Blog Listem
27 Aralık 2011 Salı
ruh fakirliği
ruh fakirliği
"Ve inat tüm acılara
Aşığım bu çılgın dünyaya hala."
Herman HESSE’in bir şiirinden iki satırla ile size bir kerelik döneyim dedim yeni yıldan önce…
Çünkü yeni yıldan sonra çok uzaklara gitmek için aranızdan uzun bir süre ayrılacağım. Gittiğim yerden size erişebilir miyim bilmiyorum ama her yolu denerim…
“Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa,
O yerde güneş batıyor demektir.”
Diyor Konfıcyus
Bilinmeyen bir kentin kapısında, yarın ne olacağını bilmediğim bir zamanda bekler gibiyim…
Gözlerim yeşilin, mavinin tonlarını görse de; kalbim o tonlarda ki yumuşaklığı yakalayamıyor…
Konuşmak mı gerekiyor, susmak mı seçim yapamıyorum!
İçimdeki anarşist taraf konuşayım, dökeyim içimi diyor hatta vurayım, kırayım! Sonra diğer munis kedi taraf “gerek yok değmez, boşuna! Sen daha çok kanarsın” diyor.
“Pardon” hata yaptım de gitsin...
Camdan dışarı bakıyorum, sokaktaki yapraksız ağaçlar, karşımdaki kiremitlerin rengi, soğuk güneşin parıltısı altında sanki şaka gibi selamlıyor; adeta onlarca yaş yaşlanmış ela gözlerimdeki çocuk ruhları…
Kıskançlık damlatıyor bir an içime, onlar gibi dallarım olsun istiyorum bir an. Bahar gelince yine yapraklarımın çıkacağını bileyim ve böyle yapraksız üşümeyim istiyorum…
Yüreğimdeki mavi kuş şarkı söylemeğe başlar mı yeniden?
İnsanın yüreğindeki kuş umut olabilir, aşk, mutluluk, sevinç olabilir. İnanç, düşünce, barış olabilir, bir dürtü, bir değişimin müjdecisi olabilir… Hatta acının başka bir tezahürü de olabilir… Yeter ki ölmesin, canlı kalsın şarkı söylesin…
Aslında, hem bir yolun sonundayız, hem de yeni bir yolun başlangıcında.
Kim bilir belki hiçbir zaman bu yeni yolu kavrayamayacaktır; hiç kimse, hep o eski yol sürüp gidecektir.
Ama bu olası mı?
Hayır değil. Yoksa sanat olmazdı. Yalnız sanat değil bilimde olmazdı.
Yeni yollar, karanlığın içinde ışık, çözümsüzlüklere çözüm arayan yokları var edendir sanatçı.
Yaşamın içindeki gerçeği bulup çıkarandır.
Gözler önüne serendir.
“Sanat var olmasaydı” diyor Bernard Shaw, “Gerçeğin kabalığı, katlanılmaz kılardı dünyayı…”
Gerçeğin kalabalığı hoyratlığı, acımasızlığı… Gerçeğin şiddeti… Gerçeğin yozluğu… Gerçek olmayanın gerçek gibi gösterilmesi, yalanın gerçek yerine konması…
Doğrudur, katlanılmaz kılardı dünyayı!
“Plastik sanatlar, hiçbir zaman dünyayı görmekten doğmaz, dünyayı yapmaktan doğar.” Der Malraux…
“Neyi arıyorsan sen, O’sundur” der Mevlana...
“Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık...”
Aradığımız hep güzellikler olmalı, doğruluk ve dürüstlükle birlikte...
Ne dersiniz susmak mı gerekiyor?
Düşünce ile sözcük arasındayım aslında
Ya sanatı şeytanlıkları ile perdelemeye çalışanlar ki bu tür insancıklar internetin bu kadar yaygınlaşması ile birlikte ne kadar çoğaldılar, sanki ekmeklerine yağ sürüldü
Adeta bir örümcek ağı gibi yayıldılar
Bu sefer kendi şiirimden bir kıta geliyor aklıma
“ipekten tuzaklar kuran
örümcek misali;
duyguları, ruhları ağları örmekse yaşam…
ne gariptir ki
zehri en fazla olan
en parlak ağı dokur her zaman”
Misali şiirlerine malzeme bulabilmek için insanlıktan çıkanlar yüzünden şiirden edebiyattan mı nefret etmek gerekiyor.
