
“İşçiyiz! Haklıyız! Kazanacağız "
24 Ocak tıpkı 1993’de ki gibi bir Pazar günüydü…
Bizler bir avuç insan heykelin önünde senin sevdiğin türküleri dinliyoruz, hatta söylüyoruz, gökyüzüne bakıp, bizi görüyorsan diye gülümsüyoruz…
Unutmadık seni… Ve diğerlerini…
25 Ağustos 1975 tarihli o meşhur ve muhteşem yazıda ki “Sesleniş” ...
“…Binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, vurulduk, asıldık…
Vurulduk ey halkım unutma bizi…
Ölümcül hastaydık… Hukuk sustu. Vicdan sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım unutma bizi…”
Vurulduk ey halkım unutma bizi…
Ölümcül hastaydık… Hukuk sustu. Vicdan sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım unutma bizi…”
Unutmadım, unutmadık! Seni Hiçbirinizi…
Her “Faili meçhul” denilen ama faili meçhul olmayan cinayetten, Tekel işçilerinin amansız mücadelesine; kulluğa isyandan haksızlıklar, rezillikler yandaşlarının her suç ortaklığına;
Yaşamımızın her anında yokluğunuzu yaşıyoruz…
Eğer yaşıyor olsaydınız da korkarım ki bu gün yeniden bir katliama uğrar, yeniden öldürülürdünüz…
Unutmadık sizi!
İsa’dan önce Protogoras, “İnsan her şeyin ölçüsüdür” demiş.
Gerçekten doğru bir yargı. İnsansız bir doğa düşünmek olanaksız. İnsansız bir doğa dünya değildir, olsa olsa bir gezegendir çünkü.
Dünya insan içindir, toplum insan içindir, tüm güzellikler insan içindir.
İnsanın mutluluğu içindir yer, gök ve deniz.
Ama akıl, yalnız insanlara bağışlanan üstün bir güçtür. Dağlar, ormanlar, nehirler akıldan yoksundur. Ağaçların meyve vermesi akıllı olduklarından değil, doğadan kaynaklanır. İnsanın çocuk yapması ise aklın bir ürünüdür.
İnsan gözünün mavi ya da kara olması, saçının koyu ya da açık olması nedeniyle değil, kafası nedeniyle insandır.
Kimler akıllıdır, kimler akılsız. Akla değer verilmeyen bir toplumda akıllı olmak önemli midir ki? Ya da akıllıların hep geride kaldığı bir toplumda akıllı olmayı isteyen olur mu desiniz?
Üstelik akıllı, inandıklarını savunan, onurunu koruyan, yerleşik düzene karşı çıkan insanlar için en kötü şekilde aramızdan ayrılmıyorlar mı?
En kötü senaryolar gerçekleştiğinde çizginizi, onurunuzu, bağımsızlığınızı koruyabilecek misiniz? Özveri gösterebilecek misiniz? Bunun yanıtını aramak gerekir.
Her türlü baskı, göz korkutma, parasal sıkıntı, bir şekilde cezalandırılmaya göğüs geren ama yinede inandığı yolda yürüyen, yalnızlığı, sonuçta hiçbir şey elde etmese de olabilecek her şeyi göze alan bir hareketleri yapabilecek misiniz?
Kütleleşmiş, dehşet bedenine karşı duran bir kitleleşmiş, kardeşlik bedeni olabilecek misiniz?
Günlerdir Ankara TEKEL İşçilerin sloganlarıyla yankılanıyor.
“İşçiyiz, güçlüyüz!”, “Canımızdan başka kaybedecek bir şeyimiz yok.”
İşçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin kalbi bu kez Ankara’da grev meydanında atıyor.
Türkiye’deki vicdan sahibi insanların gözü kulağı Ankara TEKEL işçilerinde. Hiçbir gazete bunu birinci sayfasına koymasa bile, bir tek televizyon vermese bile Türkiye tarihine böyle geçecektir.
TEKEL işçileri, kimsenin hiçbir biçimde yerinden kıpırdatamadığı, söz geçiremediği siyasi iktidarı, korkutmuş ona karşı durmayı başarmıştır.
Daha önemlisi, sokakta, linçin normalleşmesiyle kurulan yeni bir sistemi de da bozmuştur. Yani sadece işçiler için değil, halkın bütünü için bir şey yapmıştır TEKEL işçileri.
"Ankara’da. TEKEL işçilerinde. PKK’lı zannedebildiler mi? Yasadışı örgüt sanabildiler mi? "
Hayır! Zira kitle, konuşabilir. Cümle kurabilir. Kitle, dehşetin kütlesine karşı koyabilecek güçtedir."diyor Ece Temelkuran yazısında
Her “Faili meçhul” denilen ama faili meçhul olmayan cinayetten, Tekel işçilerinin amansız mücadelesine; kulluğa isyandan haksızlıklar, rezillikler yandaşlarının her suç ortaklığına;
Yaşamımızın her anında yokluğunuzu yaşıyoruz…
Eğer yaşıyor olsaydınız da korkarım ki bu gün yeniden bir katliama uğrar, yeniden öldürülürdünüz…
Unutmadık sizi!
İsa’dan önce Protogoras, “İnsan her şeyin ölçüsüdür” demiş.
Gerçekten doğru bir yargı. İnsansız bir doğa düşünmek olanaksız. İnsansız bir doğa dünya değildir, olsa olsa bir gezegendir çünkü.
Dünya insan içindir, toplum insan içindir, tüm güzellikler insan içindir.
İnsanın mutluluğu içindir yer, gök ve deniz.
Ama akıl, yalnız insanlara bağışlanan üstün bir güçtür. Dağlar, ormanlar, nehirler akıldan yoksundur. Ağaçların meyve vermesi akıllı olduklarından değil, doğadan kaynaklanır. İnsanın çocuk yapması ise aklın bir ürünüdür.
İnsan gözünün mavi ya da kara olması, saçının koyu ya da açık olması nedeniyle değil, kafası nedeniyle insandır.
Kimler akıllıdır, kimler akılsız. Akla değer verilmeyen bir toplumda akıllı olmak önemli midir ki? Ya da akıllıların hep geride kaldığı bir toplumda akıllı olmayı isteyen olur mu desiniz?
Üstelik akıllı, inandıklarını savunan, onurunu koruyan, yerleşik düzene karşı çıkan insanlar için en kötü şekilde aramızdan ayrılmıyorlar mı?
En kötü senaryolar gerçekleştiğinde çizginizi, onurunuzu, bağımsızlığınızı koruyabilecek misiniz? Özveri gösterebilecek misiniz? Bunun yanıtını aramak gerekir.
Her türlü baskı, göz korkutma, parasal sıkıntı, bir şekilde cezalandırılmaya göğüs geren ama yinede inandığı yolda yürüyen, yalnızlığı, sonuçta hiçbir şey elde etmese de olabilecek her şeyi göze alan bir hareketleri yapabilecek misiniz?
Kütleleşmiş, dehşet bedenine karşı duran bir kitleleşmiş, kardeşlik bedeni olabilecek misiniz?
Günlerdir Ankara TEKEL İşçilerin sloganlarıyla yankılanıyor.
“İşçiyiz, güçlüyüz!”, “Canımızdan başka kaybedecek bir şeyimiz yok.”
İşçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin kalbi bu kez Ankara’da grev meydanında atıyor.
Türkiye’deki vicdan sahibi insanların gözü kulağı Ankara TEKEL işçilerinde. Hiçbir gazete bunu birinci sayfasına koymasa bile, bir tek televizyon vermese bile Türkiye tarihine böyle geçecektir.
TEKEL işçileri, kimsenin hiçbir biçimde yerinden kıpırdatamadığı, söz geçiremediği siyasi iktidarı, korkutmuş ona karşı durmayı başarmıştır.
Daha önemlisi, sokakta, linçin normalleşmesiyle kurulan yeni bir sistemi de da bozmuştur. Yani sadece işçiler için değil, halkın bütünü için bir şey yapmıştır TEKEL işçileri.
"Ankara’da. TEKEL işçilerinde. PKK’lı zannedebildiler mi? Yasadışı örgüt sanabildiler mi? "
Hayır! Zira kitle, konuşabilir. Cümle kurabilir. Kitle, dehşetin kütlesine karşı koyabilecek güçtedir."diyor Ece Temelkuran yazısında
“İşçiyiz! Haklıyız! Kazanacağız!”
TEKEL işçilerinin nefeslerinin buğusu Ankara’nın üzerinde birikiyor gece soğuğunda.
Bağırdıkça alışıyorlar seslerine. “Ölmek var! Dönmek yok!”
Düşünün. Hangimiz, hangi insan hakikaten haksızlığa uğramamışsa gidip Ankara’nın soğuğunda gece gündüz, aç bi-ilaç bekler?
Bıçak kemiğe dayanmamış olsa insan nasıl böyle günler hatta aylar boyunca sokaklarda yaşamayı, bağırmayı göze alır?
TEKEL işçilerinin nefeslerinin buğusu Ankara’nın üzerinde birikiyor gece soğuğunda.
Bağırdıkça alışıyorlar seslerine. “Ölmek var! Dönmek yok!”
Düşünün. Hangimiz, hangi insan hakikaten haksızlığa uğramamışsa gidip Ankara’nın soğuğunda gece gündüz, aç bi-ilaç bekler?
Bıçak kemiğe dayanmamış olsa insan nasıl böyle günler hatta aylar boyunca sokaklarda yaşamayı, bağırmayı göze alır?
Televizyonlar onları gösteriyor nihayet. Soğukta üşüyen, üşüdüğünü haklı olduğunu hatırlayarak unutmaya çalışan insanları gösteriyor. Gazetelerde birinci sayfalarda görünüyor yüzleri. Çoktan yapmış olmalıydık bunu. Çoktan...
Nicedir bu kadar haklı, bu kadar kalabalık, bu kadar inanmış, bu kadar her şeyi, hatta ölümü bile göze alan insanları görmemiştik.
Destek verme zamanı.
Hani o insan olmanın bize verdiği ayrıcalıklı aklımızla, beynimizle, sevgimizle, vicdanımızla desteğinizi, öfkenizi ve sesini koyun onlar için ortaya.
Sarsarak uyandırmak zorundayız birbirimizi.
Öyle orada burada ağlayarak, laiklik elden gidiyor diyerek değil. Birey olarak tek tek çabalayarak.
İş başa düştü… Zaman kimsenin ekmeğine yağ sürmeden, davayı anlatabilme ve kazanma zamanı… Kimseyi dışlamadan itmeden…
Şimdi bir kez daha yaşamı daha insani kılmak ve yaşanılası bir hayat için mücadele eden insanlara projektörlerin dönmesini ve kitlelerin desteklerini bekliyoruz
Beklerken bu ülkeyi benimsiyorsak, gidişatı beğenmiyorsak bayrak asmaktan, bayrak sallamaktan başka yapabileceğimiz işler, karşı duruşlar var. Fildişi kulelerden çıkmak gerek.
Çünkü Can Yücel’in dediği gibi, hava döndü. Ve ısınmak için bu soğukta daha kalabalık bizlere ihtiyacımız var.
“...
Senlik-benlik bitip de kuruldu muydu bizlik
Asgari ücret değil; hür ve günlük güneşlik
bir Türkiye olacak aldığın son gündelik
Halk kalacak geride bitince bu zalim sel
Hava döndü, işçiden, işçiden esiyor yel
Can Yücel
Nicedir bu kadar haklı, bu kadar kalabalık, bu kadar inanmış, bu kadar her şeyi, hatta ölümü bile göze alan insanları görmemiştik.
Destek verme zamanı.
Hani o insan olmanın bize verdiği ayrıcalıklı aklımızla, beynimizle, sevgimizle, vicdanımızla desteğinizi, öfkenizi ve sesini koyun onlar için ortaya.
Sarsarak uyandırmak zorundayız birbirimizi.
Öyle orada burada ağlayarak, laiklik elden gidiyor diyerek değil. Birey olarak tek tek çabalayarak.
İş başa düştü… Zaman kimsenin ekmeğine yağ sürmeden, davayı anlatabilme ve kazanma zamanı… Kimseyi dışlamadan itmeden…
Şimdi bir kez daha yaşamı daha insani kılmak ve yaşanılası bir hayat için mücadele eden insanlara projektörlerin dönmesini ve kitlelerin desteklerini bekliyoruz
Beklerken bu ülkeyi benimsiyorsak, gidişatı beğenmiyorsak bayrak asmaktan, bayrak sallamaktan başka yapabileceğimiz işler, karşı duruşlar var. Fildişi kulelerden çıkmak gerek.
Çünkü Can Yücel’in dediği gibi, hava döndü. Ve ısınmak için bu soğukta daha kalabalık bizlere ihtiyacımız var.
“...
Senlik-benlik bitip de kuruldu muydu bizlik
Asgari ücret değil; hür ve günlük güneşlik
bir Türkiye olacak aldığın son gündelik
Halk kalacak geride bitince bu zalim sel
Hava döndü, işçiden, işçiden esiyor yel
Can Yücel
“Çare solda ve sağda düşünce ve inanç özgürlüğünü kısıtlayan bütün engellerin kaldırılmasıdır” demişti Uğur Mumcu
Aynen öyle… Aynen öyle…
Aynen öyle… Aynen öyle…
4 yorum:
Evet, haklısınız "AYNEN ÖYLE"
Neden böyle tozutur her rüzgârda şu kar,
Söyle kimdir sığırcık türkülerini ezbere bilenler?
atesinsesi
merhabalar aydınlıktan korkan karanlık güçler tarafından katledilen aydın gazeteci şehitlerimizi unutmadık unutturamazlar..sevgi ve dostlukla..
Sorun emek-sermaye kavgasının 12 Eylül ve sonrası süreçte egemenlerce yerinden alınıp ırkçı bir platforma oturtulmasında ve bunun farkında olmayan işçi sınıfında...
Tüm kızgınlığıma rağmen dirençlerini yürekten alkışlıyorum,
onlar haklarını kazanacak, biz bilinçli emekçi sınıfımızı...
kırlanqıç
Yorum Gönder