Blog Listem

14 Ekim 2008 Salı

tarih bilinci


Yaşamla çoğalan avlu...

Bu gün Birgi’de tarihle baş başayım.
Bir tepeden Birgi’yi seyrediyorum…
Düşünmek ateşe benziyor
Ateş, yani düşünce esen rüzgarla alevleniyor…
Toplum olarak düşünmeyi seviyormuyuz?
Hayır!...
Okumayı ve öğrenmeyi?
Hayır!...
Düşünmeyen bir toplum, kültürel zenginliklerinin önemini bilebilir mi?
Yazın son, geç gelen baharın renklerinin belirginleştiği günlerdeyiz artık…
Ağaçların kuşattığı, tarihi taş evlerin, renk, renk uçurtmalarımla bana doğru geldiği bir rüya sanki…
Parke taşların arasından başını kaldırmış otlara bakıyorum…
Mağrur, mağrur bakıyor Birgi sokaklarına tarihten fışkırmışçasına…
okumayı, bilmeyi, farkındalıkla bütünleştirmek…
Güneş batıyor. Seyretmek ve düş kurmak…
Oturup yazılmamış şiirleri, öyküleri, romanları yazmak.
Esen rüzgar karşı evin camından sarkan begonya oluyor bazen bir dünya, bazen delik deşik edilmiş bir beden.
Bazen Afrika kokan bir yoksulluk…
Savaş ve Barış
Demokrasi ve özgürlük
Taş döşenmiş yollar, batan güneşin altında kıpkızıl bir konak…
Mavi kanatlı bir kuş konan yüreğimin dışında durgun bir hava…

Günün yorgunluğu ve düşünceleriyle yüklü beynim,
Uzun, uzun düşünüyor doğruları ve yanlışları…

Birgi’nin böyle bir fırsatı iyi değerlendirip ulusal medyada hak ettiği yeri ve ilgiyi bulacağını ummuşken, bakıyorum ulusal medyanın İzmir’deki profosyanel temsilcileri ve ajans temsilcileri yok, yerel ajans temsilcileri haberlerini göndermelerine rağmen kısaltılmış küçük haberlerle geçiştir iliyor.
Davetiyede ki hazırlama komitesindeki İzmir Büyükşehir belediyesinden ve Selçuk Belediyesinden temsilci yok…

Çekül Vakfı Başkanı Prof. Dr Metin Sözen hocanın panelde söyledikleri uçuşuyor kulaklarımda…
“Bir gün önce Doğu’da Kars’ın tepelerindeydik. Oradan Konya’nın ovalarına indik. Şimdi buradayız. Buraya kimse zorla getiremedi bizi. İsteyerek geldik…”
Evet kimse zorla getirmemişti kendileri severek isteyerek gelmişlerdi. Batının bağrındaydılar işte…
Bu uzun bir yürüyüştü onlar için kimlik ve kültür yürüyüşü…
Yol sağlama alınmalıydı…
Uykudan uyanma, yorgunluğu atma, birliktelikle olacaktı…
Kendini kültürel zenginliklerinin farkında olmayanlara onlara anlatmaya, onları fark ettirmeye adamış bir avuç insan…

Evet Birgi’deyiz. Aydınoğlulları beyliğinin kuruluşunun 700. kuruluş yılı etkinliklerinde…
Ev sahibi Birgi Belediyesi…
Birgi küçük 5-6 bin nüfuslu…Ama tarihi değeri büyük…
Belediye başkanı elinden geleni yapıyor… Her yerde olmaya çalışıyor…Hem planlayan,hem konuşan, hem eylem yapan kendisi…
Ama organizasyonda maddi olanaksızlıkların yarattığı eksikliklerin yanı sıra insan eksikliği var.
Böyle bir organizasyonu yüklenecek profesyonel birim eksikliği ön planda…
Birgi gibi bir kentte çok acil olarak hani son zamanlarda çok moda olan “ Çok amaçlı salon gerekiyor”
Böylesi sit alanı, tarih deryası bir yerde öncelik tanınarak yapılmaması ne acı…
Bir başka noktada Birgi’lilerin kendilerinin az katılımı…

Birgi’liler den ilgi gösterip gelenler yine kadınlarımız… Kadınlarımız her yerde…
Kurtuluş savaşında sırtlarında toplarla, mermilerle…Anadolu da gönülleri, kalpleriyle ilmek, ilmek ördükleri güzelim kültür mirasları halı ve kilimlerle…
Ve işte şimdi burada o güzel beyaz yemenileriyle…
Birgi’liler kendi değerlerine sahip çıkmazlarsa dışarıdan sahip çıkmaya çalışanlar ne kadar başarılı olur.

Ekonominin tepe taklak gittiği ve gideceği, çiftçinin, üreticinin üretemez hale geldiği günümüzde turizmin özellikle yükselen değer olan kültür ve doğa turizminin değeri anlatılmalı… onlara…
Etkinliklerin diğer ayakları olan Ödemiş ve Tire gezileri ise oraların tanıtımı ile ilgili tamamen.
Buralarda ki etkinliklerde Birgi’de ki konudan çıkılıp Tire ve Ödemiş’in tanıtımına doğru bir geçiş yaşanıyor. Sanırım bu fırsatı en iyi değerlendiren taraflardan dılar…

Uzun, uzun düşünsek, doğruları ve yanlışları bir, bir kefeye koysak…
Hep birlikte haykırsak bir ormanda sesimizi insanlığa duyursak…

Son gölgelerinde nasıl yaşıyoruz yazı…
Umutsuz ve kaygılı…
Bir yüreğin dünya üzerinde dolaştığını düşünün…
Öfkenin çoğalması umut olur kimi zamanlar
Gördüklerimiz, bildiklerimiz, yaşadıklarımız yazıya döküldüğünde rahatlarız…
Yapraktaki ve ottaki ateş, güneşin tırnakla yırttığı son mutlu pencere yaşamla çoğalan bir avluya bakar…
Ve söz biter o anda!...
Herkes susar!...



