
BİR DİP DAHA
“…dibe vurduğunu sanıp, bir dip daha olduğunu keşfedebiliyordu insan…”
Bukowsk’nin - sıradan delilik öyküleri adlı kitabından bir alıntıyla başladım bu hafta…
Bu alıntı da geçenlerde okuduğum kısacık bir öyküyü hatırlattı bu bahar gününde bana…
Hemen konuya girdin diyeceksiniz…
2 haftadır sizlere güzel bahar günlerinden, düşlerden, tabiattan bahsedip kendimce bir tatil yaptım…
Tatil bitti…
Yoğun gündeme bir öyküyle başlayalım…
1957 yılında Amerika'nın güneyine araştırma yapmak üzere üs kuran Nasa 'yı bir gün küçük bir Kızılderili çocuk fark eder ve koşa koşa epeyce uzakta bulunan kamplarına gidip
Büyükbabasına haber verir.
—Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş, aşağıdaki vadide gördüm... Çok kalabalıklar ve bir şeyler yapıyorlar.
Yaşlı Kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce sinirlenmiştir.
—Onlarla konuştun mu?
—Hayır, beni görmediler. Ben büyük tepenin üzerinden onları izledim.
—O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor.
Küçük Kızılderili ertesi sabah yola koyulur. Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin
Yanına gidip;
—Burada ne yapıyorsunuz? Diye sorar
Beyaz adamlardan birkaçı küçük Kızılderililin basını okşarlar, ona gülümserler ve
—Hani geceleri gökyüzünde parlayan bir şey var ya, biz buradan onu seyrediyoruz.
—Ay’ımı? Peki, ama neden?
Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine gülümseyerek yanıtlarlar.
—İleride... Çok yıllar sonra buradan oraya insanları götürebilmek ve orada yeni bir hayat
Kurabilmek için... Anladın mı?
Küçük Kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak
"Anladım" der ve koşa koşa uzaklaşır.
Hemen büyükbabasının yanına gider ve kendisine söylenenleri bir bir anlatır. Yaşlı Kızılderili torununun anlattıklarına sinirlenir, bağırıp çağırmaya başlar.
Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır, hayvan derisi üzerine kızgın bir çubukla ve
kendi lisanınca yazdığı notu torununa uzatarak der ki;
—Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki;
" Bunu büyükbabam gönderdi... Oraya, yani ay a gittiğinizde bunu oradakilere verecekmişsiniz"
Küçük Kızılderili kendisine söyleneni aynen yapar. Büyükbabasının söylediklerini de iletir ve yine koşar adım uzaklaşır.
Üs çalışanları, belli bölümleri yakılmış deri parçasına bakıp, bakıp saatlerce gülerler.
Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, yaşlı Kızıl derilinin o notla, sözde ayda yaşayanlara nasıl bir mesaj iletmek istediğini merak etmeye başlarlar ve bir tercüman çağırmaya karar verirler.
Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve merakla beklemeye başlarlar. Bu arada gülüşmeler hala ara ara devam etmektedir. Tercüman deri parçasını eline alır, okur ve
Ağlamaya başlar…
Herkes şaşkındır, gülüşmeler yerini iyiden iyiye meraka bırakmıştır.
Tercüman yaşlı gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki;
—Not aynen şöyle;
"Bu adamlara dikkat edin, elinizden topraklarınızı almaya geliyorlar!"
Evet, kuzu kılığına girmiş kurtlardan korkmak için daha ne bekleniyor sizce? Ya da bundan daha da bir dip olduğunu keşfetmek için!
Gerçek gündeme dönmek için ne yapmalı?
Ne darbe planları, ne demokratik açılım, ne Ermeni tasarısı, ne anayasa değişikliği…
İşsizlik, bu ülkenin asıl gündemi, gerçek tasası...
Rakamlar korkunç...
Önceki yıl yüzde 11 olan işsizlik oranı, geçen yıl yüzde 14’e yükseldi.
Bu, 860 bin yeni işsiz anlamına geliyor.
Yeni katılanlarla toplam işsiz sayısı üç buçuk milyona ulaşmış durumda... Bu rakam, Arnavutluk’un nüfusuna eşit...
Daha beteri var:
İş sahipleri de iş güvencesine sahip değil. Açıklanan rakamlara göre herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı da artmış ve yüzde 43,8’e ulaşmış.
Yani neredeyse her 2 çalışandan 1’i sosyal güvencesiz...
İşsizliğin alternatifi bu… Sendika, toplu sözleşme, grev hakkı olmayan koşullar...
TÜSİAD’ın tabiriyle “esnek istihdam”...
Sizce “tam bir fırsatçılık” değil mi bu… “İşsizlik tehdidiyle hakların budanması”...
Öte yandan işsizlik, iktisadi olduğu kadar, sosyal bir sorun. Bir seri yan etkisi var:
Suç oranlarında artıştan yabancı düşmanlığına kadar...
Ama daha da tehlikelisi umutsuzluk...
Gelecekten, ülkeden, hayattan ümidini kesme hali...
Diğer bir yanda 87 bin 130 makam aracı var. Belediyeleri ekle… 125 bin makam aracı.
Zavallı Almanya da 11 bin. Gariban Japonya da 10 bin. Yoksul Fransa da 9 bin.
Yaşananlar öyle ki, artık her hangi bir yorumu gerektirmiyor.
Şairin dediği gibi duru su, baharın ilk çiçeği toprak,
filiz süren sessizliğe benzer,
Bir bulut derinlerde biriken bir pınar gibi…
Bir bakarsınız yaşamın o renkleri birden yok olmuştur.
Filiz süren toprak, filiz süren sessizlik…
Göğün altında ürkek kalbinizi doldurur.
1 yorum:
Çok güzel sözler, samimi, duygu yüklü. Güzel çağrışımlarla dolu.
Yorum Gönder