
ANLAŞILMAK
"Artık anlaşılacak bir şey kalmadığında, her şey anlaşılır."der Umberto Eco
Peki hiç bir şey anlaşılmamışsa? Ya da yalnızca anlaşıldığı sanılmışsa?
Yaşamın sonlarına doğru, " Kendini öldürmeye kalkmış ama suyun çok soğuk olduğunu ayırımsıyınca, var gücüyle yeniden kıyıya dönmeye çalışan birisi gibiyim"
Her zaman anlaşılacak, anlaşılmayı bekleyen bir şey vardır.
Sarı renginin etkisi
Kırmızı- yeşil karşıtlığı
gözlerdeki kahverenginin parıltısı
Ya da yıldızların, parlaklığını aldığı,
Güneşin erişilmezliği...
Önemli olan herşeyin anlaşılır olması değil, görülenin, algılanın, sezilenin, düşlenenin içimizde yaşıyor olmasıdır.
Kendinden yola çıkan, kendi özel durumundan, ve böyle genellemelerde bulunan bir kişi, bir yazar, bir şair değilde bir ressamsa eğer, onun resimlerine, yazdıklarını okuduktan sonra bakmakta yarar vardır...
Resim : Nihal Umutlu
4 yorum:
ah suskun
ah göğün mavi duvağı
görüyorsun ne fırtınalar atlatıyoruz şu küçük gemide de
bulamıyoruz bir türlü bizi terkedip giden denizleri yerli yerinde.
kırmızıya öykünüyor yine de her ölüm beklerken...
Umberto Eco’nun bu sözü,bana artık iş işten geçtiğinde aklın başa geldiği halleri anımsatıyor.Ama iş bu noktaya gelene kadar,
ne yapılır ne edilir bir türlü anlam da veremem.Hoş,durumlardan,yaşananlardan ne kadar vazife çıkardığımız da şüpheli ya.
İki cümlenle ilgili bir iki saptama yaparak kendi düşüncelerimi derli toplu aktarmaya çalışayım:
1.
Peki hiç bir şey anlaşılmamışsa? Ya da yalnızca anlaşıldığı sanılmışsa?
Nihal,bir hayli yaşlı dünyamız,belki de bilhassa yaşadığımız şu son yüz yıl kadar acılar,sığlıklar,karamboller,ketumluklar görmemiştir.Teknoloji ve bilgi hiç olmadığı kadar gelişme gösterirken,insanlık daha rahat bir yaşamın özlemini duyarken daha çetin mücadelelere tanık oldu,tanık olmakla kalmayıp bu meşakkatli süreci bizzat yaşadı.Aslında bu süreç yüz yıllardır kesintisizce sürüyordu.Fakat yaşadığımız yüz yıl bir dönüm noktasıdır bu haliyle kim bilir.Kapitalizmin kar hırsı ve emek sömürüsü,sağlıklı zihinleri dumura uğratarak onları makinalaştırdı adeta.Devasa kitle iletişim araçları,gerçekliği eğip bükmede lokomotif işlevi gördü. Bu süreçte hiç kuşkusuz ki,sistemin ideolog,yazar ve çizer güruhu da hizmette sınır tanımadı.Sistemin uşakları,kültür ve sanattaki açılımıyla postmodernizmi işe koştular.”Anlaşılmazlığı”,adeta anlaşılırlık ve anlamlılık adına zihinlerimize aymazca pompaladılar.Oysaki mızrak çuvala sığmazdı.Gerçeği halktan,kamudan saklamak,hiç kimsenin harcı değil. Bu yönlü hareket edenlerin kısa sürede ipliği pazara çıkarıldı desem yeridir.(Yazar-çizerlerin anlaşılırlığı-anlaşılmazlığına dair, okuduğum ve oldukça önemli olduğuna inandığım bir kitapla ilgili tanıtım yazısı kaleme alacağım ilerde..)
Aslolan,kendimizi karşıdakine açık ve sade bir biçimde;sanatsal üretimde de anlamaya yardımcı olacak ipuçlarını eserin içinde barındıran bir tarzda anlatabilmektir.Çünkü,ifadelerdeki açıklık,düşüncelerdeki berraklığın bir yansımasıdır.Düşünce ne kadar net ve dolambaçsız olursa,söze dökülmesi de o oranda net olur.Kendimizi kastığımız yahut yapmacık olduğumuz nispette de zevksiz ucubeler ortaya çıkar.
