Blog Listem

3 Haziran 2010 Perşembe

huysuz





HUYSUZ

Gece yarısı, okşayıcı bir sesle uyandım.
Pencerede olanca aydınlığıyla yüzünü bana çeviren ay ışığının sesiydi bu!...
Ayın ya da ışığın sesi mi olurmuş demeyin;
Düşünebilinen her şey sestir, renktir…
Biz sanatçılar için…
Böyle uyandığım zamanlar uyuyamam bir daha…
En iyisidir kitap karıştırmak, şiir okumak
Ay aydınlık geceler, güneşli sabahlara böyle ulaşır ancak…
Kıştan artakalan bulutlu gri sabahlar, bu ışıksız gri suratlı kendimi, bu asık suratlı yılgın satırları söküp atacak bir güneşin eninde sonunda doğacağını nasıl biliyorsam, okuduklarımda kaybolmanın çıkış ışığını da göstereceğini öyle bilirim geceleri…
Hele ki böyle sanatla, sanatçıyla dolu geçen hafta sonundan sonra, sıradan günler sizi bekliyorsa güneşin ışıltısı sizi avutacaksa…

Elimde oldukça kalın bir kitap, Misafirlerimizden Özcan Yalım’ın baskısı tek tükenmeyen kitabı “Türkçede Yakın ve Karşıt Anlamlar Sözlüğü”
Şairimiz Özcan Bey akşam boyunca söylendi arkasından da “Bana huysuz Özcan “ derler dedi…
Sözlükte bakıyorum “Huylu’”nun karşısında “geçimsiz kuşkulu” yazıyor. “Huysuz’”un karşısına bakıyorum “Geçimsiz, huysuz” yazıyor… Gülümsüyorum buraya ne eklersem doğru olur diye!
Ve sadece Özcan beyin karşısına eklenecek bir tek cümle buluyorum. “Seçki düzeyi, evrensel bakışı, müthiş bilgi dağarcığı, sevilmemeyi göze alan cesareti ve o güzel Türkçesiyle, hakkıyla huysuz Özcan”

Gece yarısı bu da okunur mu demeyin. Gündüz geçirdiği saatlerin ve nağmelerin etkisinde kalan bir insan, tabii ki o değerli insanları tanımak onlarla geçirdiği saatleri sindirmek için eserlerini okur…

Düş saatlerine usul, usul damlayan zaman.
Günü soyunuyor, geceyi giyiniyorum. Derin bir gecede, yaprak serinliğinde yasemin kokuları arasında ve gecenin aydınlığında yemek masasında okunan şiirleri düşünüyorum…
Gecenin aydınlığını sabaha taşımak istediğimden midir neden… Şiirlerin içinde kayboluyorum

Körsem,
senden gayrisine yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel
Ay karanlık…
Diyen Ahmet Arif

Şairler gerçekten yaşayıp, yaşamadığımıza dair bir ışık bir belirti, bir aşk arar.
Bulduysa da papatya tarlasında, kan kokusu genzini yakar…
Kimse fark etmez yaprakların hızla sararıp yeşerdiğini, kapıdadır hüzün.

Hâlbuki hayat hareketli bir hedeftir.
En iyi atışı yapmak için beklemekse şaire göre değildir…
Her şey hüzünden ibaret bir tren gibidir.
Ev içlerine savrulur yalnızlık!...
Cebinde yarım kalmış şiirler taşır şair.
Yaz bitti der dize…
Yazla birlikte baharda başlayan aşk de biter…
Malum artık ikinci bahar yani sonbahar başlayacaktır…
Son baharın biraz daha derin, biraz daha hüzünlü, biraz daha ağırbaşlı bir havası vardır sanki…
Sarısı bile o uçarı elimizden kayıp gidiverecek gibiliğini kaybetmiş, olgun bir kahverengine, tutkulu bir kırmızıya bulanmıştır…

Bizler sevgiyi unutmanın bedelini ödüyoruz…
Bedel baharları hüzün olarak yaşamaktır…
Hayatı yaşarken bir an için durup hayatın dışına çıkıp bakmayı deneyebilsek…
Doğanın en yetenekli canlısının yaşamayı nasıl unuttuğunu, küçük yerlerde nasıl dönüp durduğunu, zavallı istekler için kendini nasıl harcadığını, anlamsız kavgaları, o sevgisizlikleri görseydik, görebilseydik eğer…
Neden sevgiyi kabul etmez niye yaşamayız?
Neden her şeyi ele geçirip, üstünde tepinmek isteriz. Doğayı fark etmez, baharın kokusunu duymaz, şiirleri okumaz, sanatçılara gereken ilgi ve alakayı göstermez, maddi dünyadan kopamayız…
Bizler ne sevgiyi, ne şiiri ne müziği öğrenebiliyoruz.
Onlara ne yapıyoruz. Sevgiyi suçluyoruz, korkutuyoruz, saygısızlık edip hayatımızdan kovuyoruz… Şiir okumuyoruz, müzik dinlemiyoruz, ne renklere ne tabiata bakmıyoruz… Yada baksakta göremiyoruz.
Sevmesini öğrenemiyoruz…
Sevgiyi sahip olmakla karıştırıp, sonra da sahip olamadığımız şeyi sevmemeyi öğreniyoruz…
Hep sevgiden korkutulduk, ürkütüldük.
Hayata sevgisiz insanlar egemen oldu…
İnsanlara sevgisizliği öğrettiler.
Hâlbuki sevgi insanın özgürlüğü değil midir?
Sevgiyi korumak insanın insanlığını korumaktır.
Sevgide bahar gibidir. Renkleri olan, kokusu olan, tadı olan.
Sevgi hep vardır, hep gelir, alınıp satılmaz. İnsanın onu bulabilecek, fark edebilecek ve tutacak gücü olmalıdır…
Sevgi bahar gibidir…
İzin istemez ve değerini bilenindir. Diyerek Ahmet Arif’le bitiriyoruz.
Gitmek
Gözlerinde gitmek sürgüne
Yatmak
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani?

Hepinize umut, sevda, düş dolu günler ve sanat ile dayanma gücü diliyorum…

1 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

"umut, sevda, düş dolu günler ve sanat ile dayanma gücü diliyorum"
Teşekkürler, selamlar.