Blog Listem

25 Kasım 2008 Salı


BENİ SİZ DELİRTİNİZ!...

Gece yarısı, okşayıcı bir sesle uyandım.
Pencerede olanca aydınlığıyla yüzünü bana çeviren ay ışığının sesiydi bu!...
Ayın ya da ışığın sesimi olurmuş demeyin;
Düşünebilinen her şey sestir, renktir…
Biz sanatçılar için…
Böyle uyandığım zamanlar uyuyamam bir daha…
En iyisidir kitap karıştırmak, şiir okumak
Ay aydınlık geceler, güneşli sabahlara böyle ulaşır ancak…

Kıştan artakalan bu bulutlu gri sabahlar, bu ışıksız gri suratlı kendimi, bu asık suratlı yılgın satırları söküp atacak bir güneşin eninde sonunda doğacağını nasıl biliyorsam, okuduklarımda kaybolmanın çıkış ışığını da göstereceğini öyle bilirim geceleri…
Elimde oldukça kalın bir kitap, kaçıncı keredir okuduğum bilmem. Yalnızca altı çizili satırları okuyorum…
Michel Foncault’un “Deliliğin tarihi”.
Gece yarısı bu da okunur mu demeyin. Gündüz okuduğum bir haberin etkisinde kaldım herhalde ki bu kitabı seçtim…
Haberin başlığı “Beni siz delirtiniz!”

Haberde Bursa’da bu ara gündemin ne kriz ne siyaset olduğunu, gündemin “Deli Ayten’in” heykeli dikilsin mi, dikilmesin mi? Olduğu yazıyor.
İlk olarak geçmişe götürdü beni bu haber.

Bende iz bırakan yaşadığım kentlerin delileri aklıma geldi. Bir şarapçı delimiz vardı. Yaz kış üstünde bir şey olmadan elinde bir şarap şişesi, hiç konuşmaz ama her şeyin farkında, her şeyi bilir.
Bir diğeri ise devamlı koşar adımlarla işyerimin önünden bir günde defalarca geçen ve kendi kendine devamlı bir şeyler anlatan, zamanında yaptığı resimlerle sergi bile açan zengin bir ailenin tek oğlu olan ressam.
Bir gün işyerimin önünde gazeteye sarılmış onlarca kitap buldum. Ertesi gün tekrar. Bu böyle uzun bir süre devam etti. Kitapları alıp depoya koyuyordum bir şey olmasını istemediğim için. Her konuda, ünlü yazarların çeşit çeşit kitapları .
Sonra bir gün bizim ressam delimizin elinde bir paket, bana paketi uzatıyor. Aldım…
Anladım ki diğerlerini getirende o. Hepsini bana getiriyordu elindeki kitaplarının…
Şu an kitaplığımın bir bölümünde onun getirdiği kitaplar duruyor.

Sanırım gelip geçerken devamlı kitap okuduğumu gördüğü için sahip olduğu tüm kitapları bana getiren bir deli…

Evet yine Bursa’ya dönersek Osmangazi Belediyesi Kamberler tarih ve kültür parkına, bölgede yaşamış Deli Ayten’in heykelini yaptıracakmış. Geçen hafta bu olay Saadet partisi gençlik kollarının protestosuna ve birçok tartışmalara sebep olmuş...
Oysa bir kentin delileri o kentin en sahici tarihini anlatmaz mı?

Peki kim bu Deli Ayten?
Yaşı 30’un üzerinde olan herkesin onu tanıdığı söylenen Bursa kent müzesinde bile bir köşesi olan, aslında bir dram sembolü olduğu halde insanlara neşe getirdiği kesin olan bir deli… Diğerleri gibi…
Deli Ayten Bursa’nın Sulu kulesi Kamber mahallesinde dünyaya gelmiş. Küçük yaşta menenjit geçirmiş, hastalığı tedavi edilmeyince beyninde kalıcı hasarlar ortaya çıkmış.
13- 14 yaşına gelince “Çümbüş Hasan” diye anılan bir alkoliğe aşık olmuş. Ailesi evlenmelerine izin vermemiş. Bunun üzerine iyice akli dengesini yitirerek kendisini kontrol edemez hale gelmiş…
Ölene dek 1992 yılına kadar Kamberlerde bir barakada yaşamını sürdürmüş.
Onu üzerinden hiç çıkarmadığı gelinliği, bavulları, çantaları, çümbüşü ve davuluyla yani her hali yarım kalmış bir düğünü, aşkı anımsatan süslü püslü bir bayan olarak tanıyorlarmış
Esnafın yedirip içirdiği Ayten... Tabii ki yaşadığı sürede tecavüzden ve şiddetten kurtulamamış…

Evet kadın bedeni zafere giden en kısa yol…
Tecavüz, hamile bırakma, erkek saldırganın asıl hasmı olan diğer erkeği alt etmesinin başka biçimi…
Ne bir ilk ne de son bu insanlar, farkında lığı, tepkiyi ve ölümü yaşayanlar…

Üç kız kardeş Patria, Minerva ve Maria Teras Mirabel…
Trujilio diktatörlüğüne karşı çıkan ve örgüt kuran 3 kadın. Örgütün yok edilmesi için 25 Kasım 1960’da önce tecavüze uğrayıp, sonra öldürülmüşler.

