Blog Listem

22 Nisan 2010 Perşembe

soluk kesen anlar







SOLUK KESEN ANLAR

Nisan ortasından, Mayıs sonuna dek şehrin bahçelerinde, parklarında öncelik leylaklarındır. Mavi mor çiçekli leylaklar sadece göze değil güzel kokularıyla da aklımızı başımızdan alır. Nefis kokuları insanı yolundan eder.
Leylakların çiçek açması ile birlikte beni de bir sevinç ve ürperti alır. Sevincim bu güzel çiçeklere ve bahara bir kez daha kavuşmaktan ürpertim, bu güzel çiçeklerin kopartılarak kurumaya terk edilmesindendir.
İnsanların ulaşamadığı yerlerdeki çiçekler ise rüzgârla birlikte dalgalanıp baharın keyfini çıkarırlar.
Yemyeşil çimenlerin üzerinde, burnunuzda leylak kokuları, elinizde bir kitap, güneşin sıcaklığı sizi sararken okuduğunuz kitapta kaybolmak, başka dünyalara, başka hülyalara dalmak, kişiliklerle donanmak, şiirlerle yaşamak ne güzel değil mi?
Kitaplar öğreten, eğiten, önümüze yepyeni ufuklar, başlangıçlar açan bir dünyadır.

Ama ne yazık ki toplumumuzda kitap okuma alışkanlığı iyice azaldı.
Sanki kitap okumak külfet oldu. Kime sorsanız “ vaktim yok” ya da “kitaba verecek param yok” diyor.
Vakti olmayanlara baktığınızda bu insanların o kadar da meşgul olmadığını, param yok diyenlere baktığınızda aslında gereksiz birçok şeye para harcadığını fark ediyorsunuz.
Okumak aslında bu ülkede hep korkulan bir şey oldu.
Çünkü okuyan insan düşünür. Düşünen insan da bu hale bizleri kimlerin, neden, niçin getirdiğini irdeler, bulur.
Halk okumayacak, bilmeyecek ki gücü elinde bulunduranlar yaptıklarını, yapacaklarını sürdürebilsinler.
Şiiri sevmeyen, öyküden, romandan nefret edenleri düşünüyorum…
Bu toplum şiiri sevseydi, masallara, aşka inansaydı Uğur Mumcu’ya, Metin Göktepe’ye, Hrant Dink’e, Kışlalı’ya, İpekçi’ye sahip çıkmazımıydı?

TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği’nin düzenlediği 15. İzmir Kitap Fuarı geçtiğimiz Cumartesi günü açıldı.
306 yayınevinin katıldığı fuarda 120 etkinlik yapılacak. Sergiler açılacak ve 500 yazar imza günlerinde okurlarıyla buluşacak.
Cumartesi günü bende kitap ormanında kendimi kaybettim. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım. Tamamen insana, aydınlığa ve geleceğe yönelik bir etkinliğin tadını çıkardım.
Gün ışığına çıktığımda beni en çok şaşırtan… Kapıdan içeri girmek için adeta bir izdiham yaşayan İzmirliler oldu.
Birden gururlandım şehrimle. Ki ihtiyacım vardı buna…
Herkes kitaptan, kültür sanattan bahsediyor. İzmir titriyor kendine geliyor.
Gururlandım..Gururlanıyorum

Pazar günü de Ödemiş’te Tayyare Parkında yapılan Ödemiş Belediye’si Çocuk Resim Şenliğin’ de buluştuk…
Çocuklar büyük bir coşkuyla hazırlanmış tuvallere resim yaparken, müzik atölyesinin küçükleri de konser veriyorlardı… Etraftaki toplanmış halk, dershane pencerelerinden sarkmış ablalarının, ağabeylerinin alkışlarının temposu eşliğinde gözleri önündeki manzaranın keyfini yaşıyordu…

Evet, Ödemiş de titriyor ve kendine geliyor…
Tarih, sanat, kültür, bilim kardeşlik tohumları atılıyor…
Yaprakların arasında gök parlıyor, yusufçuk böceği gibi…
Yüreğimizde esen güzellik rüzgârları, umutları içinde saklamaya yeterli bir çiçeğin, havada çan gibi duran kokusunu getiriyor… Buram, buram…

''Ve hiç unutmamak gerekir ki yaşam,
aldığımız soluklarla değil,
soluk kesen anlarla ölçülür…''
Bu da işte öyle bir an, insanın soluğu kesiliyor…

1 yorum:

MAVİ TUTKU dedi ki...

Yazınızın finali harika...