Blog Listem

27 Mart 2009 Cuma

umut





UMUT BİN YAPRAKLI BİR ÇİÇEKTİR.


Uğru Hüküm'ün satırları aklımda...
“Umut bin yapraklı bir çiçektir.
birileriş, onun yapraklarını hoyratça yolabilir veya doğa onlara kendince dökebilir.
Ama o betonda bile biter.
Taşı yarar, ışığa ulaşır.
Mevsimi yoktur her daim açar.
Meyveleri günün birinde birilerine kısmet olur mu ?”


Bilemem!...
Rüyasını yaşatmak bile bize yeter….


“Dayan ülkem” demekten nefesimiz tükeniyor o yüzden yağmurlu caddelerin parıltısı gözlerimizi ışıtsa da, beynimiz sellerin ağıdını yakıyor.
Çünkü gözlüksüz görüyoruz, çıplağını insanların.
Ve giysilerimizden utanıyoruz…


Sakın sadece yaşadığımızı zannediyor olmayalım. Belki bir makine beynimize gerekli sinyalleri gönderiyor bizde yürüdüğümüzü konuştuğumuzu, aşık olduğumuzu, düşünüyoruzdur.


Hatta bir makine size bu satırları okuduğunuzu düşünüyordur. Tabii bana da bu satırları yazdığımı…
Yan yana sıralanmış kavanozdaki beyinler olduğumuz düşüncesini bir yana bırakıp dış dünya hakkındaki bilgilerimiz nasıl ediniriz düşünelim.
Bilimin bütün dallarında modellerden yararlanılır. Sadece doğa bilimlerinde değil sosyal bilimlerde de.


Modeller bizim gördüklerimiz, gerçekleri görmemize yarayan, bulanıklıkları netleştiren, ama her gözlük gibi gösterdiğini biraz bozan büyüten, küçülten. Yakına neyle bakacağını bildikten sonra sorun yok.
“Güneşe gözlüksüz bakmaya cesaret edebildikten sonra hiç sorun yok” der Ali Göçmen bir yazısında.
Alfred Adler Aklın Temel prensibinin hareket yönünün kestirilmesi olduğunu söyler ve bir bitkiyi örnek verir.

“Bitkilerde bir şekilde bir akıl bulunduğu ortaya çıkarsa, bunun çok şaşırtıcı olacağını” söyler.
Olacaklar üzerine akıl yürütebilen bir bitki ne düşünecektir?
“İşte buraya doğru geliyor. Bir dakika sonra üstüme basacak ve ayaklarının altında öleceğim.”


Böyle bir akla ne gerek var.
Kavanozdaki beyinler olmak istemiyorsak bu gerçeği görmenin harekete davet anlamına geldiğinizi bilelim.
Acaba bizi de bitkisel hayata mı soktular?
Her seçim öncesi aynı kişileri ve aynı vaatleri izleyen, insanların bunları hangi akıl ve düşünceyle bıkmadan, tekrar izleyebildiklerine ve inanabildiklerine şaşırıyorum…
İnsanlarda bitkiler gibi akıl yürütemez hale geldiler.
Kendi üzerlerine gelen tehlikeleri bitkiler gibi görüp hissedemiyorlar. Ve televizyonlar karşısından ayrılıp sokağa çıktıklarında yaşamın gerçekleri ve acımasızlıklarıyla karşılaştıklarında, hiçbir tepki gösteremiyorlar, ya sürekli birbirlerine durumlarından şikâyet eden, ya da kaderlerine şükreden insanlar haline geliyorlar.


Ve ben insanlar olarak hiç olmazsa şu son günlerde biraz düşünmeye vakit ayırarak geleceğinizi… Hatta kendinizi düşünmüyorsanız çocuklarınızın geleceğini düşünerek her bireyin biraz silkinmesini ve kavanozdaki beyin olmaktan kurtulmasını istiyorum…

2 yorum:

tutsak dedi ki...

Sevgili Nehiro çok haklısınız bütün yazdıklarınızda ama bir çözüm önerin lütfen kökünden bütün bunları değiştirebilecek, beyni yıkanmış insanların bir anda gerçeği görmesini sağlayacak bir yöntem söyleyin, diyelim ki bunu başardınız; dünya ile kendi maddi çıkarları doğrultusunda diledikleri gibi oynayan para babalarının değil sadece bizi A.B.D yi dahi istedikleri gibi ellerinde oynatmalarını önleyecek bir öneri getirin bütün bunların hepsine kapısını kapatacak ben kendi kendime yeterim diyebilecek ülkemi yeni işgal yöntmlerinden ben kurtarırım diyebilecek Yeni bir ATATÜRK önerin bana değil beynimi kavanozdan çıkarmak Canımı bile veririm.
SEVGİLERİMLE

MAVİ UMUT dedi ki...

Kaç gündür bu kelimeyi kullanıyorum herkese bende..silkinmek..
Artık çok geç olmadan herşeyin farkında olmalıyız, olmalı herkes.
Müthiş bir sindirilmişlik var insanlarda, ve yorgunluk. Sadece huzur deyip herşeyi sallamak moda oldu..bunu herkes istiyor fakat oturmakla olmuyorki bu. Herşey ne kadar sığlaştı, dünya ne tuhaf hale geldi böyle. Yıllardır aynı saçmalıkları dinliyoruz. Çocuklarımız yeni nesiller için birşeyler yapmalı..ama kimlerle, nasıl.. Varım.Parmağım değil taşın kayanın altında...