MAVİ KUŞ
Bu sabah çok erken kalktım, hani daha uykunun en güzel saatlerinin sizi kollarına aldığı, hiç göz kapaklarınızı kaldırmak istemediğiniz saatlerde…
Camdan dışarı baktığımda, sokaktaki ağaçlar, otlar coşkuyla selamladılar uyku mahmurluğumu.
Kıskançlık damlattılar içime, onlar gibi dallarım olsun istedim bir an.
Yüreğimdeki mavi kuş şarkı söylemeğe başladı…
Evet, İnsanın yüreğindeki kuş umut olabilir, aşk, mutluluk, sevinç olabilir. İnanç, düşünce, barış olabilir, bir dürtü, bir değişimin müjdecisi de olabilir… Yeter ki ölmesin, canlı tutulabilsin… İşte pencereden izlediklerim yüreğimdeki mavi kuşu yeniden canlandırdı…
Kimi düşler, zamansız mevsimler içinde sevdanın yerini alır.
Duygular insan yüreğinin kıvrımlarında anlamsız yakarışların soluğuyla hareketlenir.
Nisan baharın müjdecisidir.
Nisan bir şarkıdır.
Nisan bir kavgadır,
Yağmurla güneşin kavgası
Nisan tutkudur.
Nisan heyecan, hüzün ve mutluluktur.
Yüzlerini güneşe döndüren çiçekleri, büyük bir yarışla patlayan tomurcukları, neredeyse boşlukta kalan uçurum kıyıları bir izdüşümünü yaratır doğaya.
Biraz bahar coşkusundan bahsedeyim dedim yazımın başında.
Bahar gelmek için kimseden izin istemez ne de olsa.
Çünkü biliyordum ki uzun çizgilerin, sonundaki noktalardır mutluluk ve bir andır. Gelip geçici…
Uzun çizgileri bir nokta koymak için yaşar, koyar ve tekrar çizgilere dönersiniz…
Olsun, biz gene yaratmaya, resmetmeye, şiir okumaya devam edelim.
Çünkü hem bir yolun sonundayız, hem de yeni bir yolun başlangıcında. Ama, belki hiçbir zaman bu yeni yolu kavrayamayacaktır; hiç kimse, hep o eski yol sürüp gidecektir.
Ama bu olası mı?
Hayır değil. Yoksa sanat olmazdı. Yalnız sanat değil bilimde olmazdı.
Karanlığın içinde ışığı arayandır sanatçı.
Yaşamın içindeki gerçeği bulup çıkarandır.
Gözler önüne serendir.
“Sanat var olmasaydı” diyor Bernard Shaw, “Gerçeğin kabalığı, katlanılmaz kılardı dünyayı…”
Gerçeğin kalabalığı hoyratlığı, acımasızlığı… Gerçeğin şiddeti… Gerçeğin yozluğu… Gerçek olmayanın gerçek gibi gösterilmesi, yalanın gerçek yerine konması… Doğrudur, katlanılmaz kılardı dünyayı!
Örneğin, Van-Gogh’da dünyaya bakan ve gören, resminde bu gördüğü algıladığı dünyadan yola çıkarak yepyeni, özgün, kişisel bir dünya yaratan sanatçılardandır.
Tüm büyük ressamlar gibi.
Ölümü değil, yaşamı arıyordur.
Mutsuzluğu değil, mutluluğu arıyordur.
“Plastik sanatlar, hiçbir zaman dünyayı görmekten doğmaz, dünyayı yapmaktan doğar.” Der Malraux…
Yaşanılası dünyaları biz kendimiz yaratacağız…
Bu yaratımda cesaret ise umutsuzluğun; düşler ise olumsuzluğun karşıtı olacaktır her zaman…
Hepimize onurlu bir yaşam öyküsü.
Umutla umutsuzluk…
Yaşamla hüzün…
Akan bir ırmak gibi…
Ve bir de kendimizden!
“Neyi arıyorsan sen, O’sundur” der Mevlana...
“Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık...”
Aradığımız hep güzellikler olsun, doğruluk ve dürüstlükle birlikte...
Görsel: Volkan Kemal
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder