Blog Listem

1 Aralık 2008 Pazartesi

yağmur


YAĞMUR

Yağmur yağıyor, çıldırasıya acelesi varmış da bir yere yetişecekmiş gibi…
Hani herkesin içine yağar ya, kendi yağmurları, dolar göl olur, taşar sel olur öylesine bir duyguyla seyrediyorum yağmuru ve gözleri. İçinde kaybolur boğulur gibi…
Yağmurdan kaçmayıp, denizin yeşiline, mavisine, hatta grisine dalmışım…
Bir yanım denizin üstünde martı olup tırmanıyor çoktan, bir yanım cıvıl, cıvıl insanların arasında meydanlarda…

Şimdi tam da bu dakikalarda bir yerlerde bir koğuşta, bir hapishane avlusunda “havalandırma vaktidir” belki…
Gözlerini kırpıştırarak yağmurdan kaçarak çıkıyorlardır koğuştan.
Dışarısı yağmurda bile aydınlık olur onlar için…
Şimdi tam da bu dakikalarda, bir yerlerde bir meydanda yağmurda bağırıyordur kadınlarım, kızlarım belki…“Bedenim zafere giden en kısa yol olmasın” diye…
Bağırıyordur gencim, yaşlım belki…”Ekmek, barış, adalet” diye

Şimdi tam da bu dakikalarda, bir yerlerde bir avluda, taşların arasından fışkırmış, başını kaldırmış renk, renk çiçeklerin arasında iki aşık, günü uzatmak için yağmura aldırmadan zamanı dakikalara, dakikaları saniyelere bölüyordur belki…
Gün saatlere bölünmese nasıl biter hapisler, zindanlar, sürgünler, özlemler…

Yaşayabilmek için nelere katlanıyor insanlar…
Dünyanın bir yerinde insanlar bebeğini iyi besleyemediğine iyi bakamadığına tüketiyor kendini.
Oralarda çocuklar hep “kara derilidir ve bebeler, çokluk açlıktan, yoksulluktan senin onun bebeği gibi ağlarlar…
Yeşil çok önemli biliyorum, soyu tükenen kaplumbağalar, fok balıkları, yunuslar, yok edilen ormanlar çok önemli biliyorum…
Yeşil ormanların kuytuluğuna, kekik kokan gecelerin karanlığında, biçilmiş ot ve toprak kokan serin, yeşil şafaklarda yok ediliyor, insanlar sessizce…
Çok mavi, çok engin, pırıl pırıl, çakıl taşlı, ılık bir deniz düşünüyorum durmadan…
Yağmura baktıkça…
Öyle sessiz, hüzünlü, yabancı, hasret geçip gidiyor gözlerim.
Yağmur sürekli daha hızlı yağıyor yeşil olan, umut olan, canlı olan ne varsa getiriyor.

“Yaşamımız korkunç, yaşamımız gülünç, yaşamımız muhteşem…”
Yaşamımız korkunç çünkü bu zamanda tüketim toplumunun tutsaklarıyız.
Artık kim olduğumuz, ne olduğumuz, ne yaptığımız önemli değil. Yalnızca neyi ne miktarda tükettiğimiz önemli…
Sistem bu gün bize tek gelecek öneriyor.
Herkesin daha çok tüketmesi gerektiği bir gelecek.
Sistem neye sahipseniz, o’ sunuz diyor. Hiçbir şeye sahip değilseniz hiçsiniz diyor…
Ve sistem yine diyor ki; Önerdiğim modele uyman için her şey mubahtır.
Şimdiler de “insanlık onuru” yerinde yeller esiyor…
Ve sistem bütün bunları geleceğiniz diye sunuyor. Bu geleceğe mahkûmmuşuz gibi sunuyor.
Ve ben de bunun için yazıyorum.
Bu günün yarın demek olmadığını, kader olmadığını. Önerilen bu geleceğe mahkûm olmadığımızı anlamamız anlatmamız gerekiyor.