2.
Önemli olan herşeyin anlaşılır olması değil, görülenin, algılanın, sezilenin, düşlenenin içimizde yaşıyor olmasıdır.
Sevgili Nihal,oldukça kesif bilgi dezenformasyonu ve dil kirliliği yaşadığımız şu süreçte,’sanmak’larımızın denizinde umarsızca çırpınıp dururken,“anlamak” hayati önemde bence.Bu noktada ise salt benim anlamam önemli değil.Karşılıklı olarak birbirimizi anladığımız müddetçe, “dile getirilenlerin” bir kıymeti harbiyesi vardır.Pekala paylaşılanın da bu noktada paylaşım değeri ortaya çıkmaz mı?
Öte yandan,görülen ve algılananın,içimizde yaşıyor olması için bizim açımızdan anlamlı yani anlaşılır olması gerekmez mi acaba?Çünkü içimizde yaşıyorsa,vazgeçilmez bir parçamız olmuşsa,benliğimizi sarıp sarmalamışsa bizim için değerli ve anlamlı değil midir?Söylediklerine naçizane,bu açıdan yaklaşıyorum.
Sevgi her daim..
Sevgili Murat ilk önce hoşgeldin...
uzun süredir seni sayfamızda ağırlayamamıştık...
Daha sonra anlaşılmak konusuna gelince murat senin yönünden bakınca sana hak veriyorum... Ama kendi yönümden bakınca da kendime hak veriyorum...
Umberto Eco'nun sözü BANA İŞİN İŞTEN GEÇTİĞİNİ DEĞİL DE, daha çok çok süslü,abartılı çok anlatılmaya çalışılmış şeylerin değilde çok basitçe indirgendiğinde bazen bir tek kelimede bazen tek bir renkte anlaşılacağını anlatıyor.
Ki bu benim sanat anlayışıma yerleşmiş bir düşüncedir her zaman dışa vurumlarımı abartıdan kaçarak vermeye çalışırım.
"...Anlaşılmazlığı”,adeta anlaşılırlık ve anlamlılık adına zihinlerimize aymazca pompaladılar..." bundan yana değilim ve hiç bir zaman da olmadım...Yani özellikle anlaşılmaz olmak için bir şey yapmaktan yana hiiç değilim.
ama benim yaptıklarım anlaşılmıyorsa onu da değiştirmekten yana değilim . Ben ağacın rengini onun gibi yeşil görmeyebilirim... bunun kaygısını da taşıyarak resim yaparsam o zaman bence asıl kasma o olur...
Ve ben yazının sonunda özellikle senin bu endişelerine bir cevap gibi "Kendinden yola çıkan, kendi özel durumundan, ve böyle genellemelerde bulunan bir kişi, bir yazar, bir şair değilde bir ressamsa eğer, onun resimlerine, yazdıklarını okuduktan sonra bakmakta yarar vardır..." cümlelerini ekledim...Biraz daha fazla anlaşılabilmek adına...
Paylaşımlar ise o kadar çeşirlidir ki bazen cümlelerle paylaşırsın, bazen bir renkle, bazen bir kokuyla, bazense bir müziğin melodisiyle... ikiş insanın karşılıklı oturarak hiç konuşmadan bile paylaşabileceği bir çok şey vardır bence...sezgilerin ve düşlerin paylaşılabilmesi gibi...Ve bunların içimizde yaşıyor olması, diğer içlerinde bunları yaşatıyor olanlarla büyük paydalar sağlamaktadır her zaman...
sevgiler sana...ve de teşekkürler.
sevgili ateşin sesi eminim bu şiiri de yine benim sayfaya gelince ve yazımı okuyunca yazmışsındır...
teşekkürler...Şair olmak böyle bir şey heralde tekrar teşekkürler...
Sanırım her yorumundaki şiir o anda çıkmakta ve yazılmakta çok müthiş bir şey tekrar teşekkürler...
sevgiler...
Yorum Gönder