kokusunu duyuyormusunuz?
Kimi zaman kendimi olaylardan soyutlanmış, dış dünyadan kopmuş, olana bitene yetişemeyen otobüsü kaçırmış bir durumda algılarım.
Geçicidir bu. Belki de yaklaşık bir anlatım …
Soluk soluğa kalırım. Söylenilenleri anlamam. Paniklerim.
Gerçekte kendi içime yaptığım yolculuklarımda oluyor belki de, tam bilemiyorum…
Üzerimdeki buna benzer bu duygu… Dönüp dolaşıp hep aynı yere varmaktan belki.
Hep aynı çözümsüzlükleri düşünmek yoruyor beni…
Ve geçenlerde deniz kenarında dalgaları ve yüzümü okşayan rüzgarı hissederken bunu düşünüyordum.
Dalgaların kıyıya, karaya vuran kıpırtıları hırçın beyazı, köpükleri gözlerimin önündeyken…
Köpükler dağılıyor, beyaz yeniden maviye dönüyordu. Mavinin en koyusuna…
Düşüncelerime bir renk bulmak istedim o an. O rengin içinden düşünmek için. Değişken bir renk.
Örneğin Sarı… Kasımpatının koyu, hüzünlü sarısı…En çok sevdiğim çiçek, en çok sevdiğim koku…En çok sevdiğim mevsim … En çok sevdiğim ay… Kasım ayı. Geliyor!
Annem beni kasımpatılara sarmalamış heralde doğarken .
Sevdiğim her şeyi kokusundan anımsarım ben…
Boğazım düğümleniyor, ellerim titriyor… güneşine sarılıyorum Ekim'in son günlerinin…
Yeşilli, kırmızılı, beyazlı mavili çocukluk günlerimi özlüyorum…
O günlerin Kasım’ını, en çok sevdiğim ayın en çok sevdiğim kokusunu…
Her yıl hepimiz o kadar çok Kasımpatı getirirdik ki okulun bahçesine…
Bahçede binlerce çiçeğinin kokusu…
Özlüyorum o günleri….
O güzel çiçekleri ve o kokuyu hatırlayanları bulmak istiyorum
Ne mağrur ne güzel çiçeklerdir. Ama ne yazık ki şimdilerde çeşir çeşit orkidelere yenildiler
Herkes en pahallısının, en güzelinin peşinde...
Ama bense onların! o sarı kasım patlarının...
ve yüreğimin götürdüğü yerin...
İşte bu gün masamda duran bir demet sarı kasım patlarının beni götürdüğü yer!
Düşüncelerimiz şartlandırılmalarla, baskılarla kirletiliyor.
Yaşama kavgasına düşürülmüş insanlarla, ilk insanların yiyecek peşinde koşmaktan başka hiçbir işe yaramadığı dönemlerine dönmüş gibiyiz…
İnsanı insan yapan düşünce ufuklarını artık göremiyoruz.
Adı konmamış bir yeni kölelik düzeni yaşamaya zorlanıyoruz…
Düşüncelerimiz hep gelecek korkularıyla, duygularımız ön yargılarla, baskılarla, kirletiliyor…
Günümüz insanı “duygusal davranmak” la aşağılanıyor
Duygularımızdan korkuyoruz…
Ve bu duyarsızlığın adına da “gerçekçi olmak” deniyor.
İnsanlığın yazgısını değiştirme gücü azaltılıyor, geleceğini belirleme gücü küçümseniyor.
İnsanın dünyayı değiştirme azmi kırılıyor.
Ama bizler yaşama, üretme, yaratma ve en önemlisi sevme gücümüzle umudumuzu eksiltmeden devam etmeliyiz ve edeceğiz.
n.i

3 yorum:
sistematik toplumsal bilinsizleştirme, toplumsal değerler üzerinde oynanan bilinçli operasyon vb. gibi argümanlarla halk, hakkını toplumsal olarak arayabilmekten, sorgulayabilmekten, örgütlenebilmekten çok uzaklara düştü. unuttu, unutturuldu.
toplumsal yaslar ve futbol maçlarından başka neredeyse ortak toplumsal duygusu kalmadı halkın.
ama aslında ne mavi kaybeder maviliğinden, ne yeşil. kırmızı hep kafa tutar hepsine. Sizin sloganınızla: "Ama bizler yaşama, üretme, yaratma ve en önemlisi sevme gücümüzle umudumuzu eksiltmeden devam etmeliyiz ve edeceğiz."
Sarı, kasımpatı ve yaşam üzerine hoş, düşündüren bir yazı, teşekkürler!
Duygularımızdan korkmuyoruz, bizi biz yapan, insan olmaklığımızı bize "hissettiren" duygularımız aslında.
Bir an, ben de kendi çocukluğuma uzandım. Uçsuz bucaksız tarlalarda baharın aydınlığında koştururken benim de aklıma papatyalar geldi.
Yazdıklarının altına imzamı atıyorum Nihal. Yine şiir bir yazı kaleme almışsın.
Yorum Gönder