Latin Amerikalı ve Karayipli kadınlar bu katliama sessiz kalmamışlar. Kadına yönelik şiddetin durması için direnmişler.
Sonunda Birleşmiş Miletler 1993’de 25 Kasım’ı “Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ilan etmiş.

Kadın bedenini her türlü savaşta bir cephe olarak kullanma taaa eski çağlardan bize miras…
Biliniyor ki, hangi din, hangi kültür olursa olsun kadın artık değersiz, erkeğin değerini düşüren bir mal. Evde, sokakta, işte tecavüze uğradığı gerekçesiyle boşanan, hatta öldürülen kadınlar bu coğrafyaya hiç de yabancı değil.

Bu gücünü muhafazakârlıktan alan politikalarla daha da yakınlaşıyor, çoğalıyor bu dram. Kadın hak talebini dillendirdikçe, eşit yaşama çabasına girdikçe baskının ve şiddetin alanı genişliyor.
Kadınlar dövülüyor, öldürülüyor, eve hapsediliyor ve delirtiliyor.
Delirten ve evsiz kalan kadınların sayısının artması iktidarların politikalarından muaf değil…

Buraya nereden mi geldim…
Ay ışığının okşayıcı sesinden…

Ekonomik ya da kültürel sebebi ne olursa olsun baskı varsa, başkaldırı da var.
Delirmek ise belki bir özgürlük ama ağır bir bedelle…
Hepinize umut, sevda, düş dolu günler ve sanat ile dayanma gücü diliyorum…

4 yorum:

7.oda dedi ki...

25 kasımın kadınlara yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü olduğunu bilmiyordum .. teşekkürler ..
şiddet: sonunda acizliğin yer değiştirdiği bir şey.. bu yüzden güçlü olana uygulanır aslında şiddet.. güçlü olan kadındır.. bu hep böyleydi.

nehiro dedi ki...

Haklısın 7. oda güçlü olana uygulanır ... çünkü güçlü olan aynı zamanda tüm sorunların çözümlerinin dialogdan ve sevgiden geçtiğinini bilir...Kendini sever dünyayı sever...
Ama ne yazık ki sorunu biraz daha büyük platformlarda sistemin içindede aramak gerekiyor...
Şu anki sistemimiz ve iktidarlarımızın bu konuda yapacakları çok şeyler var...onlar yapılmadan ve sistemimiz topyekün değişmeden salt güçlü güçsüzlükle bu işin içinden çıkmamız imkansız...
sevgiler ve teşekkürler...

parka dedi ki...

Merhaba

"yaşadıkça yaşam" adlı yazıma bıraktığınız bu günkü yorum için öncelikle size nezaketinizden dolayı teşekkür etmek isterim.

Direnmek, direniş, devrim, ilericilik gibi kelimeler her zaman sol yelpazenin altında bulunan bu ülkenin çeşitli konularında ezilmiş insanları ile ilişkilendirilir. Kendine koyu bir milliyetçi potresi seçen bir arkadaş asla bu gibi adlandırdığım devinimleri kullanmaz ve tuhaftır kendine yakıştırmaz. Adeta bunlarla yanyana gelse vatan hainliği ile suçlanacağına inanarak örfüne, adetine, belindeki bağına, başındaki sarığına kör bir inançla sımsıkı sarılır. Tuhaftır kendine yapılan bir haksızlıkta ise ilk şikayet ettiği yer, kendini savunmasını istediği mecrilerde bu sol diye tabir ettikleri çeşitli platformlar olur. ( Dernek, parti işte herneyse ) Ülke eğitimsiz, ülke öngörüsüz, ülke gerideki kalıntılardan umut düşleyen çocuklar ordusuna dönüştürülüp, tebalaştırılıyor. Malesef böyle oluncada, bakıma muhtaç yaşlısına, kimsesiz çocuğuna, hastasına, ölüsüne ve kadınına saygı duymayan, ezilmenin, sömürülmenin, darpın normalleştiği, malesef öyle görüldüğü topraklar haline geliyor.

Biliyorum karamsar bir tablo ile bir merhaba dedim. Merak etme gülün yüzümde umut var arkadaşım.

Esenkal

Kara Kalem

nehiro dedi ki...

Hoş geldiniz Kara kalem...
Karamsar bir tablo ile merhaba dedim diyorsunuz...bu gün duyarlı insanların çizebileceği dah renkli bir tablo yok ki...
Ancak umutlar ve düşler renkli olabilir ki bu herzaman öyle olmalı...
yılgınlığa düşmeden,yaşlısına, çocuğuna, hastasına ,ölüsüne, kadınına, doğasına- ulusuna ve emekçisine saygılı bir toplum olabilmenin şartlarını ve yollarını arar ve çabalar bir toplum olmanın gerekliliklerini yerine getirmemiz gerekir.
umur hep vardır ve olacaktır. haklısın...
tekrar teşekkür eder, aydınlık günler dilerim.