
Güneş ülkesi
“Öğle sonu güneşin de zaman uykuya dalmıştı sanki…”
Aklıma nereden geldiyse bu cümle geldi bugün. Camdan, güneş altında yanan sokağa bakarken…
Sonra cümlenin geçtiği kitabı hatırlamaya çalıştım. Ray Bradbury’nin Fahrenheit 45’indendi bu cümle…
Yeryüzünde cenneti bulabilme düşü değil mi … bütün hayatımızı cehenneme çeviren…
Ölçüler yitirilince, değer ölçüleri de aşınıyor doğal ki.
En az çalışan en çok ücreti alıyor, en çok çalışanların ise ücretleri donduruluyor.
Doğu’da Batı’da devletler dağılıp parçalanıyor. Savaşlar patlıyor, her yanda çıban gibi…
Ölüm kol gezer ortada, yaşama inat…
Milyonların Afrika’da açlıktan ölmesine göz yumanlar, ölenlerin çığlıkları duyulmasın diye gürültüye boğuyor ortalığı…
İktidar tutkusu insancıl tüm değerlerin yitirilmesine yol açıp, makro güzelliklerle ekonomiye bakanlar, sanata dürbünün tersinden bakıyor.
Büyük büyük adamlar seçim gezileri, iktisat kongreleri, sebze festivalleri, enflasyon, hisse senetleri, dolar üzerinden kira, dolar üzerinden iktidar hesapları yapıyor…
Sanatla ilişkiler kesilip, kana bulanıyor ortalık…Kan gölü yükseliyor hiç durmadan…
Evet, Yeryüzü cennetleri hayal eden insanoğlu ilk kez istikbalde karanlık bulutlar görmeye başlayalı ne kadar zaman oluyor dersiniz…
Tommaso Campınella’nın yazdığı Ütopyaların en ünlüsü sayılan eseri “Güneş ülkesi’ni” geçtiğimiz bin yılın ortalarında yazmış…
Aydınlık beyinli bu filozof insanlık tarihinin en karanlık çağına elçi tayin edilmiş adeta…
Kiliseye meydan okumaktan ve halkı ayaklanmaya kışkırtmak suçlarından mahkum edilen filazof ne af istemiş…ne insaf…
Sadece kalem ve kağıt…
Ve insanlığı yüzyıllar boyu aydınlatacak Güneş Ülkesini karanlığın en koyu derinliklerinde yazmış…
Ona göre bütün kötülüklerin ve haksızlıkların kaynağı, insanların bencilliği ve mülkiyet hırsı.
Kitabın son sözü “Mutlu bir altın çağ olduysa eskiden…
Niçin olmasın yeniden…”
Bu gün çağlar ötesinden kafamızı kaldırıp geçen zamanlardaki insanlara baktığımızda, kimimize karanlık bir gök kubbe görünüyor…
Kimimize rengarenk bir gökkuşağı…
Bunca zamandır ne yaparlarsa yapsınlar gökkuşağı hayallerimizi silemediler beyinlerimizden…
Özgür, adil, eşit bir hayat ideali umutlarımızda onlara rağmen hala yaşıyor… yaşayacak.
Yine böylesi bir günde sanata ve şiire sığınalım diyerek
Ünal Ersözlü’nün “Kendime Fısıltılar” şiirinden sizlere ve kendimize fısıldayalım.
“Öğle sonu güneşin de zaman uykuya dalmıştı sanki…”
Aklıma nereden geldiyse bu cümle geldi bugün. Camdan, güneş altında yanan sokağa bakarken…
Sonra cümlenin geçtiği kitabı hatırlamaya çalıştım. Ray Bradbury’nin Fahrenheit 45’indendi bu cümle…
Yeryüzünde cenneti bulabilme düşü değil mi … bütün hayatımızı cehenneme çeviren…
Ölçüler yitirilince, değer ölçüleri de aşınıyor doğal ki.
En az çalışan en çok ücreti alıyor, en çok çalışanların ise ücretleri donduruluyor.
Doğu’da Batı’da devletler dağılıp parçalanıyor. Savaşlar patlıyor, her yanda çıban gibi…
Ölüm kol gezer ortada, yaşama inat…
Milyonların Afrika’da açlıktan ölmesine göz yumanlar, ölenlerin çığlıkları duyulmasın diye gürültüye boğuyor ortalığı…
İktidar tutkusu insancıl tüm değerlerin yitirilmesine yol açıp, makro güzelliklerle ekonomiye bakanlar, sanata dürbünün tersinden bakıyor.
Büyük büyük adamlar seçim gezileri, iktisat kongreleri, sebze festivalleri, enflasyon, hisse senetleri, dolar üzerinden kira, dolar üzerinden iktidar hesapları yapıyor…
Sanatla ilişkiler kesilip, kana bulanıyor ortalık…Kan gölü yükseliyor hiç durmadan…
Evet, Yeryüzü cennetleri hayal eden insanoğlu ilk kez istikbalde karanlık bulutlar görmeye başlayalı ne kadar zaman oluyor dersiniz…
Tommaso Campınella’nın yazdığı Ütopyaların en ünlüsü sayılan eseri “Güneş ülkesi’ni” geçtiğimiz bin yılın ortalarında yazmış…
Aydınlık beyinli bu filozof insanlık tarihinin en karanlık çağına elçi tayin edilmiş adeta…
Kiliseye meydan okumaktan ve halkı ayaklanmaya kışkırtmak suçlarından mahkum edilen filazof ne af istemiş…ne insaf…
Sadece kalem ve kağıt…
Ve insanlığı yüzyıllar boyu aydınlatacak Güneş Ülkesini karanlığın en koyu derinliklerinde yazmış…
Ona göre bütün kötülüklerin ve haksızlıkların kaynağı, insanların bencilliği ve mülkiyet hırsı.
Kitabın son sözü “Mutlu bir altın çağ olduysa eskiden…
Niçin olmasın yeniden…”
Bu gün çağlar ötesinden kafamızı kaldırıp geçen zamanlardaki insanlara baktığımızda, kimimize karanlık bir gök kubbe görünüyor…
Kimimize rengarenk bir gökkuşağı…
Bunca zamandır ne yaparlarsa yapsınlar gökkuşağı hayallerimizi silemediler beyinlerimizden…
Özgür, adil, eşit bir hayat ideali umutlarımızda onlara rağmen hala yaşıyor… yaşayacak.
Yine böylesi bir günde sanata ve şiire sığınalım diyerek
Ünal Ersözlü’nün “Kendime Fısıltılar” şiirinden sizlere ve kendimize fısıldayalım.
“ Hep aynı şarkıyı mırıldanmak.
Aynı bulutları, aynı hissetmek
Hep kısacık sevişmek
Gibiydi ömrümüzün kuralları.
Zamanın kanayan ellerinde.
Büyük günahlar, yaşam yığınları,
Dalgalar bile boğulup ölürken,
Çaresiz sefil bir hayatı gördüm.
Sanki yabancılar mahallesinde yıldızlar
Ağlayarak akacaklardı gök kubbeden
Çocuksu sevinç,
Aşk tökezlemişti.
Yüzümü şiire döndüm…”
Aynı bulutları, aynı hissetmek
Hep kısacık sevişmek
Gibiydi ömrümüzün kuralları.
Zamanın kanayan ellerinde.
Büyük günahlar, yaşam yığınları,
Dalgalar bile boğulup ölürken,
Çaresiz sefil bir hayatı gördüm.
Sanki yabancılar mahallesinde yıldızlar
Ağlayarak akacaklardı gök kubbeden
Çocuksu sevinç,
Aşk tökezlemişti.
Yüzümü şiire döndüm…”
2 yorum:
Bak işte,Tommaso Campanella ve onun Güneş Ülkesi adlı kitabından söz açmışsın bu yazında.
Demek ki,insanlığın içinde bulunduğu durumu,her türlü baskıya inat,şöyle ya da böyle dile getiren,insanlığın gelişimine elinden geldiği kadar katkı sunan çok değerli yazarları,bilim adamlarını,şairleri,mücadele insanlarını tarih unutmaz.Unutturmazlar da..Senin yaptığın gibi.
Sevgi her daim..
BİR YERALTI NEHRİNİ BEKLERKEN
Bir saz kadar mutlu
Ve hüzünlü başlıyoruz bütün günlere
Ve bir türkü kadar sıcak
Biliyoruz ki dağların göğsünü saracak
Ve yerinden oynatacak olan şafak
Onuru ışık diliyle
Karanlıkta koruyanlarla başlayacak
Adnan YÜCEL
unutulmayacaklarını ve de unutturmuyacağımızı ben de biliyorum tabii ki beyrek...
sadece söylediğim onların böyle bir derdi olmadığı idi...
Adnan yücel'in şiiri ne kadar da güzel...
umut her daim bizle ola...
resim den kalma bir alışkanlık olsa gerek dostları renkle düşünürüm genelde... sana da beyazı yakıştırdım...
beyaz ve ışık seninle olsun...
Yorum Gönder