Blog Listem

12 Mayıs 2010 Çarşamba

melek


MELEK

"İşte o, küçük ölü kız, gül ağaçlarının arkasında.
İniyor basamaklı sekiyi ölü gibi solgun genç anne..."
Arthur Rimbaud

Bazen dakikalar aylar sürüyor

Islak, loş ve ürkücü bir sokağın başında beliriyor.
Bana doğru yürüyor. Ayakları çıplak
Üstünde kısa bir gecelik...
Yüzünde hafiften bir gülümseme...
Sol elinde annesinden kalma bir tahta oymalı bir ayna...
Yaklaştıkça yol uzuyor, yaklaştıkça hava kararıyor...

Artık adımlar hızlı.
Arada bir durup kendi etrafında dönüyor...
"Bak " diyor "eteklerim nasıl uçuyor, tıpkı sığırcık kuşları gibi"
Bir çift kanat ellerimden kayıyor yere düşüp kırılıyor, paramparça oluyor...

İşte ayaklarını sürüyerek yürüyor hala...
Gözlerinde gittikçe büyüyen hüzün...
Hüznü büyüdükçe karanlıklaşıyor gözleri.
Korkuyorum!
Sanki beni görmüyor.
Oysa ellerimi uzatsam, saçlarına dokunacağım
Bulutlara hiç değmemiş saçlarına...

Duraksıyor
Sokak lambası aydınlatıyor yüzünü.
Ağzının kenarında zehirli bir gelincik...
Asılı duruyor, iç çekiyor...
Ucuna yaşamı tutuşturuyor ve bir sigara yakıyor.
Eski fotoğraflardan söz ediyor.
Hepsinin nerde olduğunu soruyor...

Yerdeki su birikintisine düşüyor yüzüm...
Ne kadar da eskimiş.
Nereye gitti tüm resimler?
Niye görmedim gittiklerini?

Annem hep kırmızı uçlu gelincik sigarası içerdi.

Bu hafta anneme yazdığım bir şiirimle başladım yazıma… Aslında kendi şiirlerimi yazılarımda pek kullanmam… Amatörce olduğunu düşündüğümden midir, nedendir… Bilmem…
Şiirlerim den birinin KİBATEK’in uluslar arası “şiir antolojisine” konacağını öğrenmemden dolayı bir cesaret geldi herhalde


Müzemizin avlusunda yeni açılan kafeteryamızda Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Ödemiş Belediyesinin hazırladığı “anneler günü çayı” adı altında bir toplantı yapıldı…
Mayıs güneşinin insanın içini ısıttığı ışıl ışıl bir Pazar günü… Mikrofona çağırılarak çok uzun bir şiiri seslendirmem istendi. Kent Konseyi Genel Sekreteri İrfan Gündüz tarafından. Kıramadım…
Şiir bittiğinde birçok kişi ağlıyordu…
Anne özlemi bana yapmıştı yine yapacağını…
Annenize ulaşabiliyorsanız onu daima sımsıkı sarıp öpün…
Uzakta ise devamlı sesini duymaya çalışın… Anneniz hayatta değilse! Yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle onu düşünün, onunla geçirdiğiniz en güzel anları… Göreceksiniz her seferinde içiniz ısınacak… Ayrı bir güç gelecek hayata karşı durmak için, Dim dik…
Bu arada yazıma biraz önce okuduğum bir habere yer ayırmadan duramayacağım… Her ne kadar konu ile ilgisiz olsa da kısaca paylaşayım sizle… Kırıkkale valisi ilin gelişmesi için nüfusun artması gerektiğini söylemiş. Vali Kırıkkale’de nüfus sorunu çözmek için buldukları yöntemi de açıklamış; Evleneceklere 3 çocuk yapmak şartıyla gelinlik hediye edecekmiş!
Doğrusu evlenenler 3 çocuğu yapmaya söz verip gelinliği kapıp, sonra bir ya da iki çocuk yaparsa, ya da hiç çocuğu olmazsa? Bunun cevabı haberde yok… Varın cevabı siz düşünün…

Ben Henry David Thoreau’n bir sözü ile, hapiste evladı olan annelerin ve de dışarıda evladı olup hapisteki annelerin anneler gününü kutluyorum
“Önüne geleni haksız yere hapse atan bir yönetimde, dürüst bir insanın gerçek yeri de hapishanedir.”
Bir başkaldırıyı, inadı, insancıl tutkuyu yaşamın atlasına işleyen, Aşk ve özgürlükle birey olmanın tutkusunu yaşayan herkese yaşam kutlu olsun tabii ki birer Mayıs çiçeği olan annelere de!...

3 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

Yol gösteren bir paylaşım. Teşekkürler, yararlanıyoruz.
Selamlar.

MAVİ TUTKU dedi ki...

Gelinlik...;ne kadar çok saçmalıklar yapanlar var.yazık.

Yazmak Keyiftir dedi ki...

Ödemiş te bir yerde benim de yitirdiklerim vardı.
Zaten hep yitp gidenler, kaybedilenler ve avuçlardan kayanların ardından ilk önce bir iç yangını ve onu söndürmeye çalışan sağnaklar gelir. Ardında kalan sıcağın yumuşak iklimindeyse iç burkan bir tebessüm oturur dudak kenarlarına.
Giriş ve gelişimi itibariyle son derece mükemmel. Lisanı münasibi ise ciddi derecede iz bırakıcı. Ellerinize sağlık.
Bir de antolojiye girecek bir yazara yorum yazmak ise bu fakire göre bir ayrıcalık.
Saygıyla...