke�ke a�klar yaz�nda anlatt�n �ocuk oyunu gibi i�ten, ortak hayallere dayal� ve de imrendirici olarak ya�ansa..uf oldu�unda sevdi�in �p�verse de ge�se, aksine yaray� daha �ok kanataca�na!
Yorum Gönder