
Zenciyim ben gece gibi
“ Türk ulusunun tabiat ve şiarına en uygun yönetim Cumhuriyet yönetimidir”
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle başlıyorum, bu haftaki yazıma
Bu günlerde geçmişi hatırlamaya ne kadar ihtiyacımız var aslında
Geleceği iyi ve güzel kurabilmek için geçmişi doğrusu ve yanlışı ile incelememiz gerekiyor.
Savaştan çıkmış, yakılıp yıkılmış Anadolu topraklarında kurulan cumhuriyetin değerini bilmek ona sahip çıkmak, onun için mücadele etmek!...
Anıt-Kabir’i dolduran kalabalığı, gençleri, yaşlıları, erkekleri, kadınları baştakiler, yabancı ülkedekiler anlayabiliyorlar mı acaba?..
Meydanlardan taşan milyonlar, “ Laik ve demokratik cumhuriyetin bilinçli sahipleri ve kararlı yurttaşları olarak varız.”diyorlar.
Bunu göremeyenler ya da görmek istemeyenler yalnız bizimkiler değil, diğer ülkelerdeki yabancı basın ve medya da aynı zamanda.
Nedeni “Atatürk gibi ölümsüz bir liderden yoksun” olmalarında ve böyle bir lideri yaratan
“Anadolu kimliğini” de asla kavrayamadıklarında görmek lazım.
Çünkü bu kimlik, temelde laikliğide bütün İslam coğrafyasında sadece Türkiye’ye armağan edebilen “toplumsal bilinç” in tarihten gelen “düşünce köklerini” ni içeriyor.
Farklı kültürlerle birlikte yaşayıp onca uygarlığın nasıl yine birlikte yaratıldığını asla görememiş insanlar bunu nasıl özümsüyebilirki !...
Çağlar boyu süren bu beraberliği hayal bile edememiş Avrupa Hıristiyanlığı “laik demokrasi tutkumuzu” nasıl algılayabilir ki!..
Cumhuriyetin Anadolu kültürüne etkileri ve bunu Anadolu bilgeliğine dönüştürme çabaları kolay mı oldu.
Türk folkloru ve halk sanatları ilk olarak cumhuriyet döneminde değer kazandı..
Bilimsel araştırmalarla, yaratıcı esinlemelere yol açtı. Pir Sultan Abdal’ın Karaca oğlan’ın dilinden, sözlerinden derlemeler yapıldı. Divan şiiri ilk kez modern bakışla bu dönemlerde değerlendirildi. Böylece eskiden bir sözcük oyunu sayılan bu şiirlerdeki ulusal ses yakalanabildi.
Türk tiyatrosu, Anadoluda’ki seyirlik oyunlar Karagöz, Ortaoyunu ilk bu dönemde bilimsel olarak incelenmiş ve yalnızca bizim aydınlarımız için değil bütün dünya için ilginç yönleriyle ortaya konabilmiştir.
Türk halk resminin araştırılması, Türk minyatürünün incelenmesi, resim sanatı alanında kimi yönelişlerin temeli bu dönemde atılmıştır.
Cumhuriyet döneminin bir “ulus yaratması” bu açıdan bir “kendini arama ve bulma” süreci olduğu açıkça ortadadır.
Nitekim özgün köy enistütüleri uygulaması bilgisiz bırakılmış bir halkın nasıl ulus katına geçirebileceğinin eşsiz kanıtlarından biridir. Kendini arama ve bulma süreci bu dönem içinde, dünyaya açılma ve çağdaşlaşma süreci ile koşut gitmiştir.
Dünya klasiklerinin dilimize çevrilmesi, tanzimatın batı taklitçiliğinden dünyanın çağdaş çizgisi hedefine geçilmesi, düşünlerde, sanatlarda tüm dünyanın hizalanması tutumu bunun ürünüdür.
1940 lı yıllardan sonra ülkeyi yöneten siyasi iktidarlar cumhuriyetin bu ilk yıllarındaki kazanımları başta köy enistütüleri nin kapatılması olmak üzere ülkemiz aydın ve sanatçıları üzerine uyguladıkları baskı ve yasaklarla bırakınız destek olmayı sürekli engel teşkil etmişlerdir.
12 Eylül’de Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, halk evleri yasaklanmış çeşitli sanatçılarımız sürgüne gönderilmiştir.
Sonuçta geldiğimiz bu günlerde Anıt-Kabir’i doldurmak yetmiyor. Bütün Türkiye’yi doldurmak ve karşı duruşa geçmek gerekiyor herhalde.
Şimdi bir kez daha yaşamı daha da insani kılmak ve yaşanılası bir hayat için mücadele eden insanlara projektörlerin dönmesini bekliyoruz.
Evet düşlerimiz ne renkti bilmiyoruz.
Mavi mi, kırmızı mı?
Oysa herkes bilir ki gece ışık olmadığına göre renk’te yoktur.
Amerikalı şair Langston Hughes’in herkesin binlerce defa okuması gerektiği dizeleriyle avunuyoruz.
Zenciyim ben
Gece gibi!...
Afrika’nın derinlikleri gibi kara!...
Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da
Washington’da ayakkabı boyamaktayım şimdi
Emekçiydim her zaman
Mısır’da piramitleri kuran benim
Benim, harcını atan gökdelenlerin
Türkücüydüm her zaman
Afrika’dan Missuri’ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
O tam tam ritmi
Kurbandım her zaman
Kongo’da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas’ta
Zenciyim ben
Gece gibi!..
Afrika’nın derinlikleri gibi kara !...
