Blog Listem

2 Haziran 2009 Salı

haziran


Haziran da ölmek zor

Kim bilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle, sensiz, kim bilir kaç yaşı karşıladık kan, ter içinde.
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Hazirandan beri.
Yaş günlerimin fener alayı, ilk yaz
günahlarımın tanığı…
Tanığısın, yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin…

Senle başlayıp, senle bitirdim bunca zamanı.
Sendin hararetli yıl sonu muhasebelerinin değişmez takvim yaprağı.
Tutkunum sana…Sadık, itaatkar ve hayran
Yarim Haziran.
Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman.
Sen hep iki bahar arasında,
Hazlar zamanı çıkageldin
Eteklerinde ilk yaz coşkuları ve isyanlarla. Diyor,


Haziran ayının bu ilk günlerinde neredeyse unutmaya yüz tuttuğumuz bir huzur, bizi sıcak günlerin ilk adımlarında güneşle, toprak arasında yakalayıp kollarına alıyor.
Tabanlarımızda topraktan yayılan ısı, kulaklarımızda denizin tuzlu sesi ve göz kapaklarımızda yaz güneşinin busesi, aklımızda da baharla birlikte gelen heyecanların anılarıyla başlıyoruz. Günümüze.
Sıcak günlerle birlikte denizin o güzel serin kollarında olmak için hayal kurduğumuz günler de geliyor.

Ne güzeldir reklamlardaki tatil.
Havuzun yanında uzanmış kadın, yanında ayakta duran erkek, ellerinde soğuk içkileri, bronzlaşmış tenler, mutluluk yayılmış yüzler, incecik vücutlar ah…Reklamlardaki tatiller…
Reklamlarda görünen yüzlerin, ne para derdi vardır, ne yıkanacak çamaşırları, ne sürülecek tarlaları, ne bakılacak çocukları ne de ödenecek borçları. Akılları fikirleri şimdi ne içelim, akşam nereye gidelim diye çalışır.

Tatil diye buna denir işte.

Belki de tatilin en güzel yanı bir umut olmasıdır. İnsanların çevresinden, yaptığı işten, bıkkınlıklarından ve hayatının tekdüzeliğinden kaçma umudu, belki de kendinden kaçma umudu.
Tatil hayata yeni bir yerden bakma şansıdır belki de. Günlük sorunlardan uzaklaşmak, yaşanan açmazları bir sürede olsa da unutmak….
Ne diyelim sizlere iyi tatiller dilemekten başka…

Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’de kazandığı ödülde ve ödülünü alırken yaptığı konuşmada söylediği cümle aklıma geldi…
“Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme…”
Bu birkaç sözcüğe her birimiz ne farklı anlamlar yükledik.
“Tutkuyla sevmek” ne güzeldir, ne büyüktür. Tutkuyla sevilen bırakılmaz, terk edilemez, vazgeçilmez, Uğruna ölümler göze alınır, canlar feda edilir.
Güzel Ülkem, ah benim güzel ülkem. Dağları, ovaları, ağaçları, çiçekleri, denizleri, insanları güzel ülkem.
İnsanları güzel, insanları sevecen, insanları misafir seven ama insanları aç, insanları işsiz, insanları kandırılan güzel ülkem.
Ve sonuçta yalnız ülkem. Hem içte hem dışta, üzerine çeşitli oyunlar oynanıp parçalanmaya çalışılan ülkem.
Ve bu durumu bir cümlede anlatıveren Nuri Bilge Ceylan…

Evet şimdi de üreticiliğinin, sınırsız yaratıcılığının, bedelini ağır ödeyen ölümünün 46. yılını kutladığımız, ülkesini, vatanını tutkuyla seven bir başka sanatçı büyük şair Nazım Hikmet’e geçiyoruz. 3 Haziran Türkiye’nin en çok okunan şairinin ölüm günü.
Tutkuyla sevdiğimiz bu güzel ülkede, Nazım okumak, daha çok okumak gerek.
“Toplumsal alandaki davranışları da, inancı da, kavgası da, arkadaşlarıyla, kadınlarıyla ilişkileri de, hep kişiliğinin en belirgin özelliğinin “iyiliği’nin” etkisinde biçimlenmiş olan şair, yaşamının en büyük acılarını bu yüzden çekmişti.” Diyor Mehmet Fuat
“Aşk şiirine imza atmaya değmez” diyen devrimci şair bazı kereler sevdiği kadını kendisine çekecek bir sesin ardına da düştü. İşte “Mor menekşe, aç dostlar ve atlın gözlü çocuk” adlı şiirinden seçmeler.
A be şair.
Bizimde bir çift sözümüz var “Aşka dair”
O meretten biz de çakarız biraz…
……
EEEEEEEY
Kızım,annem, karım, kardeşim sen
Başında güneşler esen
Altın gözlü çocuk
Altın gözlü çocuğum benim
Deli çığlıklar atıp avaz, avaz
Burnumun dibinden geçti bu yaz,
Ben, bir demet mor menekşe olsun getiremedim sana!...
Ne halt edek
Dostların karnı açtı
Kıydık menekşe parasına….
….
Önceliği aç dostların doyurulmasına vermek gerektiğini belirten bir aşk şairi…
Nazım hiçbir durumda unutmuyor yüklendiği toplumsal görevi.
Onun memleketinin güzel aydınlık insanları da, bugün Nazım Hikmet’in yurdunu çılgınlar gibi sevdiğini, yurdunun geleceğine yürekten inandığını, yurdunun mutluluğundan başka bir şey istemediğini biliyorlar.
Geleceğe dönük soyut bir umudun, somut yaşamdan ayrılacak olmanın hüznünü engelleyememiş şaire
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor.
Bir basın işçisiyim.
Elim, yüzüm, üstüm, başım gazete
Geçsem de gölgesinden tankların
Şuramda bir çalıkuşu ötüyor.
Oy anam oy…
Haziranda olmak zor diyor ve selamlıyoruz.


1 yorum:

Sanem dedi ki...

Selam olsun!