Bilgisayar başlarında yıkıntı olarak oturanlar o kadar çok ki ve o yıkıntıdaki kötülükleri bulaştırmak için arananlar... Varları yok ederek, YOK u severek ve ancak yoktan faydalanarak şiir veya yazı yazanlar…
Bilgisayarın ardında yatan ruh fakirliğinin eseri . Ve ne yazık ki fakirliğin en kötü türü de ruh fakirliği…
Ve yine ne yazık ki bu ağlara da çoğu zaman ruhları ve kalpleri temiz kelebekler takılıyor…
Tabii kelebekler çok narin görünse de aslında çok güçlüdür… Belki bir gün yaşarlar ama o bir gün sonsuz gibi görünür onlara…
Örümcekler ise ağlarına bağlı olarak ve yiyebilecekleri sineklere bağımlı olarak yaşarlar…
Kelebekler ise özgürdür iki silkelenmeyle kanatlarını pislikten kurtarır ve çiçeklerin dünyasına geri uçarlar…
Hayatta inatla dik durmayı başarabilmek ve eksilmeden inatla artmaktır önemli olan...
Var olanların, elde edinceye kadar peşinde koşulanların ve benim diyebildiklerimizin değerini bilmek, hak ettikleri değerleri dürüstçe vermek yürekle yok etmeden var etmek, içimizdeki ve gözlerimizdeki çocukla, büyüyerek elimizdeki değerlerle yaşayıp üretmesini öğrenmek bu kadar mı zor? Emekle aşkı sevgi haline getirmeden, heyecanı mı bitti! diye düşünmek en kolayı, en korkakçası, en aşşağılığı değil mi ? İnsan olan insan nasıl bakar aynada gözlerine, nasıl bakar ellerine, nasıl söz geçirir yüreğine...
Bu gün yine güzel yeğenim “ Sevgi aşktan daha olgundur, aşk sevginin çocukluğudur” diye epey büyük bir laf etti sonrada bunu bir yere yaz demeyi de ihmal etmedi tabii…
Doğru aslında “ben seni içimdeki çocukla, çocuklar gibi seviyorum, beni büyütme” diyenlere inat bu şiir de ondan...
sen hep çocuk kal/ büyüme/ emi
güzel bir şey yaptığını sanarak
tozun pisin içinde hep çocuk kalarak
sen hep çocuk kal / emi
…
büyütme aşkını
büyütme ki! sevgi olmasın
demlenip bir köşede/ mis gibi kokmasın
sen hep çocuk kal
yuvarlan çamurlarda
ve
çocuk/luk/la/rın dan yorgun düştüğün akşamlarda
yatağında yorgun bitkin sızıp kaldığında
sarılacak tek şeyin
bir kirli oyuncak ayı olacak!
unutma!
çünkü sevgilim
sevgi büyüklerin işidir…
Evet! Dostlar biriktirmişim içimde
Ne diyordu Nazım Usta…
“…Mesele esir düşmekte değil
Teslim olmamakta bütün mesele.”
Teslim alınmamak ta esas mesele...
n.i
27/12/2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

6 yorum:
çok güzeldi keyifli biraz da hüzünle okudum tşkler...
Çok emek verilmiş, düşündüren bir yazı daha. Teşekkürler.
“ipekten tuzaklar kuran
örümcek misali;
duyguları, ruhları ağları örmekse yaşam…
ne gariptir ki
zehri en fazla olan
en parlak ağı dokur her zaman”
Sanattan (t)uzak dursunlar kirletenler. Çok güzeldi tamamı.
Sağ olun paylaşım için.
ben sanatçıyım dostlarım...
aslında bir resim sanatçısı sonradan olma naçizane bir yazar ve ufacıkta şair;
ama yürekliyim sanatımla, sezgimle gördüklerimi, duyduklarımı, hissettiklerimi bazen boyayla, bazen kalemle üretirim....
yok ları var ederim,
çirkini güzelleştiririm
doğayı, hayvanları severim...
insanları
affederim, hoş görürüm
2007 den beride bu blogda gerçek resmimle adımla soyadımla, işimle, mesleğimle ürettiklerimi siz dostlarla paylaşırım
ama ilk defa bu bloglarda bu paylaşım sitelerinde olmaktan utanç ve pişmanlık duydum.....................
ilk defa kendini hep saklayın, insanların gerçek yüzlerini gördüm ve tanıdım
ne diyeyim!
pardon, hata yaptım...
sevgiyle kalın......
tam keyifle ilerlerken,
öylece kaldım
pardon dedim sessizce
yaralara dokunmaktan
dokunupta sızltmaktan...
baharda da sonbaharda da hiç üşümeyeceğiniz kadar yaprağınız var zaten
bence sadece şiirle konuşmak gerekiyor...
resimle...
gerisi kirli kelimelerden oluşuyor
kirlenmek se
yakışmıyor her bünyeye...
ya sonra ben aslında deneme yazılarıyla başladım ben yazın hayatıma...o yüzden denemelerimin de ayrı bir yeri vardır bende...kirlenmişlikler ne yazıkki hayatın her alanında var... hatta şiirde bile...
önemli olan iç temizliği siz biliyorsanız bunu başka kimsenin bilmesine gerek yok
al ması gerekenler almıştır alınacağı siz merak etmeyin, siz bünyenizi temiz tutun, temizleri bulmaya çalışın yeter...
Yorum Gönder