Ama iç-ışık varsa geceninde rengi vardır. Geceleri derinliğine yaşayanlar için
İçiniz ışıkla dolsun. Düşçe kalın
“ Türk ulusunun tabiat ve şiarına en uygun yönetim Cumhuriyet yönetimidir”
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle başlıyorum, bu haftaki yazıma
Bu günlerde geçmişi hatırlamaya ne kadar ihtiyacımız var aslında
Geleceği iyi ve güzel kurabilmek için geçmişi doğrusu ve yanlışı ile incelememiz gerekiyor.
Savaştan çıkmış, yakılıp yıkılmış Anadolu topraklarında kurulan cumhuriyetin değerini bilmek ona sahip çıkmak, onun için mücadele etmek!...
Anıt-Kabir’i dolduran kalabalığı, gençleri, yaşlıları, erkekleri, kadınları baştakiler, yabancı ülkedekiler anlayabiliyorlar mı acaba?..
Meydanlardan taşan milyonlar, “ Laik ve demokratik cumhuriyetin bilinçli sahipleri ve kararlı yurttaşları olarak varız.”diyorlar.
Bunu göremeyenler ya da görmek istemeyenler yalnız bizimkiler değil, diğer ülkelerdeki yabancı basın ve medya da aynı zamanda.
Nedeni “Atatürk gibi ölümsüz bir liderden yoksun” olmalarında ve böyle bir lideri yaratan
“Anadolu kimliğini” de asla kavrayamadıklarında görmek lazım.
Çünkü bu kimlik, temelde laikliğide bütün İslam coğrafyasında sadece Türkiye’ye armağan edebilen “toplumsal bilinç” in tarihten gelen “düşünce köklerini” ni içeriyor.
Farklı kültürlerle birlikte yaşayıp onca uygarlığın nasıl yine birlikte yaratıldığını asla görememiş insanlar bunu nasıl özümsüyebilirki !...
Çağlar boyu süren bu beraberliği hayal bile edememiş Avrupa Hıristiyanlığı “laik demokrasi tutkumuzu” nasıl algılayabilir ki!..
Cumhuriyetin Anadolu kültürüne etkileri ve bunu Anadolu bilgeliğine dönüştürme çabaları kolay mı oldu.
Türk folkloru ve halk sanatları ilk olarak cumhuriyet döneminde değer kazandı..
Bilimsel araştırmalarla, yaratıcı esinlemelere yol açtı. Pir Sultan Abdal’ın Karaca oğlan’ın dilinden, sözlerinden derlemeler yapıldı. Divan şiiri ilk kez modern bakışla bu dönemlerde değerlendirildi. Böylece eskiden bir sözcük oyunu sayılan bu şiirlerdeki ulusal ses yakalanabildi.
Türk tiyatrosu, Anadoluda’ki seyirlik oyunlar Karagöz, Ortaoyunu ilk bu dönemde bilimsel olarak incelenmiş ve yalnızca bizim aydınlarımız için değil bütün dünya için ilginç yönleriyle ortaya konabilmiştir.
Türk halk resminin araştırılması, Türk minyatürünün incelenmesi, resim sanatı alanında kimi yönelişlerin temeli bu dönemde atılmıştır.
Cumhuriyet döneminin bir “ulus yaratması” bu açıdan bir “kendini arama ve bulma” süreci olduğu açıkça ortadadır.
Nitekim özgün köy enistütüleri uygulaması bilgisiz bırakılmış bir halkın nasıl ulus katına geçirebileceğinin eşsiz kanıtlarından biridir. Kendini arama ve bulma süreci bu dönem içinde, dünyaya açılma ve çağdaşlaşma süreci ile koşut gitmiştir.
Dünya klasiklerinin dilimize çevrilmesi, tanzimatın batı taklitçiliğinden dünyanın çağdaş çizgisi hedefine geçilmesi, düşünlerde, sanatlarda tüm dünyanın hizalanması tutumu bunun ürünüdür.
1940 lı yıllardan sonra ülkeyi yöneten siyasi iktidarlar cumhuriyetin bu ilk yıllarındaki kazanımları başta köy enistütüleri nin kapatılması olmak üzere ülkemiz aydın ve sanatçıları üzerine uyguladıkları baskı ve yasaklarla bırakınız destek olmayı sürekli engel teşkil etmişlerdir.
12 Eylül’de Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, halk evleri yasaklanmış çeşitli sanatçılarımız sürgüne gönderilmiştir.
Sonuçta geldiğimiz bu günlerde Anıt-Kabir’i doldurmak yetmiyor. Bütün Türkiye’yi doldurmak ve karşı duruşa geçmek gerekiyor herhalde.
Şimdi bir kez daha yaşamı daha da insani kılmak ve yaşanılası bir hayat için mücadele eden insanlara projektörlerin dönmesini bekliyoruz.
Evet düşlerimiz ne renkti bilmiyoruz.
Mavi mi, kırmızı mı?
Oysa herkes bilir ki gece ışık olmadığına göre renk’te yoktur.
Amerikalı şair Langston Hughes’in herkesin binlerce defa okuması gerektiği dizeleriyle avunuyoruz.
Zenciyim ben
Gece gibi!...
Afrika’nın derinlikleri gibi kara!...
Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da
Washington’da ayakkabı boyamaktayım şimdi
Emekçiydim her zaman
Mısır’da piramitleri kuran benim
Benim, harcını atan gökdelenlerin
Türkücüydüm her zaman
Afrika’dan Missuri’ye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
O tam tam ritmi
Kurbandım her zaman
Kongo’da kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim Teksas’ta
Zenciyim ben
Gece gibi!..
Afrika’nın derinlikleri gibi kara !...
Ama iç-ışık varsa geceninde rengi vardır. Geceleri derinliğine yaşayanlar için
İçiniz ışıkla dolsun. Düşçe kalın
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder