Blog Listem

3 Haziran 2010 Perşembe

hükümet çalışıyor


HÜKÜMET ÇALIŞIYOR

“Bir maden kazası olmuş; Bakan’ı orada, Başbakan’ı orada… Ölüleri sayıyorlar…
Kazanın, işçilerin kaderi olduğu konusunda bizi aydınlatıyorlar… Protesto eden anında gözaltına alınıyor.
Gazetecilerin, bu tatsız görüntüleri bizlere iletmeleri engelleniyor…
Yani bir ölüyorsun… Başbakan yanı başınızda, haksızlık etmeyelim…
Daha ne istenir ki!”
Bu ilanı gazetede görünce yüzümde hüzünlü bir gülümseme belirdi…

Serin bir Mayıs sabahı… Beyaz bulutlar koyu griliklerle birleşiyor. Güzelim maviyi örtüyor… Yağmur damlaları iri iri düşüyor adeta insanın yüzüne çarpan acı gerçekler gibi… Değdiği yeri ıslatıyor ama sadece su ıslaklığı değil bu… Sanki bir kor ateşi…
Umudun ve umutsuzluğun!
Yaşamın ve ölümün…

Sessizliğin sesiyle, acının dokunuşuyla uyanan yoksul insanların gözyaşları!
Sanki madencilerin alnında ölüm yazıyor! İktidarın başındakiler diyor ki; ya bu işi yapma ya da kaderine, yani ölüme razı ol!
Türkiye’de milyonlarca insanlar işsiz, madene onlar girmese, girmeye hazır milyonlar var.
Ama siyasetçilerin özelliklede iktidardakilerin bildiği en iyi iş cenaze törenlerine gitmek...
Depremlerde çürük yapıların altında kalan insanlarımıza da, Ankara’nın insanları gökyüzünü gösterir hep; “Tanrı böyle istedi”

Maden ocaklarındaki bu ölümlerde en büyük sorumluluk iktidarların bence…
Şu son zamanlardaki maden ocaklarındaki ölümlerin artışı ilgi çekici değil mi? Maden işçileri Sendikasının rakamlarına göre son 7–8 yılda ölen madencilerin sayısı 619
Maden ocaklarında ölüm sıralamasında Türkiye’nin Avrupa’da birinci ve dünyada üçüncü olmasının bir kader olmadığı kesin…
Eğer öyleyse Tanrı her yıl ölümlerin en yüksek sayısını Müslüman olan Türklere mi veriyor? Madenciler hala bunlara inanıyor mu sizce?
Bir canı böylesine ucuz yapanlar, maden ocaklarında en üst düzeyde önlemleri kural olarak koymayanlar olsa gerek.
2004 yılından beri başlayan taşeron sistemi, araya konan aracılar, seçimlerde oy kaygısı ile dağıtılan kömürler bu günleri getirmedi mi?
Sömürüye dayanan ölümün adı dün tersanelerde kol geziyordu şimdi madenlerde kol geliyor.
Yağmurdan sonra güneş çıktı… Grilikleri yararak, parlamakta su damlaların üstünde… Su damlaları kristal gibi parlamaya başladı… Eh ne de olsa her karanlığın sonu bir gün mutlaka aydınlık…

Televizyona bakıyorum… Yanlış mı duyuyorum?
Birisi çıkmış emekten, üretimden, ulusal çıkarlardan, bağımsızlıktan mı bahsediyor…
“İktidara bağımlı yargı” için “kendi ülkemizin mahkemesine başvurduk” diyen, iktidar yandaşlarına “ besleme” diyerek, kalemini beynini satanlara en anlaşılır tanımlama yapan, Kuvayi Milliye’nin Müdafaa-i Hukuk’un, Conkbayırı’nın sayfalarından konu açan, seçim barajını yüzde beşe indireceğini söyleyen birisi konuşuyor…
Konuştukça coşuyor, coşturuyor
Yoğun bir kalabalık, üst üste adeta. Herkes bağırıyor şarkı söylüyor… Umuttan bahsediyorlar. En önemlisi ise gözlerdeki bir umut ışığı…

Şimdi o ölümleri kader kabul edilen kömür işçilerinin, arka arkaya ölen ve işten çıkarılan tersane işçilerinin, taşeronluk denilen ve bu ülkeyi yok edecek sistemin kurbanlarının, okumayan binlerce kız çocuğunu, toprağını süremeyen çiftçinin, gerçek dindarların, bu ülkede dürüstçe yaşamak isteyenlerin gözlerinde bir umut ışığı mı var? Yoksa ben mi yanlış görüyorum… Yine her zamanki gibi düş mü kuruyorum… Doğrudan, güzelden yana…

Bu coşku, büyük sorumluluklar getiriyor umut olarak görülen kişilere… Bunu göğüsleyecek örgütlere, yönetim kurullarına…
Farkında olduklarını var saymak bize de umut verir…
Son gölgelerini yaşıyoruz Mayıs’ın
Umutsuz ve kaygılı
Yağmur diniyor, güneş parlıyor.
Geçmiş, gelecek, umut, umutsuzluk
Yağmurdan sonra gelen aydınlık gün gibi.
Güneş gibi ay gibi,
Önümde beliriveren limon çiçekleri gibi.
Yitirdiklerinizin anısı, yeni kazanacaklarınızın ışığı olsun.


Hiç yorum yok: