Blog Listem

15 Eylül 2008 Pazartesi


Adı Türkiye

“Günümüzde devletin mimarisi Pizza kulesi görünümü veriyorsa bunun temelinde Atatürk’ün mirascısı olduğunu söyleyen sahtekarlar bulunmaktadır” der Sunay Akın Ayçöreği ve Denizyıldızı kitabında.
Atatürk’ün miras olarak ne bıraktığını biliyor muyuz? işte yanıt;
“Ben manevi miras olarak, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum.
Benim manevi mirasım ilim ve akıldır…”
Demokrasiye karşı yapılan darbeleri yapanların Mustafa Kemal adına oluşturdukları “dogma”, “donmuş” ve ”kalıplaşmış” kurallar sisteminin bırakılan manevi miras olmadığı yukarıdaki sözlerde açıkça görülmekte.
Böylesi mirastan hiçbir devrimcinin rahatsız olmayacağı gibi, dine dayalı bir düzen kurmak isteyenlerin ve kalıplaşmanın çirkinliğinde olanların saklandıkları Atatürk’cülük paravanının arkasında duramamaları gerekir…
Cemal Süreyya “Kısa Türkiye Tarihi” adlı şiirde 12 Eylül ve sonrasını şöyle tanımlar.

1970’li yıllarda Atatürkiye
1980’li yıllarda Adıtürkiye

12 Eylül askeri darbesinin 28. yılında emekçiler alanlara çıkarak darbecilerin yargılanmasını istedi.
İzmir Gün doğdu meydanı yine tarihi günlerinden bir gününü yaşayarak Disk tarafından düzenlenen “Emek ve Demokrasi mitingine” ev sahipliği yaptı.
Mitingde bir araya gelen kitleler emperyalizmin 28 yıl önce sahneye koyduğu oyunun günümüzde de tekrarlandığını vurguladılar.
Sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi parti üyeleri, sanatçılar ve duyarlı yurttaşların katılımıyla gerçekleştirilen miting de, miting öncesi Cumhuriyet Meydanı ve Alsancak limanından Gündoğdu meydanına doğru yürüyüş yapıldı. Havanın sıcak olması bile vatandaşlarımızın ailesi ve çocuklarıyla katılmalarına engel değildi.
Yürekler hep birlikte aydınlık günler için çarpıyordu…
Aradan geçen 28 yıl hiçbir şeyi unutturamamıştı, unutturamazdı…
Çünkü 12 Eylül bitmedi. Antidemokratik anayasasıyla devam ediyor.
Devlet içine sinmiş çeteleriyle, hala darbeden medet umanların varlığı ile devam ediyor…
Aradan geçen 28 yıl hiçbir şeyi unutturmadı, unutturamaz, unutulmamalı…
Herkes şu anda çocuk olanlar, o zaman çocuk olanlar, büyükler bilmeli
“650 bin kişi gözaltına alındı. Gözetim altındakilerin tümü işkenceden geçirildi…
171 kişi işkencede yaşamını yitirdi. (Bu sayı İnsan Haklar Derneği’nin kesin kanıtları elde ettiği ölümlerle ilişkindir. Yoksa aynı dönemde gözaltında kuşkulu ölüm sayısı 400 civarındadır.)
Sıkıyönetim Askeri mahkemelerin de 210 bin dava açıldı, bu davaların71 bini TCK’nin 141 ve 142 maddelerinden;
14 bini 163. maddeden olmak üzere 85 bin kişi düşüncelerinden dolayı yargılandı.
Bu davalarda 6353 sanığın idamı istendi. İşkence ile alınan ifadeler, karar gerekçesi yapıldı.
517 insan ölüm cezasına çarptırıldı. İçlerinden 50’si idam edildi. İdam edilenlerin en genci 17 yaşındaki Erdal Eren’di
12 Eylül döneminde 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
348 bin kişiye pasaport tahdidi konuldu.
1402 sayılı yasayla sıkıyönetim komutanlarınca 14 bin 509 kamu görevlisi işlerinden atıldı.
Ayrıca 18 bin memur, 5 bin öğretmen, 2 bin yargıç ve savcı, 4 bin polis, 2 bin subay baskıyla istifaya zorlandı.
İşkence ve baskıdan kurtulmak için 30 bin kişi Türkiye’yi ter etti. Bunlardan 14 bini vatandaşlıktan atıldı.
Tüm ders kitaplarına “ Türk İslam sentezi” yerleştirildi. Şeriat örgütleri desteklendi.
Tüm demokratik kurumlar yok sayıldı.
Sizce bunları bu yurdumun insanlarına bu acıları yaşatanlar uykularında uyuyabiliyorlar mıdır?
Dünyanın hangi ülkesinde olsalar bunları yapanlar bir şekilde yargılanır ve cezalandırılırdı..
Ama ülkemizde tatil yörelerinde yaşıyorlar…
İnsanları kaybedenlerin yüzleri istenilen aydınlık ile ortaya çıkacaktır… Şu anki Karanlıkta “Devrimlerin bekçisiyiz” sözünün de payı vardır…
Unutmayın, devrim bekçilik yerine “süreklilik” bekler devrimcilerden!...
Rıfat Ilgaz’ın Aydın’mısın şiiriyle bitirelim