5 yorum:

Adsız dedi ki...

Sanırım köşe yazınız, anlaşıldığı kadarıyla yayınlamışta… (Yanılıyorsam lütfen düzelttin sevgili Nehiro?) Paylaşmışsınız sonuçta gördüklerinizi sunmuşsunuz. Farklı bir yazı, bloğunuzda. İncinmişlik mi, izleri kalmış bir imge mi? Kim bilir? Ama yine de ne güzel! Yeni yer adları öğreniyoruz… İşte: BİRGİ!

Durduğumuz – yaşadığımız yerleri bilmiyoruz ne güzel değil mi? Birileri bizim yerimize sorunlarımızı dillendiriyor, ne kadar doğru değil mi?

Bir kavgadır aslında sürüp giden. Hiç kavgalar unutulur mu? Devşirilenler, dönekleştirilenler? Yok, sayılan beldeler?
Zararı yokken yok edilenler?

Hiç kardeş selamı almış mı yanı başımızda ki “ilmi siyaset” yapan siyasetçi…

Hiç hayatı ihlal etmiş mi? Ya da denemiş mi?

Hayatında kaç tane kendi görüşü dışında kendi karşıtının kitabını okumuş şu insan?

Kaç çapraz doğru bir doğruya çıkıyor şu hayatta?

Kaç mutlak doğru evrenselliğe çıkıyor?

Kaç kişi yorumlamış onların sevgilerini?

Kaç kişi yorumsuz bırakmış?

Kaç kişi çelişkilerini kuru yaprakları toplar gibi toplamış sonbaharlarda?

Kaç kişi düşünmüş leylekleri?

İşte böylesi bir dünya böylesi bir ülke…

Kaç soru işareti var hayatlarımızda?

Kendi bütünlerini ret eden kaç coğrafya var Nehiro???.

nehiro dedi ki...

evet bu hafta yayınlanan köşe yazımdı yanılmadınız... haklısınız blog için biraz farklı ama bu blogu ilk açışım bu amaç için di... yine bu amaca da hizmet etmesini istediğim için mutlaka yayınlıyorum köşe yazılarımı da...
Biraz da yerel gazetecilik yaptığımızdan bölgemizdeki tüm ilçe belde ve köyleri geziyorum...
Ayrıca gezmeyi ve oradaki yaşamları, sorunları, dertleri paylaşmayı da çok seviyorum...
Biraz da onların sesi olmayı tabii...
Beğendiğinize sevindim...
Gazetedeki köşe yazılarımda farklı bir dilde değiniyorum sorunlara...Böylelikle biraz daha çok kişinin okumasını sağlayıp, biraz daha fazla mesaj vermek istiyorum...
İncinmişlik var tabii...
orası adına, oradaki insanlar adına, yurdum adına, tarih adına duyarlılık gösteren insanın incinmemesi mümkün mü...
Yalnız incinmişliklerimi ve farkındalıklarımı biraz daha sert bir dili yerine, biraz daha duygusal bir dille anlatma yolunu seçiyorum işte...
yeni yerler keşke hergün yeni bir yerler öğrenebilsek...
Ama Birgi inan çok güzel bir yer, bozulmamış, tarih kokan, saf bir ege kenti...
hoş tanınsın istiyorum ama bir yandan da korkuyorum...
orayı da çok tanırlarsa bir bodrum örneğine çevirirler diye...
Şiirsel anlatımın harika... teşekkürler şair yanın hemen ortaya çıkıyor...
"Kendi bütünlerini ter eden kaç coğrafya var hayatta..." haklısın
ama insanlar kendilerini, doğayı, ağacı, uçan kuşu, gökyüzünün mavisini, kendi insanlarının kırışmış yüzlerini, kirli ellerini sevmeyi öğrenmediği müddetçe, leylekleri düşünmediği, sonbahar yapraklarını toplayıp evinin baş köşesine dökmediği müddetçe kendi coğrafyasıyla barışık yaşayamayacaktır diye düşünüyorum...

katkın için teşekkürler....
sevgiler ve sonbahar yaprakları seninle olsun

kırlangıç dedi ki...

Yorumlarım gelmiyor galiba.

kırlangıç dedi ki...

arkadaş eklemeleri falan nasıl oluyor burada? Öğrettiler ama unuttum.
Birde hangi gazetede yazıyorsunuz?

nehiro dedi ki...

Hayır yorumlarınız gelmiyor...
Sanırım benim yorumlarım da size gelmiyor çünkü blogunuza gidip bıraktığım yorumlar çıkmadı...
Sanırım bir şeyleri eksik yapmışınız...
Tekrar bir gözden geçirirseniz iyi olur...
okuduğunuz blogları eklemeleri yerleşimden yapacaksınız...
yerleşime gider ve blog listeme girerseniz oraya istediğiniz blogun adreslerini girebilirsiniz...
Son yazınız epey önceydi arada bakıyorum ama eklenmiş yazı görmeyince geri dönüyorum...