Yaşamımız gülünç çünkü ülkemde din ve inancın ancak örtüyle, tesettürle, türbanla, çarşafla ortaya koyulduğunu görüyorum. Yani kadınlar üzerinden yapılan ayrımcılıkla…
Gülümsüyorum, çünkü benim için kadının çarşafla örtülmesi erkeğin kadına zulmüdür. Erkeğin, kadını ikinci sınıf, kendinden geri ve aşağı görmesinin, kadını kölesi yerine koymasının işaretidir.
Ben böyle bir geleceği kabul etmiyorum.

Yaşamımız muhteşem çünkü bakmayın şimdi böyle karamsar olduğuma, her gün boyunca karamsarlığımın yerini iyimserlik alır saatler ilerdikçe çünkü geleceği düşlemekten vazgeçmiyorum, aslında kayıp zamanlarda…

Evet, yağmur hala yağmakta… Burnumda sıcak kahve ve yağmurun kokusu, masadan üstüme akan yağmurun damlaları, sevdalı bakışların güzelliği hayat sizce de muhteşem değil mi?
Benim işim ne burada…
Bu garip oyunda, bu yerde, bu kasım yağmurunun altında, bu dilini çözemediğim ülkede, bu yabancı kentte, bu duyguları kendine yabancılaşmış insanların arasında bu ölümde işim ne benim…

Kulaklarımda Meksikalı şair Octavio Paz’ın
“Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta
Gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında…” şiiri, gözlerimin önünde denizin güzelliği…

Ve sen başını kaldır göğe!...
Yağmur bulutları geçsin bir pamuk yığını gibi başının üstünden.
Sen düşlerini kur. Sessiz bir noktada dur…

Yağmur dindi gökyüzü çözüldü…
Geride kalan sadece nemli bir iz oldu...

6 yorum:

atesinsesi dedi ki...

kırmızılara bürünmüş bir kız geçerdi caddeden
sonra yağmur geçerdi
sonra sessizce kedilere süt bırakırdı yaşlı bir kadın mavi kapının eşiğine
sonra unutulurdu herşey
sonra şemsiyesiz bir şair ıslık çalarak yaşlanırdı
sonra...

nehiro dedi ki...

...Sonra bir yaşlı kadın bir şemsiye uzatırdı yaşlanmış şaire...
Şair hayır derdi şemsiye, damlaları öldürür...
onlar ölmemeli yaşamalı, bizler ölene dek...


sevgi ve yağmur damlalarıyla...

okyanus dedi ki...

yağmur..
ilk damlaları yüzüme çarpar,bakarım etrafıma kimse farketmez yağmurun damlalarını..
sonra içimden bana mı yağcak buı yağmur birtek..
meğersen..
sayıyorum okyanus çabuk saklan yoksa yakalıcamın belirtisiymiş..

kaçamaz okyanus yağmurdan dumur gibi sırılsıklam halde,sobelenir..
yüzümde acaip gülümsememle vararım evime...

nehirooo seviorum senii,içimi yansıtıyo başlıkların,yazdıkların...

nehiro dedi ki...

sevgili okyanus çok teşekkür ederim içtenliğine ben de sizleri seviyorum...
Eğer içini yansıtıyorsa bu da onulmaz zevk...
Herkesin sıradan gördüğü şeyleri farklı görebilmek ve hele de görebildiğini anlatabilmek...çizebilmek, boyayabilmek ...evet çok güzel ve doyumsuz... kendimni bundan dolayı ve sizlerin varlığından dolayı çok şanslı hissediyorum...
sevgilerimi ve yağmur nefesini yolluyorum...

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

ben yağmurları sevdim...çünkü göz yaşlarımı sakladılar diye...

Binnur A. Ö. dedi ki...

senin işin varolmak vevaroluşa tanık olmak. şanslıymışız ki benim yakınlarımda, benim ailemde varolmussun. yoksa dunyanın bir baska yerinde varolsaydın ben napardım :)