Blog Listem

26 Nisan 2010 Pazartesi

siz şu işe bakın







SİZ ŞU İŞE BAKIN!

Shakespeare’in çok sevdiğim dizesi der ki…
“Kelimeler, kelimeler, kelimeler”
Her an kelimelerle iç içeyiz… Ya kulaklarımızdan giriyorlar, ya da gözlerimizin önünden geçiyorlar…

Ülkemizin yönetimine siyaset adamı, üniversite öğretim üyesi, köşe yazarı, bürokrat, gibi ağırlığını koyan kişilerin kelimeleri çoğu kez bana şöyle bir şey düşündürüyor; Keşke hepimiz dünyanın en ileri ve bağımsız bilim adamlarının öğretim kadrosunu oluşturduğu bir üniversitece yeniden okutulsak…
Çünkü epeydir diploma alanların bilgi notunun çok düşük, hal ve gidiş ile cehalet notunun ise yüksek olduğunu görüyorum…

Ve yaşama sımsıkı sarılıp gerçek sorunlarla uğraşmak yerine uyduruk sorunlarla düzenlenmiş kelimelerin hızla üstümüze geldiğini seziyorum…
Bu kelimelerin arasında ışığa sözcüklerle bürünüp, yağmurun su yazısını okumak, Bir süre düşünüp ardından yazıya başlamak…

Yabancı hayranlığının bizi getirdiği yerde durarak Siirt’teki çocuklara tecavüzler karşısında büyük sessizliğe geldik… Bilge köyünde onlarca kişiyi topluca yok etmenin canavarlığına ulaştık.
Kültürümüz çocuk istismarı üretiyor durmadan! Cinayetler katliamlar üretiyor…
Kültür bileşenimiz sizce kötüleşiyor mu, yoksa nurlu ufuklara doğru yol aldıkça, gelişiyor, iyileşiyor, daha saygıdeğer mi oluyor?
Türkiye Psikiyatri ve Adli Tıp uzmanları Derneği, Türkiye’de 16 bin çocuk üzerine yapılan bir çalışmayı anımsatıyor; Çocuklarda herhangi bir istismar biçimine maruz kalma oranı yüzde 33!

Evet, Türkiye sadece tecavüz ve cinayet üretmiyor. Her şey üretiyor! Hırsızlıkların alıp başını yürümesinden tutun, donmuş kafalara kadar…
Hırsızlık derken, geniş bir yoksul çoğunluğun çalıp çırpmasından bahsetmiyorum. Bu iktidar da olan siyasal ve ideolojik kişilerin, yönetimlerinin yarattığı doğal bir olgu… Düzenin yarattıkları!
Bunlar ekonomik ve siyasal olarak, düzence, gerçekleştirilen büyük çalma çırpmaların yanında son derece ahlaklı ve insani bence!
Taş attıkları için terör suçundan içerde olan çocuklara karşın binlerce küçük kızın maruz kaldığı terör ve işkencenin gereğini yapmayan yönetim ve adalet nerede derseniz!
Yüce divanlar ancak egemen odakların taktik ve stratejileri bağlamındaki takım sürtüşmelerinde devreye girerler…


Dört binden fazla çocuk şu anda birer terörist gibi yargılanıyor, hakimler cezalarını verip duruyor, Yargıtay onaylıyor. Bakanlar, siyasiler, parti liderleri herkes bu çocuklara üzüldüklerini söylüyor ama ortada yapılan somut bir şey yok.
Kutladığımız bayramın ve mutluluğun bütün çocuklar için eşit dağılımını düşünen insanlara diyorum ki… Sağcı veya solcu olabilirsiniz, nihilist yada en koyu marjinal olabilirsiniz ama bilmek gerekir ki, hiçbir şey bizleri çocukların dört duvar arasında çürüyüp gitmelerine kayıtsız kalmamızı sağlamaz, hiçbir mazeret hiçbir büyük laf, kelime!

Biraz cesaret, biraz sevgi…
“Korktuğumuz için mi kaçarız? Kaçtığımız için mi korkarız?”
Cemal Süreyya’nın bir dizesine benzeterek “Kimler ürkütmüş acaba bu kadar insanı?” da diyebiliriz. Yurdum insanının haline bakarak…

Günümüzün Türkiye’sin de “yalaka” olmadan yaşamak
Gerçekleri yazmak.
Özgürlüğü yaşam biçimi olarak kabul etmek
Demokrasi ve adalette eşitlik ilkesini benimsemek
Vurguna ve soyguna karşı “dur” diyebilmek
Sevgiye ve barışa inanmak çok mu zor!
Ulusalcılara, milliyetçilere, demokratlara, solculara, ilericilere, dincilere, tarikatçılara, ayrıca da geri ve ileri zekâlılara falan bütün bu her şeyin özünün halkın sorunlarının çözümü için yanıp tutuşmak olduğunu nasıl anlatsak… Derken aklıma Başbakanımızın “ üç çocuk yapın, genç nesle ihtiyaç var” cümleleri aklıma geliyor…
Gençlerimize çocuklarımıza çok iyi bakıyor, iyi besliyor, iyi eğitiyor, iyi istihdam ediyor, kötü muamele görmelerini, erken eşlendirilmelerini, yalnızca üretim aracı görülmelerini ve ucuz işçi olarak algılanmalarını önlüyoruz da üç çocuk isteminin haklı olduğunu düşünüp nüfusumuz azalıyor diye üzülüyoruz.
Siz şu işe bakın!

Ve yazımı yine bir alıntıyla noktalamak istiyorum…

"..insanlar kahramanları oynuyorlar ; çünkü korkaklar… azizleri oynuyorlar ; çünkü kötü ruhlular.. suikastçıyı oynuyorlar ; çünkü yanı başlarındaki komşularını öldürmek için yanıp tutuşuyorlar.. insanlar oynuyorlar ; çünkü doğuştan yalancılar.." Jean-Paul Sartre"

1 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

Teşekkürler, ben hala umutluyum.