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yana
Korkuluk ol…

Unutmadığımız, unutamadıklarımızla birlikte
Darbesiz, işkencesiz, ölümsüz günlere kadar düşce kalın…
(Sayısal veriler Cumhuriyet gazetesinden alınmıştır.)

4 yorum:

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

"Kenan Paşaaa!
Onun sesi titrerken başka bir avukat başlıyor, başka bir idam sahnesine:
“Cellat boynuna ipi geçirmek için uğraşıyordu. ‘Bırak’ dedi, ‘Ben yaparım. Bir yerimi sakatlayacaksın yoksa’. Aldı yağlı urganı, kendi boynuna geçirdi. Sonra... 21 dakika sallandı ipin ucunda. Yanına gittim... Birkaç dakika önce saçını okşadığım çocuğun... Saçlarını okşadım.”
28 yıl önce ölmüş bir çocuk için, bütün çocuklar için, 28 yıl önce teker teker ellerinden alınmış arkadaşları için, kum gibi akıp giden insanlar için, anlatanların sesi titriyor. 15 dakikalık film bitiyor ve ta içimden şunları demek geliyor:
Kenan Paşaaa! Kenan Paşaaa!
Bugün 21 dakikalığına öl. Öl. 21 dakika öl ve geri gel, yeniden ve yeniden öl sonra, yeniden ölmek için yeniden diril. Kaç çocuğu katlettiysen o kadar kere, hepsi için öl sen bugün. Kenan efendiiii! Bugün 12 Eylül; bu memleket seni en derin ve en taze intikam hisleriyle selamlar! Bir gün çıkacağın sanık kürsüsünde salya sümük ağlarken korkudan yerlerde süründüğünü görmek dileğiyle...
Ve bunu ne kadar kalpten söylediğimi anlatamam Kenan Paşa!"

Ece ablanın 12 Eylül günü yazısından bir bölüm kymak istedim...Çünkü yorum yazmak kanıma donkunuyor...Bu katiller yaşadıkça...

Adsız dedi ki...

Antik Yunan, Antik Yunan, Avrupa deyince ağızlarının kenarından pis sevinç salyaları akıtanlar, kendi tarihlerine gelince tepe taklak oluyorlar.

Bu süreç şimdi Araplar hayranlığıyla devam ediyor, söyleyecek fazla birşey yok.. Kenan Evren'in torunları ve Kral Abdullah'ın ve Yasin El-Kadının hayranları görev başında,DURMAK YOK YOL'MAYA DEVAM!

Bu saltanat yıkılacak, bu abluka dağıtılacak!

Adsız dedi ki...

Not: Üstte iki kere "antik yunan" yazılmış, siz onu "Roma İmparatorluğu" diye okuyun:)

AKP'ye muhalefet caizdir:))

nehiro dedi ki...

teşekkürler yalnızlık okulu Ece Temelkuran'ın çok güzel çok duygusal bir yazısıydı koyduğun tekrar teşekkürler...


yeraltından notlar AKP'ye muhalefet caizdir diyorsun doğru söze ne denir...;))