Blog Listem

8 Haziran 2010 Salı

işte hayat




İŞTE HAYAT

“Düş gücü uykuya dalınca, sözcüklerinde anlamı boşalır.”
Diyor Albert Camus
Düş gücüm nereye gitti diye düşünüyorum günlerdir! Düş kuramıyorum!
Hâlbuki düş kurmak yaşamı sevmek değimliydi?
Hayallerini çoğaltmayan, yaşamı sevmeyen bir insan ne şiir sever, ne insanları, ne kadınları, ne erkekleri, ne hayvanları, ne çiçekleri, ağaçları ne de kuşları…
Yaşamı sevmez yaşamı…

Yeni heyecanlara yer yok…
Sarsıla sarsıla ağlamak yok.
Şöyle ağız dolusu kahkaha yok…
Zaman hazeryanlara, coşkulara gem vurma zamanı sanki …
İçinizdeki çocuğu, kendi ellerinizle büyüklerin dünyasına evlatlık verme zamanı…
Ya da kaçıp gitme zamanı…
Evlatlık verilen çocuğun akan gözyaşından kaçmak kolay değil oysa…
İçimizdeki küçük çocuğun büyümesini biraz hayret, biraz da korku ile seyredip ve adına “İşte hayat bu” denilen gerçeğe alışmaya çalışırken…
Alışamayanların sonu böyle mi olmalı?
İçimizdeki küçük kahramanları başkalarına mı bırakmalı?

Kilometreler, eski yolların satır aralarında geride kalıyor.
“O küçük çocuğun yüzü” ağır yüreklerimizin derinliklerinde siluetleri ile öylece duruyor…
Bir hayat var kaçınılmayan…
Kendinden kaçışın mümkünü yok. Herhalde alışmak gerekiyor.
İste yaşam bu… Buna da büyümek deniyor.
Kaçış yok!
Kim bilir belki de Abraham Cowley’in dediği gibi “Hayat tedavisi olmayan bir hastalıktır” tır? Çocukken annemizin verdiği ilaçlarla iyileşirken, büyüdükçe ilaçlar kifayetsiz gelmeye başlamıştır…

Sanki havada alışılmadık bir şeyler var. Bir suskunluk… Bir ne yapacağını bilmezlik… gelecek sıcak güneşin kollarına mı atılsam, yoksa geçen günlerin soğuğunda mı kalsam… der gibi!
O anda karanlığın karnında yapayalnız olduğumu duyumsuyorum.
Ürkmüş, korkudan çok, körlük duygusuna kapılmışım.
Kendimi arasam bulamayacak gibiyim. Yorgo Seferis’in mısraları karanlıkta ışık gibi parlıyor

"...Yalnız kalmak isteseydim, sessizlik
Olurdu aradığım, yoksul ufukta
Bu çizgilerin, bu renklerin, bu suskunluğun
Ruhumu parça parça edeceği umudu değil.”



Evet, Haziran öyle bir ayki birçok şairimizin ve dünya şairlerinin ölümünün değil ölümsüzlüğünün anıldığı zaman…
Nazım’ı anma gecesi birçok insanın katılımıyla yaşanan tam bir kutlama coşkusuydu… Nazım’ ve diğer şairlerimizi çevreleyen aydınlığın ve özgürlüğün içinden dizeler akıyordu…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ Bir orman gibi kardeşçesine/ bu hasret bizim okunuyor…”İşçi sınıfına selam” okunuyor…”Kurtuluş savaşı destanı” okunuyor… Unutmayalım, belleklerimizden asla silinmesin diye “Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala” diye bağırılıyordu…
Nasıl ve nerede olursak olalım/ Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşamaya, sevmeye kararlıyız…
Düşmana inat, bir gün daha yaşamak… Cesaretle köprüleri aşmak… Karşıda bizi bekleyen ışıl, ışıl hayata koşmak ya da yolunda ölmek… Yani insan kalarak yaşamak…

Bir aşabilsek beynimize, kalbimize koyduğumuz bu köprüleri.
İçinde korkak siluetler halinde gezinip durduğumuz bu koca zindanı beynimizden defedip, tutkunun ateşten yelelerine sımsıkı yapışarak korkusuzca düşünmek, çizmek, sevmek, yaşamak…
Kafamızın içine kurulu köprüleri yıkıp, özgürlüğün o sınırsız bahçesine düşündüğümüzü ağız dolusu haykırıp, asi nehirler gibi akıp, doludizgin at koşturmak…

Herkes bir gün sınırlarını aşmak ve kendini güvenle öne çıkarmak için ani bir duyguyla karşı, karşıya kalır. Bir başka kimliğe bürünmek için değil, ama daha çok kendimizdeki en iyiyi ortaya koymak, kendi için en iyi olanı seçmek için.
Değişmek teraziyi öteki tarafa doğru eğmeyi öğrenmektir.
Zordur köprüleri yakmak.
Sıradan sabahların mahmurluğuna alışmışlar için, bir şafak vakti aniden geçmişinden ve bu gününden vazgeçmek ve içinde her nasılsa saklamayı başarmış, bir yarın heyecanının kanadına tutunarak havalanmak cesaret ister.
Kurulu düzen öylesine rahat, öylesine tehlikesizdir ki, ruhunda gömülü fırtınaları, aylarca yağmamış yağmurlar gibi yağdırıp, dörtnala ileri atılmak, yaman bir karara dönüşür.
Zordur köprüleri yakmak.
Zordur insanın onca zaman kurduğu ne varsa hiçe sayıp, mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyetlenmek.
Meçhul ama bir o kadar da dayanılmaz bir gelecek uğruna bu gününden vazgeçmek korkutur insanları.
Köprüleri yakmak cesaret ister.
Ama siz kararsız dururken köprünün karşısından ışıl, ışıl yeni bir hayat umudu inatla gülümser insana… Doyumsuz renkler, kokular vaat ediyordur gidebilene

Son olarak unutulmaz “Dr Jivago” romanının yazarı ve şairi Pastermak’ı anarak, onun her okuduğumda gözlerimi yaşartan romanından “Ayrılık” adlı şiirinin dizeleriyle, şiirden bunca uzak dünyada size düşçe kalın diyorum…
(…)
Kıyılar denize nasıl yakınsa
Buluştukları çizgide
Kadın öylesine yakındı
Adama tüm çizgileriyle

Bir Çalkantının basması gibi
Sazlıkları fırtına sonrasında
Onun çizgileri ve biçimleri
Sinmişti adamın ruhuna…
(…)

3 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

http://www.youtube.com/watch#!v=4Yd2PzoF1y8&feature=related

En sevdiğim müziklerdendir. Filmi de her seyrettiğimde tekrar tekrar duygulanırım. Selamlar.

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Zhivago'yu görmüşken bir selam verip
geçemedim.

Sevgilerimle..

nehiro dedi ki...

teşekkürler Ali Bey haklısınız büyük bir klasik...
Hoşgeldiniz Jivago haklısınız ...teşekkürler.